<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Eski Sevgiliye Yazılmış Mektuplar &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/etiket/eski-sevgiliye-yazilmis-mektuplar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Feb 2017 12:13:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>14 Şubat Mektup Yazamayan Sevgililer Günü Öyküsü</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/14-subat-mektup-yazamayan-sevgililer-gunu-oykusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/14-subat-mektup-yazamayan-sevgililer-gunu-oykusu/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 22 Feb 2017 08:30:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Sevgiliye Yazılmış Mektuplar]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgililer Günü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=8242</guid>
				<description><![CDATA[<p>Diplerimde bir yerlerde hâlâ cesaret kırıntıları var. Bir de fazla harcanmaktan artık tükenme raddesine varan gururum… Bir arkadaş var. İsmi yağ gibi akar ağızdan söylenince. Öyle kolay, öyle basit. Bazı isimler yorar insanı seslenince. Leyla yormaz mesela beni, Züleyha takatimi götürür ama. Ya da ‘’Kerim abi!’’ diye çığıramam. Üşenirim. Kerim zor bir isim. Ama bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/14-subat-mektup-yazamayan-sevgililer-gunu-oykusu/">14 Şubat Mektup Yazamayan Sevgililer Günü Öyküsü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Diplerimde bir yerlerde hâlâ cesaret kırıntıları var. Bir de fazla harcanmaktan artık tükenme raddesine varan gururum… Bir arkadaş var. İsmi yağ gibi akar ağızdan söylenince. Öyle kolay, öyle basit. Bazı isimler yorar insanı seslenince. Leyla yormaz mesela beni, Züleyha takatimi götürür ama. Ya da ‘’Kerim abi!’’ diye çığıramam. Üşenirim. Kerim zor bir isim. Ama bu arkadaş, güzel olan tek vasfını, ismini bırakıp gitti. Bir mektup yazayım dedim ona.</p>
<p>Arayıp ses verip, ses duymak cesaret kotamı aşıyordu. Bir mesaj atıp 2 saniyede iletmek de korkutuyordu beni. Hız, insanoğlunun düşmanıydı. <em>Erişir menzil-i maksuda aheste giden</em> demiş eskiler o yüzden.  İlkokulda yazdığımız mektup denemelerinden bu yana mektup yazmamıştım. Gönderen nereye, alıcı nereye yazılır hiç bilmiyordum. Sonra bir mektup ne kadar sürede varırdı? Bunu bilmemek iyiydi. Ulaşmasa bile iyiydi. Yazmak istiyordum sadece, yazmak.</p>
<p>Kötü günler için müsvedde bir kâğıda yazıp bir yerlere sıkıştırdığım adresine baktım. Buradan ‘oraya’ bir mektup, meçhule kurban gitmezse on güne varırdı herhalde. Elimi kardeşimin Türkçe ders kitabına uzattım. Son sayfadaki <em>Türkiye Siyasî Haritası’</em>na baktım. Dikine gidilince arada tam 6 şehir vardı. En az.. Bu uzayabilirdi, hatta uzasaydı.. Fizikî haritalarda bu şehirler azalırdı. Dağlar, nehirler, ovalar daha mühim yer tutardı. Ona da baktım, yalnızca 3 şehir vardı. Dağlar koca şehirleri yutmuştu adeta. Mavi bir damar gibi kıvrılıyordu nehirler. Şehirlerin isimleri yoktu. İyisi mi, hesabımı siyasî haritaya göre yapıp, oldukça politik davranmalıydım.</p>
<p>Bu denli ince hesaptan sonra cesaretimde bir kıpırdanma meydana geldi. O arkadaşa, ismini seslendiğimde içimde bir daha seslenme şevkini uyandıran o arkadaşa yazmalıydım. Cûşa gelmiştim, bendlerimi yıkıp kendimi ifşa etmeliydim.</p>
<p>Kalemi elime alınca Rodin’in meşhur heykelindeki duruşa büründüm ama. Kâğıda bakıyorum, kalemin ucuna bakıyorum. Öyle bakıyorum ki, başım o heykelden daha eğik. Sırtım küçük bir tepe oluveriyor. ‘’Bu kalem ne renk yazıyordu acaba?’’ gibisinden yersiz ve hadsiz sorular bile soruyorum kendime. Fakat ne yazmam gerektiğini bir türlü bilemiyorum. İçimde bir şeyler vardı, fakat ulaşamıyordum. Acaba bu devirde mektup yazmamı komik bulur mu, diye soruyorum sonra kendime. Mektubun kendisini, onu götürecek postacıyı, PTT kurumunu, 6 şehiri, her şeyi düşünüyorum. Mektup yazarak bir nostaljiyi mi canlandırıyordum? Bu benim görevim miydi? <em>Nostalji inkâr demektir</em> diyordu bir film, <em>şimdiki zamanın inkârı</em>. İlim için Çin’e gidenleri gücendirmemeliydim, çağın gerekliliğini yerine getirmeliydim.</p>
<p>Peki, posta mı, e-posta mı&#8230; Çok gittim geldim bu ikisi arasında, hiçbir şey bulamadım.  6 şehire bulaşmadan şimdiye çoktan yollayabilirdim. Onca zaman sonra diplerimde kalan cesaretimi derleyip toplamışken, bu kısırlık, açmaza sürükledi beni. İçimde taşmak isteyen bir sel vardı, ben ise buna bir kanal bulma derdindeydim. Yersizdi, biliyordum. Tekrar Türkçe ders kitabına uzandım. Sahiden 6 şehir miydi? Evet! İşte! 6!</p>
<p>O’na, o ismi kolayca söylenebilen arkadaşa yazmak için romantik bir gün mü seçseydim acaba? Doğum günü, tanışma günü, sevgili olma günü -Jorge Luis Borges’in doğum günüyle aynı-ilk defa bir sahile gitme günü. İlk, ilk, ilk. Sevgiliyle yaşanan her gün ilk değil miydi? Sevgiliyle iki günü bir olan zarardaydı. Bir de bizim dışımızda icat edilen günler vardı; Dünya Kediler Günü, Sevgililer Günü. Sevgiliye, anneye, babaya, kediye gün ayırma.. Bir kedim olmadı hiç. Kitaplığımın arasında ona sıcak, temiz bir yer yapmak hep tatlı geldi ama, kedim olmadı hiç. Olsaydı, Dünya Kediler Günü’nde ne yapmam gerektiğini bilemezdim. Nasıl kutlanırdı bu gün? Daha fazla mama? Dışarı çıkarıp gece geç saatlere kadar hoyratça gezmek? Uzayan bıyıklarını kesmek? Sevgililer Günü de öyle olmalıydı. Daha fazla çiçek? Gece geç saatlere dek bir yerlerde oturmak? Onun senin için, senin onun için kişisel bakımına o gün daha fazla itina göstermek? Böyleydi. Sevgililer Günü gibi bir günü, kediler gibi sevişken canlılardan öğrenecek değildik. Hem 14 Şubat, Öykü Günü’ydü, sevgili değil. Mektup yazamamamın öyküsü.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/14-subat-mektup-yazamayan-sevgililer-gunu-oykusu/">14 Şubat Mektup Yazamayan Sevgililer Günü Öyküsü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/14-subat-mektup-yazamayan-sevgililer-gunu-oykusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8242</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Öz Olarak Sevgi</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/oz-olarak-sevgi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/oz-olarak-sevgi/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 20 May 2016 05:30:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Duygu Çöplü]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Dilan Bozyel]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Sevgiliye Yazılmış Mektuplar]]></category>
		<category><![CDATA[Tezcan Topal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3738</guid>
				<description><![CDATA[<p>Bir imaj, bir hatıra, bir insan asla kalıcı değilken, hayatımızın özü olan sevgi kapasitemiz, kendi enerjimiz, kendi varoluşumuzda keskin hatlarımızla kalan, belki de bir başımıza kalan, sadece biziz. Bağlanmamak lazım aslında, sonuna kadar savunduğumuz düşüncelerimize bile. Bir şeye büyümesi, kendine farklı kabuklar örüp, tekrar tekrar onu kırması, değişip gelişmesi için vakit vermeyi öğrendim. Vakit geçtikçe, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/oz-olarak-sevgi/">Öz Olarak Sevgi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir imaj, bir hatıra, bir insan asla kalıcı değilken, hayatımızın özü olan sevgi kapasitemiz, kendi enerjimiz, kendi varoluşumuzda keskin hatlarımızla kalan, belki de bir başımıza kalan, sadece biziz. Bağlanmamak lazım aslında, sonuna kadar savunduğumuz düşüncelerimize bile. Bir şeye büyümesi, kendine farklı kabuklar örüp, tekrar tekrar onu kırması, değişip gelişmesi için vakit vermeyi öğrendim.</p>
<p>Vakit geçtikçe, zaman hatıraları dizip bizi yordukça, yaşlanmak kavramı ortaya çıkıyor. Başımızdan geçen yoğun ilişkiler, beynimizi dolduran hatıralar git gide çoğalıyor. Gittiğimiz yerlerle, tanıdığımız insanlarla değişsek, farklılaşsak bile sevginin kaynağı bizde. Sevginin varoluşu, nereye yöneleceği, değişip üflenen küller gibi dünyanın dört bir yanına dağılsa bile aynıdır, kökeni bizde kaldığı için. Bedenimiz değişiyor, biz büyürken düşünce yapımız yeniden örülmeye devam ediyor. Bazen duvarların arasında terk edilmiş gibi hissetsek de gün geliyor ve göğün sonsuz tavanına yükselmiş buluyoruz kendimizi. İşte, hayatın ta kendisi! Hayat ise, bizimle. Kim bilir kaç tane eski sevgili geçmiştir, kaç tane asla bozulmayacağına yemin edilmiş ancak havada kalmış sözler verilmiştir yaşamımız boyunca? Saysan, sayamazsın. Dönem dönem bazı şeylerin yerine oturduğunu hissedip, belli bir rutine uyum sağladığımı düşünüyorum ancak an geliyor ve en kalıcı, en sağlam köklere sahip olduğumu düşündüğüm hayat tarzı, yanımdaki insanlar veya ideallerim yıkılmış iskambil kartlarına dönüyor ve darmadağın oluyorum. Bunu yenmek, toparlanmak, yine bana kalıyor, kendimin elinden tutmam gerekiyor. Her defasında yerden kalkarken, yeni ve olgun bir insan olarak kalkmak önemli, belki de yaşadığımız onca şeyin amacı budur.</p>
<figure id="attachment_3739" aria-describedby="caption-attachment-3739" style="width: 735px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Ara-Guler-Istanbul.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-3739 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Ara-Guler-Istanbul.jpg?resize=640%2C427" alt="Değişmeyen tek şey değişimdir (Ara Güler - İstanbul)" width="640" height="427" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Ara-Guler-Istanbul.jpg?w=735&amp;ssl=1 735w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Ara-Guler-Istanbul.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/05/Ara-Guler-Istanbul.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-3739" class="wp-caption-text">Değişmeyen tek şey değişimdir (Ara Güler &#8211; İstanbul)</figcaption></figure>
<p><strong>Tezcan Topal</strong> tarafından hazırlanan “<strong>Eski Sevgiliye Yazılmış Mektuplar</strong>” adlı kitapta, yenilenmek üzerine bir mektup okudum. <strong>Dilan Bozyel</strong>’in yazdığı “<strong>Unutmak Çok Mümkün</strong>” adlı mektup; beden yorulup yaşlansa da kırışıklıklar yaşanmışlıkların simgesi olarak yüzümüze konsa da zihnin açıklığı ve aklımızın enerjisiyle her zaman devam edebileceğimizi vurguluyor. Asla unutamayacağımızı zannettiğimiz geçmiş, aslında yeni bir yol çizmemiz için bize bir ipucu, motivasyon kaynağı. Her insan, iyi ya da kötü, bir başkasının hayatındayken ona bir şeyler öğretiyor, ders veriyor. Kısaca, tecrübe ediniyoruz çünkü zaman geçiyor ve asla gitmeyeceğini düşündüğümüz sevgili bile arkasına bakmadan gidiyor. Ondan geriye kalan tek şey değişen benliğimiz oluyor. “Şükrediyorum, iyi ki hayatıma girdin şimdi ismini bile bilmediğim eski sevgili.” (sayfa 35). Hayatın akışı doğrultusunda bazı şeylerin ayarına oturmasına izin vermek için, unutmak gerekiyor belki de. Beden yaşlandıkça, yani vakit geçtikçe, eski sevgilinin adı bile unutuluyor. Unutulan şeyler bazen insanlar oluyor, bazen kurulan hayaller&#8230; Ancak hüzünlenmeye gerek yok, yeni ve büyümüş karakterimiz doğrultusunda yeni hayaller de kurulacak. Bu kabullenildikten sonra belki de bazı şeyler eskisi kadar insana koymamaya başlıyor. Başı daha dik bir şekilde, başı dik yürümeye devam ediyor. Çünkü biz yaşadıkça, devam etmek zorundayız.</p>
<p>‘<em>Değişmeyen tek şey, değişimdir</em>’ felsefesinin doğruluğu, her geçen yıl kendimizi yeni bir bakış açısına sahip olarak bulmamızla kanıtlanabiliyor. Bunun için teşekkür edilmesi gereken acılar var. Bir sonraki ilişkiye hazır olmak, bir sonraki benliğe hazır olmak için bazı şeylerin yaşanması gerekiyor, biraz da insanın kendi gücüne hayran olması için&#8230; Bu gözler çok şey gördü, bu zihin çok fazla karmaşadan çıkmaya çalıştı ancak biz kendimizle var oldukça, başaracağız. Benlik olgusunun insanın kendisiyle kanıtlanması hala içindeki sevginin var olmasıyla alakalı bence. Sevgi gün gelir azalır, artar, değişir, gelişir; ancak asla yok olmaz. Bunun sebebi ise, bizim içimizde olmasıdır. Bir parçamız olduğu için, bizim başımızdan geçen olaylarla o da oradan oraya savruluyor belki, sevecek insan, sevilecek bir benlik arıyoruz. Bunun ilk hedefi, kendimiz olmalı. Umutla var oldukça insan, sevmeye, sevilmeye devam edecek. Sahip olduğumuz sevgi, değişim doğrultusunda değişmeyen tek şeydir.</p>
<p>Ben hala buradayım, kendimleyim. Vücut acılarla, bozulmuş sözlerle yıpransa da sevgimin özü hala benimle. İnsan büyürken ayrılırmış bir diğerinden, genişleyen kendine yer açmak için.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/oz-olarak-sevgi/">Öz Olarak Sevgi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/oz-olarak-sevgi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3738</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
