<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>eğitim &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/etiket/egitim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Dec 2018 21:13:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Halide Edip’in Ütopik Romanı “Yeni Turan” Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/halide-edipin-utopik-romani-yeni-turan-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/halide-edipin-utopik-romani-yeni-turan-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 09 Dec 2015 15:33:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Alkım Saygın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[adem-i merkeziyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Halide Edib]]></category>
		<category><![CDATA[Halide Edip Adıvar]]></category>
		<category><![CDATA[kadın sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[ütopik roman]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Turan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1081</guid>
				<description><![CDATA[<p>II. Meşrutiyet’in ilanından sonra basına uygulanan sansürün sona ermesi, istibdat yasaklarıyla bastırılmaya çalışılan fikir tartışmalarını alevlendirir. Bu dönemde Türk düşünce dünyası, gazete ve dergi sayfalarında yapılan fikir tartışmalarıyla şekillenir ve bu tartışmalar etrafında ortaya konulan görüşler, yine basın aracılığıyla kitleselleşme fırsatı yakalar. Meşrutiyet’in getirdiği özgürlük ortamında Türk basını, yeni değerleri olduğu kadar eski değerleri savunanlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/halide-edipin-utopik-romani-yeni-turan-uzerine/">Halide Edip’in Ütopik Romanı “Yeni Turan” Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>II. Meşrutiyet’in ilanından sonra basına uygulanan sansürün sona ermesi, istibdat yasaklarıyla bastırılmaya çalışılan fikir tartışmalarını alevlendirir. Bu dönemde Türk düşünce dünyası, gazete ve dergi sayfalarında yapılan fikir tartışmalarıyla şekillenir ve bu tartışmalar etrafında ortaya konulan görüşler, yine basın aracılığıyla kitleselleşme fırsatı yakalar. Meşrutiyet’in getirdiği özgürlük ortamında Türk basını, yeni değerleri olduğu kadar eski değerleri savunanlar arasında da çeşitli tartışmalara tanıklık eder. 1908-1912 yılları arasındaki dönem bu yönüyle, Türk basınında oldukça sert birtakım kutuplaşmaların yaşandığı bir dönem olarak işaretlenebilir. Balkan Savaşları’yla birlikte basındaki bu kutuplaşmanın Batı karşıtı bir cephenin oluşmasıyla bir parça eridiği de söylenebilir. Savaş döneminde gerek yeni değerlerin, gerekse de eski değerlerin savunucuları, Batı emperyalizmine karşı ortak bir tavır sergilemeyi de başarmışlardır.</p>
<p>Böyle bir dönemde edebiyat ve fikir dünyasına adım atan Halide Edip’in (1882-1964) hemen tüm hayatı boyunca üzerinde durduğu esas sorunlardan biri şüphesiz ki, kadınların toplumsal bir özne haline gelmeleri sorunu ya da kısaca, “kadın sorunu”dur. Türk toplumunda kadınlara yönelik “ikinci sınıf insan anlayışı”nın ne dinde, ne kültürde, ne de tarihte bir temelinin olmadığını düşünen Halide Edip, bu anlayışın temeline toplumsal ilişkileri ve önyargıları koyar; çözüm yolunu ise eğitim kurumunda arar. Bu dönemde başta <em>Tanin</em> gazetesi olmak üzere çeşitli gazetelerde yayınladığı yazılarla kadın sorununa dikkat çeker. Fikir yazılarının yanı sıra, tefrikaları da oldukça ses getirir ve bu tefrikalar, kısa zamanda kitap olarak ayrı baskılar yapar. Bu eserleriyle artan ününü Halide Edip, kadın hakları konusunda birtakım sivil toplum faaliyetlerinde kullanacak ve gerek Türk basınında, gerekse de yabancı basında “Türk feminizminin öncüsü” olarak anılmaya başlanacaktır.</p>
<p>Kadın sorununa yönelik çalışmaları Halide Edip’i, kısa zamanda Türk Ocağı’nın çatısı altında faaliyet göstermeye iter. Bu faaliyetleri sırasında yakından tanıma fırsatı bulduğu Ziya Gökalp (1876-1924), Halide Edip üzerinde derin bir etki bırakacaktır. Nitekim Gökalp, döneminin milliyetçilik anlayışının öncüsü olduğu gibi, kadın haklarının da en önemli savunucularından biridir ve kadınların toplumsal bir özne haline gelmelerini her zaman desteklemiştir. Halide Edip de eserlerinde, Gökalp’e yönelik hayranlığını yeri geldikçe belirtmiştir. (Adıvar, 2011) Bununla birlikte, dönemin fikir tartışmalarında Gökalp’in öncülük ettiği merkeziyetçi anlayış ile Prens Sabahattin’in (1879-1948) öncülük ettiği adem-i merkeziyetçilik arasında uzlaşmaz bir karşıtlık vardır. Aynı şekilde, Osmanlıcılık ideali ile milliyetçilik ideali arasında da böyle bir karşıtlık görülmektedir. Bu tartışmalar içinde Halide Edip, adem-i merkeziyetçiliği benimser; fakat, milliyetçilikten vazgeçmediği gibi, Osmanlıcılıktan da vazgeçmek istemez. Halide Edip’in hemen tüm eserlerinde karşımıza çıkan sentezci anlayış, ilk olarak yeni Turan(cılık) idealinde ifadesini bulur. Bu idealde Turan, kendisinden öncekilerce savunulan “ileride kurulacak meçhul ve ülküsel Türk yurdu” olmaktan çıkar, Anadolu’da Türklerin öncülüğünde kurulan ve diğer etnik unsurların da koruyuculuğunu üstlenen bir siyasi ve sosyal düzeni ifade eder. Bu düzende Halide Edip, adem-i merkeziyetçiliğin Türk milliyetçiliğini güçlendireceğine ve Osmanlı’nın yeniden ayağa kalkmasında kilit bir rol üstleneceğine inanır. (Saygın, 2015)</p>
<p>Bu düzene ismini veren <em>Yeni Turan</em>’ı Halide Edip, ilk eşi Salih Zeki’den (1864-1921) ayrıldıktan sonra 1912 yılında İngiltere’ye yaptığı yolculuk sırasında kaleme alır ve eserin tefrikasına, <em>Tanin</em> gazetesinde 7 Eylül’de başlanır. Balkan Savaşları’nın hemen öncesine rastlayan bu dönemde Halide Edip, Osmanlı’nın yalnızca Avrupa’daki topraklarını değil, aynı zamanda anayurdunu da kaybetmek üzere olduğunun farkındadır. Devletin bekası, anayurdu korumak ve bireysel özgürlükleri güçlendirmekten geçmektedir; bunun en güzel yolu ise adem-i merkeziyetçiliktir. Bu çerçevede <em>Yeni Turan</em>, yazıldığı dönemden yirmi yıl sonrasının Türkiye’sine ilişkin ütopik bir romandır.</p>
<figure id="attachment_1082" aria-describedby="caption-attachment-1082" style="width: 192px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/halide-edib-adivar.jpg" rel="attachment wp-att-1082"><img class=" td-modal-image wp-image-1082 size-medium" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/halide-edib-adivar-192x300.jpg?resize=192%2C300" alt="Halide Edib Adıvar &quot;Yeni Turan&quot;" width="192" height="300" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/halide-edib-adivar.jpg?resize=192%2C300&amp;ssl=1 192w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/halide-edib-adivar.jpg?w=600&amp;ssl=1 600w" sizes="(max-width: 192px) 100vw, 192px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1082" class="wp-caption-text">Halide Edib Adıvar &#8220;Yeni Turan&#8221;</figcaption></figure>
<p>Halide Edip’in bu romanda ortaya koyduğu siyasi ve sosyal projeler, devletin bekasını sağlamanın yanı sıra, Meşrutiyet dönemi Türk toplumunun değişim talebinin devlet, siyaset ve toplum kuramına bütünlüklü bir yansımasıdır. Bu projeler, kurgusal bir Yeni Turan Fırkası ile Yeni Osmanlılar Fırkası arasındaki iktidar mücadelesi üzerinden ifade edilir. Etnik unsurlar arasında barış ve kardeşliğin sağlanması, milli varlığın güçlendirilmesi, milli gururun yükseltilmesi ve kadınların eğitim yoluyla toplumsal bir özne haline gelmeleri, romanın ele aldığı sorunlardan birkaçıdır. Roman ayrıca, Halide Edip’in hemen tüm romanlarında ele alınan Doğu-Batı sorununa da yer verir ve yeni değerler ile eski değerler arasındaki çatışmanın nasıl giderileceğine ışık tutar. Romanda Batının güçlenmesini sağlayan yeni değerlerin koşulsuz olarak benimsenmesi yoluna gidilmediği gibi, Osmanlı Devleti’nin dağılmasını engelleyemeyen eski değerlerin İslamiyetle ilişkilendirilmesinden de kaçınılır. Halide Edip için esas olan, yeni ve eski değerlerin milli ve manevi değerler içinde ve bireysel özgürlükleri genişleten bir yorumla sentezinin yapılmasıdır. (Enginün, 2007)</p>
<p><em>Yeni Turan</em> romanı, Yeni Osmanlılar Fırkası’nın genel başkanı Hamdi Paşa’nın yeğeni Asım’ın penceresinden anlatılan bir “itirafname” niteliğindedir. 1930’lu yıllarda İttihat ve Terakki’nin etkinliğini yitirdiği bir Türkiye kurgusu içinde siyasi güç, eski değerleri savunan Yeni Osmanlılar Fırkası ile yeni değerleri savunan Yeni Turan Fırkası arasında paylaşılmıştır. Asım, Yeni Turan Fırkası’nın genel başkanı Oğuz’a karşı amcasının uyguladığı her türlü baskı ve şiddetin hem ortağı, hem de tanığıdır. Değişen güç dengeleri sonucu artık ölüme mahkum edilen bir siyasi suçlu konumuna düşen Asım, infazını beklediği sırada, belirli bir vicdan muhasebesi içinde geçmişe bakar ve hem yaşadıklarını, hem de kendisini sorgular. (Adıvar, 2014:11-6)</p>
<p>Romanda Hamdi Paşa, ilerleyen yaşıyla birlikte çürümekte olan eski düzeni temsil eder. Eşinin ölümünden sonra kendisini fırka çalışmalarına adayan Paşa’nın bu düzeni koruma çabası, Meşrutiyet’in getirdiği yeniliklere ayak uydurmak istemeyen, yeni değerleri “bozulma” olarak değerlendirip kurtuluşu eski değerlere bağlılıkta arayan devlet erkanının tutumunu yansıtır. İktidar uğruna Osmanlıcılık ve İslamcılık ideolojilerinden yararlanan Paşa, Türk milletini aşağılamaktan da çekinmez. (Adıvar, 2014:101) Fransız Devrimi sonrasında ortaya çıkan millet düşüncesi Paşa’ya göre, Osmanlı milletinin sonunu getirmektedir ve böyle bir millet düşüncesiyle devletin bekasını sağlamak mümkün değildir. Eski değerlere bağlılığı güçlendirmeyi amaçlayan Paşa, Yeni Turan Fırkası’nın güçlenip iktidara gelmesinden endişe eder. Dahiliye nezaretinin kendisine sunduğu tüm olanaklarını sonuna kadar kullanan Paşa, Yeni Turan Fırkası’nın önünü kesmeye çalışır. (Adıvar, 2014:44-8)</p>
<p>Yeni Turan Fırkası’nın genel başkanı ise Oğuz’dur. Kendisi, tarihte bilinen ilk Türk hakanının ismini taşımaktadır ve Osmanlı Devleti’nin ilk başkenti Bursa’da doğmuştur. Bu yönüyle Oğuz, “tarihte devamlılık” ve “karşılıklı etkileşim” konusunda sembolik bir karakterdir. (Enginün, 2007:151) Tatar kültürü içinde yetişen ve okumaya son derece meraklı olan Oğuz’un bu özelliği, Mehmet Paşa tarafından fark edilir ve eğitimi, bizzat Paşa tarafından üstlenilir. Modern bilimlerin yanı sıra, dini eğitimini de başarıyla tamamlayan Oğuz, öğrendiği Fransızcayla Batı medeniyetini tanıma fırsatı bulur. Meşrutiyet’in hemen ardından İstanbul’a gidip siyasi faaliyetlere katılmak istemişse de Mehmet Paşa’nın tavsiyesi üzerine Bursa’da tarih öğretmenliğine başlar. Teyzesinin kızı Samiye’den (Kaya) aldığı bir mektup ise hayatını değiştirecek süreci başlatır. Annesi ve babasının ölümünden sonra kimsesiz kalan Samiye, teyzesini Değirmendere’de kendi evine almak istediğini söyler.</p>
<p>Oğuz, onunla önce kendisi konuşmak ve onu tanımak ister. İstanbul’a geldiğinde ise ondan çok etkilenir. Romanda otuz beş yaşında, uzun boylu, mavi gözlü ve siyah saçlı güzel bir kadın olarak betimlenen Samiye, kendisini Yeni Turan idealine adamış inançlı bir Türk kadınıdır ve bu ideal doğrultusunda, kendisine Kaya ismini uygun görmüştür. (Adıvar, 2014:23-4) Bu yönüyle Kaya, ismiyle müsemma bir karakterdir ve ideallerini gerçekleştirmek için toplumsal önyargılar ve yerleşik inançlar karşısında kaya gibi güçlü bir iradeye sahip olunması gerektiğini anlatır. Başta kadın-erkek eşitliği olmak üzere hemen her alanda Kaya, yalnızca idealleri için mücadele eden güçlü ve inançlı bir kadın olarak resmedilmez, aynı zamanda da medeniyetin öncülüğünü üstlenen bir kadın tipini yansıtır. Cuma mekteplerinde köy çocuklarına verdiği eğitimde, dini konuların yanı sıra, hem modern bilimler, hem de Yeni Turan ideali işlenmektedir. Romanda Değirmendere’deki sosyal hayat, Yeni Turan idealinin canlı bir örneği gibi anlatılır ve bu hayat tarzının yerleşmesinde esas başarının Kaya’ya ait olduğunun altı çizilir. (Adıvar, 2014:18-21)</p>
<p>Kaya’nın güzelliğinden ve kişiliğinden çok etkilenen Oğuz, Yeni Turan idealini gerçekleştirmek için Kaya’nın sergilediği çabaları gördükçe, Kaya’ya karşı daha güçlü duygular besler. Kaya da Oğuz’dan etkilenmiştir ve ikisi birlikte, Yeni Turan idealini gerçekleştirmek için faaliyet gösterirler. Bu faaliyetler Oğuz’a, Yeni Turan Fırkası’nın genel başkanlığını getirir. Ne var ki, Oğuz’un ve Yeni Turan Fırkası’nın siyasetteki hızlı yükselişi, Hamdi Paşa ve Yeni Osmanlılar Fırkası’nı kaygılandırmaktadır. Yaklaşmakta olan seçimlerin hemen öncesinde Oğuz’un konuşmaları, ülke çapında geniş yankılar uyandırmaya başlamıştır. Oğuz’un yükselen itibarı karşısında Paşa, tek seçenek olarak Oğuz’u tutuklatmaya karar verir. Artık Oğuz, idam cezasıyla yargılanan bir siyasi tutukludur. (Adıvar, 2014:48-9)</p>
<p>Oğuz’un tutuklanmasını kabullenemeyen Kaya, serbest bırakılması için Hamdi Paşa’yla görüşmeye gider. Kaya’nın güzelliği ve kişiliği karşısında çok etkilenen Paşa, Oğuz’un serbest bırakılması karşılığında Kaya’ya evlilik teklif eder. Bu teklifi önce reddeden Kaya, Oğuz’un serbest bırakılması ve Yeni Turan idealinin gerçekleştirilmesi için aşkından feragat ederek teklifi kabul eder. (Adıvar, 2014:55-7) Hapiste geçirdiği günlerde Oğuz, Kaya’ya olan aşkıyla teselli bulmuştur. Fakat, Kaya’nın Paşa’yla evlendiğini öğrendiğinde, derin bir hayal kırıklığı içine düşer. Bunun üzerine, siyasi faaliyetlerine hız verir ve Yeni Turan idealinin ülke çapında kabul görmesi, Yeni Turan Fırkası’nın iktidara gelmesi için olağanüstü bir çaba sergiler. Kaya ise inzivaya çekilir ve içine düştüğü keder sonucu hastalanır. Seçimler, Yeni Turan Fırkası’nın zaferiyle sonuçlanır ve bunun üzerine Hamdi Paşa, siyasetten çekilerek eşi Kaya’nın hastalığıyla ilgilenir. (Adıvar, 2014:64-6)</p>
<p>Tedavi için Kaya’yla birlikte Avrupa’ya gittikleri sırada, mecliste değişen güç dengelerini etkin bir şekilde kullanan Oğuz ve Yeni Turan Fırkası, Osmanlı toplumunun siyasi ve sosyal değişimini gerçekleştirmek için ülke çapında yankı uyandıran pek çok faaliyetin içine girer. Demokratik hak ve özgürlüklerin iyileştirilmesi, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması, kadınların iş yaşamına katılmaları gibi konularda Oğuz ve fırkası, hiçbir baskı ve yasaklama olmaksızın önemli başarılar elde eder. Tüm bu başarılar, meclise sunulan adem-i merkeziyetçilik teklifiyle zirve noktasına ulaşır. Avrupa’dan döndüklerinde Paşa ve Kaya, Osmanlı Devleti’nde adem-i merkeziyetçiliğin uygulamaya geçtiğini görürler. Ancak, Paşa’nın bu duruma tepkisi serttir. Bu idare altında devletin çöküşünün daha da hızlanacağını düşünen Paşa, Yeni Osmanlılar Fırkası’ndaki gücünü yeniden arttırmaya çalışır ve Oğuz aleyhine propagandalara girişir. Bu durum, Kaya’yla ilişkilerine de zarar vermeye başlar. (Adıvar, 2014:108-10)</p>
<p>Yeni Turan iktidarının dördüncü yılında Oğuz artık, Yeni Osmanlılar Fırkası ve Hamdi Paşa’nın propagandalarıyla açık hedef haline gelmiştir ve sonunda, bir akıl hastası tarafından vurulur. Hamdi Paşa, Oğuz’un ölümünü Kaya’dan gizlemeye çalışsa da bunu başaramaz. Kaya, evliliği sürdürmek için artık hiçbir gerekçe görmez ve Paşa’yı terk eder. Ölümünden kısa bir süre önce Oğuz, Kaya’nın Hamdi Paşa’yla evlenmesinin asıl gerekçesini Asım’a sorar; fakat Asım, gerçekleri gizler ve bir şey bilmediğini söyler. Oğuz’un ölümü üzerine derin bir vicdan azabı içine düşen Asım, hem bu olayın iç yüzünü, hem de Hamdi Paşa’nın kirli oyunlarını anlatan “itirafname”sini kaleme alır. (Adıvar, 2014:142)</p>
<p><em>Yeni Turan’</em>da adem-i merkeziyetçilikle şekillenen siyasi sistem, tüm etnik unsurlara olanaklı en geniş özgürlük zeminini sunar. Bu sistemin gerçekleştirilmesinde öncülük rolü Türklere aittir ve bu bağlamda, romanda Oğuz’un şu sözleri dikkat çekicidir: “Zannetmeyiniz ki ben bu yola yalnız Turan’ın çocuklarını, Türk kardeşlerimi çağırıyorum. Hayır, hepsini, Türkiye’nin bütün çocuklarını; bu toprakta, ülkede mazisini, hayatını, ecdadını ve tarihini saklayan bütün Türkiye toprağının çocuklarını (&#8230;) çağırıyorum. Ve hepsi için bu yolun bugün selamet yolu olduğunu iddia ediyorum. Yalnız diyorum ki, Turan’ın asıl çocuklarının, Türklerin, bu yolda öteki vatandaşlar arasında manen ve maddeten onlar kadar kuvvetli, onları ve bütün memleketi iplikleri kaçmış çorap örgüsü gibi sökülüp dağılmaktan men edebilecek kadar birbirine sıkışmış, müttehit ve muktedir olmaları lazım geleceğini iddia ediyorum. (&#8230;) Sevgili ırkımı kurtarmak, yaşatmak arzusuna öteki ırkların menfaat ve selametlerini mezc etmiş olmak itikadını da gönlümde ve vicdanımda taşıyorum.” (Adıvar, 2014:34-5)</p>
<p><em>Yeni Turan’</em>da sosyal değişimin esas unsuru ise eğitimdir ve bu değişimde kadınlar, öncü bir konum üstlenir. Halide Edip, Türk edebiyatında kadını evle sınırlandıran ve yalnızca “aşk nesnesi” olarak konumlandıran erkek-egemen bakış karşısında kadını toplumsal bir özne olarak tanımlama yoluna gider. <em>Yeni Turan’</em>da eğitim, “şahsiyetin gelişimini sağlayan terbiye” özelliğinin yanı sıra, devletin bekası ve milletin kurtuluşu için de en önemli kurum olarak konumlandırılır. Meşrutiyet’in getirdiği özgürlük ortamının adem-i merkeziyetçilikle nihai noktasına ulaşacağını düşündüğü Yeni Turan ütopyasında sosyal değişimin iyi yetişmiş kadınlar öncülüğünde sağlanacağına inanan Halide Edip, bu kadınların (Kaya gibi) tek başlarına kalsalar bile toplum için örnek olma görevlerini yerine getirecekleri inancındadır. Bireysel sorumluluklarını toplumsal sorumluluklarıyla birleştirerek toplumsal özne konumuna yükselen bu kadınlar, toplumsal özgürlüklerin gerçekleşmesinde de merkezi bir rol üstlenecektir.</p>
<p>İmdi, Halide Edip’in bu romanı, çöküş süreci hızlanan bir devletin kurtuluşunun ve toplumsal değişim taleplerinin nasıl gerçekleştirilmesi gerektiğine dair bütünlüklü bir siyasi ve sosyal proje etrafında şekillenir. Turancılığa dönemin şartlarına göre yeni bir içerik kazandıran Halide Edip, ortaya koyduğu Yeni Turan(cılık) idealiyle, içinde yaşadığı toplumun siyasi ve sosyal sorunlarına adem-i merkeziyetçilik temelinde ve eğitim yoluyla bütünlüklü bir çözüm üretme çabası içinde olmuştur. Ne var ki, romanın yayınlanmasından kısa bir süre sonra başlayan Balkan Savaşları, Osmanlı Devleti’nin dağılma sürecini hızlandırdığı gibi, adem-i merkeziyetçilik yönünde her türlü söylemi de geçersiz kılmıştır. Cumhuriyet rejimiyle inşa edilen merkeziyetçi sistem, yeni değerler ile eski değerler arasındaki çatışmayı bireysel özgürlükler temelinde değil, milli birlik ve beraberlik temelinde çözme yoluna gitmiş; öncülüğünü Ziya Gökalp’in yaptığı “yeni Türkiye” söylemi, milli birlik ve beraberliği güçlendirme saikıyla şekillenmiştir.</p>
<p>İlk olarak Cumhuriyet döneminde dile getirilen “yeni Türkiye” söylemi, bugün de değişik şekillerde ifade edilmektedir. Merkeziyetçi anlayış ile adem-i merkeziyetçi anlayış arasındaki görüş farklılıkları, bugün de fikir hayatımızda değişik şekillerde dile getirilmektedir. Bu tartışmalar içinde Halide Edip’in bu eserinde bugüne ışık tutacak en önemli vurgusu bizce, siyasi ve sosyal sorunlara çözüm önerilerinin ancak bütünlüklü bir toplumsal proje içinde ele alınması gerekliliğidir. Günümüz fikir tartışmalarında bu şekilde bütünlüklü bir proje ortaya konulamadığı için “yeni Türkiye” söylemi etrafındaki tartışmalar, başkanlık sistemine taraf olmak ya da karşı olmak şeklinde oldukça sığ bir zeminde ele alınmaktadır. Bu sığlığı aşmak için bu romanı yeni bir gözle incelemek, oldukça yol aldırıcı olabilir. Günümüz Türkiye’sinin içinde yaşadığı sorunlar, yüzyıl öncesinin temel sorunlarından çok da farklı değildir. Belki de sorunlarımıza bütünlüklü çözüm önerileri geliştirmeyi başaramayan bir toplum olduğumuz içindir ki, Türk edebiyatında ütopik romanların sayısı ve etkisi sınırlı kalmaktadır.</p>
<p><strong>KAYNAKLAR: </strong></p>
<p>ADIVAR, H. E. (2011). <strong><em>Mor Salkımlı Ev</em></strong>. İstanbul: Can Yayınları.</p>
<p>ADIVAR, H. E. (2014). <strong><em>Yeni Turan</em></strong>. İstanbul: Can Yayınları.</p>
<p>ÇALIŞLAR, İ. (2010). <strong><em>Halide Edip: Biyografisine Sığmayan Kadın</em></strong>. İstanbul: Everest Yayınları.</p>
<p>ENGİNÜN, İ. (2007). <strong><em>Halide Edip Adıvar’ın Eserlerinde Doğu ve Batı Meselesi</em></strong>. İstanbul: Dergah Yayınları.</p>
<p>SAYGIN, A. (2015). <strong><em>20. Yüzyıl Türk Düşüncesinde Garbiyatçılık (Oksidentalizm) Üzerine Bir İnceleme</em></strong>. Yayınlanmamış Doktora Tezi. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.</p>
<p>ŞAHİN, V. (2013). Halide Edip Adıvar’ın ‘Yeni Turan’ Romanını Yeniden Anlam(landırm)a. <strong><em>Erdem Dergisi</em></strong>, 64, 103-22.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/halide-edipin-utopik-romani-yeni-turan-uzerine/">Halide Edip’in Ütopik Romanı “Yeni Turan” Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/halide-edipin-utopik-romani-yeni-turan-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1081</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eğitimin Felsefi Temelleri</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/egitimin-felsefi-temelleri/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/egitimin-felsefi-temelleri/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 29 Aug 2015 19:55:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Önder Aydın]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[Brameld]]></category>
		<category><![CDATA[daimicilik]]></category>
		<category><![CDATA[dawey]]></category>
		<category><![CDATA[değerler felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim ve felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimin felsefi temelleri]]></category>
		<category><![CDATA[essensializm]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[idealizm]]></category>
		<category><![CDATA[ilerlemecilik]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[natüralizm]]></category>
		<category><![CDATA[özcülük]]></category>
		<category><![CDATA[perennializm]]></category>
		<category><![CDATA[platon]]></category>
		<category><![CDATA[pragmatizm]]></category>
		<category><![CDATA[progressivizm]]></category>
		<category><![CDATA[realizm]]></category>
		<category><![CDATA[sartre]]></category>
		<category><![CDATA[varlık felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[varoluşçuluk]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden yapılanmacılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=567</guid>
				<description><![CDATA[<p>Eğitim kavramını, insanı belli amaçlara uygun olarak yetiştirme süreci olarak tanımlayabiliriz. İnsanı kültürel hayata hazırlayan bu süreç amaçlı ve planlı olarak yapılandırılır. Her amaç ve planda bir “kasıt” vardır. Özellikle devletin ve toplumun geleceği için insana yönelik yatırımlar söz konusu olunca belli bir amaç, belli bir içerik önem kazanmaktadır. Bu doğrultuda, eğitim bedensel ve zihinsel [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/egitimin-felsefi-temelleri/">Eğitimin Felsefi Temelleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Eğitim kavramını, insanı belli amaçlara uygun olarak yetiştirme süreci olarak tanımlayabiliriz. İnsanı kültürel hayata hazırlayan bu süreç amaçlı ve planlı olarak yapılandırılır. Her amaç ve planda bir “kasıt” vardır. Özellikle devletin ve toplumun geleceği için insana yönelik yatırımlar söz konusu olunca belli bir amaç, belli bir içerik önem kazanmaktadır. Bu doğrultuda, eğitim bedensel ve zihinsel olarak hedeflenen davranışları kazandırmak ele alınabilir. Bundan dolayıdır ki eğitim, insanı, bir “kasıt” doğrultusunda kültürleme ve şekillendirme sürecidir diyebiliriz.</p>
<p>“Felsefe” kavramı ile, bireyin ya da toplumun kendine özgü görüşleri, idealleri, yaşama ait düşünceleri veya iyi, güzel, gerçek ile ilgili konulardaki varsayımları kastedilmektedir. Her bireyin bu anlamda kendine özgü bir yaşam felsefesi olduğu gibi bu durum toplumlar ve devletler için de geçerlidir. Bundan dolayı bireyler ve toplumlar geleceklerini, amaçlarını ve bunun gerçekleştiği yaşam sürecini kendi “felsefi” tutumları doğrultusunda gerçekleştirmeye çalışırlar. Sorunlarını bu tutumla çözmeye, amaçlarına bu duruşla ulaşmaya çalışırlar.</p>
<p><strong><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/egitimin-felsefi-ilkeleri.jpg"><img class="td-modal-image wp-image-569 size-full alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/egitimin-felsefi-ilkeleri.jpg?resize=350%2C200" alt="egitimin-felsefi-ilkeleri" width="350" height="200" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/egitimin-felsefi-ilkeleri.jpg?w=350&amp;ssl=1 350w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/egitimin-felsefi-ilkeleri.jpg?resize=300%2C171&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" data-recalc-dims="1" /></a>Felsefe Nedir?</strong></p>
<p>Felsefe (philosophy) terimi, Yunanca iki ayrı sözcüğün, <em>philo</em> ve <em>sophia</em> sözcüklerin birleşmesinden oluşmuştur. Philo / phillia; sevgi, seven, sophia; bilgi, bilgelik, hikmet anlamındadır. Kelime anlamıyla felsefe, “bilgelik arayışı”, “bilgeliği sevmek”tir. Filozof terimi de aynı kökten gelmektedir; “bilgelik arayışında olan”, “bilgeliği seven” anlamındadır. Ancak bugün, kelime kökünden farklı olarak, felsefe terimi “bilgelik”, “hikmet”; filozof terimi de, “bilge”, “hikmet sahibi”, anlamında kullanılmaktadır.</p>
<p>Sözcük anlamı dışında “felsefe nedir?” sorusuna gelince, birbirinden farklı felsefe tanımlarına rastlamak olasıdır. Bunlar; “hakikat arayışıdır” ya da “yaşamın anlamını, amacını anlamaktır” v.b. gibi tanımlara sığdırılamaz. Felsefenin anlamı ilgi alanıyla anlam kazanır. Evrenin yapı ve düzeni, yaşamın anlamı ve amacı, bilginin kaynağı ve değeri, iyi, güzel ve doğrunun ne olduğu, nitelikleri, kısaca, bilgi, varlık ve değer alanına ilişkin soru ve sorunlar insanoğlunun sürekli olarak yanıtlamaya çalıştığı sorunlardır. Bu sorular özellikle de filozofların ilgi duyduğu alanlardır.</p>
<p>Bilim ile felsefe iç içedir çünkü, gerçek ve duyularla algılanabilen bir dünyada yaşayan, ayağı ile yere basan filozof ve bilim adamı, fiziksel dünyayı , ilişkileri, bunların neden ve sonuçlarını görmezlikten gelmezken, duyusal olan şeylerin ötesiyle, gerçekliğin özünü anlamaya çalışıp, “genellemelerin en yükseğime”, “ilk nedenlere” ulaşmaya çalışmadan da kendilerini alamamışlardır. Diğer bir açıdan da buna bilimler felsefenin kutsal bir işbirliği diyebiliriz; yeni yetişen bireylere, bugüne kadar felsefe alanında üretilmiş çeşitli görüşlerle, bilim alanında elde edilmiş bilgi ve kuramları aktarmak da eğitimin “aydınlatma” görevi olmaktadır. Platon’un dediği gibi felsefe, “doğruya varmak ve var olanı bilmek için düşüncenin yöntemli bir çabasıdır.”</p>
<p><strong>Varlık Felsefesi</strong></p>
<p>Metafizik, varlığın, hakikatin, gerçekliğin ne olduğu üzerinde durur. Gerçek olan şeyin doğasını araştırır. “Yaşamın ve varlığın değişken yanları dışında, değişmeden kalan öz / gerçeklik nedir?” sorusunu sorar. Metafizik bütünsel olarak, hangi biçim altında olursa olsun, var olan her şeyi ele alır ve onun temel doğası üzerine sonuca ulaşmaya çalışır. Bu sorulara verilen cevaplar gerçekliğin algılanmasındaki realist ya da idealist düşünüş farkını ortaya koymaktadır. Gerçekliğin özünü idealist düşünce maddi olmayan tanımlamalarla açıklarken realist düşünce gerçekliği insandan ve düşünceden bağımsız bir varlık olarak algılar. Pragmatist düşünce ise gerçekliğe, içeriği deneyle belirlenmiş bir olgu olarak yaklaşır.</p>
<p>Felsefenin varlık konusundaki sorunsalının eğitim felsefesi ile ilgili sorularını şu şekilde özetleyebiliriz:</p>
<ul>
<li>Şeylerin bize görülme biçimleri ile oldukları biçim arasında fark var mıdır?</li>
</ul>
<ul>
<li>Meydana gelen her şey önceden belirlenmiş midir?</li>
</ul>
<ul>
<li>Bir şeyi farklı iki zamanda aynı şey yapan nedir?</li>
</ul>
<ul>
<li>Bir şahsı tüm hayatı boyunca aynı şahıs yapan nedir?</li>
</ul>
<p><strong>Bilgi Felsefesi</strong></p>
<p>Bilgi kuramı ya da bilginin bilgisi diyebiliriz. “Bilgi” olgusuyla “bilme” olayını inceleyen bir alandır. Felsefenin bilimi ve bilgiyi açıklaması, diğer bir deyimle bilgi ve bilimin felsefe açısından incelenmesidir.</p>
<p>Çeşitli bilimlerin ve bilgi türlerinin nesnel önemini belirlemek amacıyla konuyla ilgili ilkeleri, varsayımları, sonuçları, dayandıkları kaynakları, mantıksal temelleri, eleştirel incelemeye tabi tutmak bilgi kuramının işidir. Bu eleştirel inceleme hem bilginin özünü, ilkelerini, yapısını, kökenini, hem de bilginin yöntemini, geçerliğini, koşullarını, olanak sınırlarını araştırır. Bütün bunlar eğitim için yol göstericidir.</p>
<p><strong>Değerler Felsefesi</strong></p>
<p><strong>            </strong>“Değer”, kuramı ile ilgili olan Aksiyoloji, “iyi nedir?, doğru eylem hangisidir?”, sorularına cevap bulmaya çalışır. Aksiyolojinin alt bilimi etik ve estetiktir. Etik (ahlak), moral değerler ve eylemlere felsefi bir bakışı temel alır. Estetik de sanat ve güzellik alanları üzerine düşünmektir. Haz, hoşlanma, güzel vb. kavramların ya da algıların temellerini irdeler. Eğitim ve eğitimcinin genel amaçları içinde yer alan amaçlardan birinin, bireyin değer yargılarında ve beğeni düzeylerinde belli bir seviyeye ulaşmak olması eğitimin felsefi temeli olmasını zorunlu kılmaktadır.</p>
<p><strong>Mantık</strong></p>
<p><strong>            </strong>Mantık, doğru ve geçerli düşünme kurallarının ne olduğunu içerir. Düşünme ve fikir oluşturma sürecinde, ileri sürdüğümüz argümanlarımız önermelerimizi doru temellendirmemizi, fikirlerimizi tutarlı olarak oluşturmamızı sağlayan geçerli, uygun çıkarsama kuralları sunar. Tümdengelimci (dedüktif) mantık, genel ilkeler ve yasalardan hareketle özel olaylar ve durumlar üzerine akıl yürütmeye dayanır. Tümevarımcı (indüktif) mantık ise özel durumlar ve olaylardan hareketle genel yasalara ulaşan bir akıl yürütmeyi temel alır.</p>
<p><strong>Felsefe- Eğitim İlişkisi</strong></p>
<p><strong>            </strong>Yaygın biçimde kullandığımız “en önemli sorun, eğitim sorunudur” derken aslında kastettiğimiz “en önemli sorun felsefe sorunudur”. Çünkü eğitimi sadece uygulanan eğitim politikaları ve eğitim programları olarak ele almak büyük yanılgıdır.</p>
<p>Eğitim sürecinde, öğretimin nasıl olması gerektiğini belirlemek kadar, “kime”, “niçin”, “hangi amaca yönelik” olarak “ne öğretileceği” konusundaki değer yargıları eğitimin özünü ve temel sorununu oluşturmaktadır ya da oluşturmalıdır.</p>
<p>Felsefeyle eğitim arasındaki ilişkiyi;</p>
<ul>
<li>Eğitim çalışmalarını ve araştırmaları yönlendirme,</li>
</ul>
<ul>
<li>İnsanların hangi amaçlar için nasıl yetiştirileceği konusunda yol gösterme,</li>
</ul>
<ul>
<li>Eğitim ile diğer toplumsal olgular arasındaki ilişkiye anlam vermeye çalışma,</li>
</ul>
<ul>
<li>Eğitim politikalarının ve programlarının belirlenmesi</li>
</ul>
<p>olarak özetleyebiliriz.</p>
<p><strong>Felsefi Akımlar</strong></p>
<p>Felsefe ile eğitimin arasındaki ilişkiyi daha derinlemesine incelemeden ve eğitimde felsefi ekolleri ele almadan önce bu temel felsefi yaklaşımlara kaynaklık eden temel felsefi akımlarını kısaca özetleyelim.</p>
<p><strong>İdealizm</strong></p>
<p>Felsefedeki idealizm terimi günlük dildeki kullanımdan oldukça farlı bir anlama sahiptir. İdealizm, felsefede “idea” kelimesinin anlamıyla belirlenmiştir. İdealizm, gerçekliğin özdeksel nesneler ve güçlerden çok, fikirlerden idealardan ya da ben’lerden meydana geldiğini iddia etmektedir. İdealizm akımı temelde gerçeklik üzerine düşüncelerin üretildiği bir akımdır. İdealist felsefeye göre gerçeklik aslında ruhsal ve düşünseldir. Var olan gerçeklik evrensel ruhun bir yansıması, bir parçasıdır. İdealizmin temelleri Platon’a kadar uzanır. İdealizmin en temel ayrımları öznel idealizm, nesnel idealizm ve kişisel idealizm ayrımlarıdır. 18. ve 19. yüzyılda J. G. Fichte ve G. W. Friedrich Hegel gibi filozoflar, idealist felsefeyi biçimlendirmişlerdir. Descartes, Leibniz, Berkeley, ve I. Kant da bu akımın en önemli düşünürleri olarak sayılabilir. İdealizmin varsayımları özetle şöyledir:</p>
<ul>
<li>İnsanların gördüğü ve hissettiği doğa dünyası, bir görünüşler dünyasıdır.</li>
<li>Bir şeyin var olduğunu söylemek, o şeyin kendilerince ya da başkalarınca algılandığını söylemektir.</li>
<li>Evrende aşağıdan, ilkelden, yukarıya, karmaşığa doğru bir evrim ve gelişimi amaçlayan düzenli bir süreç vardır.</li>
</ul>
<p>Bu akıma göre gerçekliğin temeli zihinsel ve tinsel / ruhsaldır. Esas gerçeklik yalnız düşündedir ve evren genelleşmiş zihinsel bir algıdır. Var olan, bireyin zihinsel ve ruhsal olarak var olduğu kadar, zihinsel olarak algılayabildiğidir.</p>
<p>İdealizm, felsefi bir akım olduğu kadar en eski eğitim kuramıdır da. Şu halde idealizm duyular dünyasının karşısında hiçbir koşula bağlı olmayan kendinde / özsel, mutlak olanı anlamaya çalışmaktadır ve bu boyutlarda kuramlar ve görüşler geliştirir. İdealizmin eğitimdeki temel anlayışı insanı olduğu gibi değil olması gerektiği gibi eğitmektir. İdealist eğitim, bireyi, iyi, doğru ve güzel olana yöneltmek ister. Öğrenme – öğretme sürecinde öğrencilerin, doğuştan getirdikleri yeteneklerin farkına varmalarını amaçlar. Temeli zihinsel ve düşünsel olan gerçekliğin, aynı zamanda kültürel birikimle aynı şey olmasından dolayı, okul bu değerleri topluma aktaran bir kurum olmak durumundadır. Bu nedenle, eğitimde materyalist değerlere, uzmanlaşmaya ve yararcılığa dönük tüm amaçlara karşı çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Realizm</strong></p>
<p>Realizm ise idealizmin tersine bireyin yaşadığı evreni ve varlığı, reel gerçekliğin algısı ve somut yaşantısı olarak açıklar. Aslında var olan şey bizim zihnimiz yokken yani biz yokken de vardır. Realizme göre varlık, nesneler, kendi başına varlıktırlar. Var olmaları için bizim onları algılamamız gerekmez. Ben’den ayrı olarak nesnel gerçeklik vardır ve evren bir illüzyon değil gerçekten ve somut olarak var olan bir şeydir. Bu akımın öncüsü ise Aristoteles’tir.</p>
<p>Realizmin eğitime dair düşüncelerinde idealizmden farklı olarak, akıldan bağımsız olarak dış dünyanın varlığı varsayımından hareketle gerçeklik, yargılarımızın tecrübe olgularıyla ya da dünya ile uyuşmasıdır. Akıl kendi dünyasını oluşturma yerine var olan gerçeklikten yararlanmalıdır. Bilginin bu öğelerini öğrenmek, öğrencinin sorumluluğudur.</p>
<p>Klasik realistlere göre insan, akıl varlığı olduğu için, okul, aklın gelişimine öncelik vermelidir. Doğacı realistlere göre ise doğal bilimler insana en güvenilir bilgiyi sağlamaktadır. Bu nedenle “bilim” okul programında en önemli yeri almak durumundadır. Eğitimin amacı ise öncelikle her bireyi kendine özgü, farklı bir kişi yapmak değil, fakat fiziksel ve kültürel çevreyle bedenen ve zihnen uyumlu bir şekilde hoşgörülü bir kişi olmasını sağlamaktır.</p>
<p><strong>Natüralizm</strong></p>
<p>Natüralizm, doğanın tüm gerçeklik olduğu düşüncesinden hareket eder. Doğanın kendisi insanları, insan doğasını ve tüm varlıkları içeren, bunları açıklayan bütünsel bir sistemdir.</p>
<p>Natüralizm eğitimle ilgili olarak şu düşünceleri temele alır:</p>
<ul>
<li>Eğitim hedefleri belirlenirken evrensel düzenin bir parçası olan doğa ve insan doğası dikkate alınmalıdır.</li>
<li>Doğayı anlamanın yolu duyumlardan geçer, duyum ise gerçekliğe ilişkin bilgimizin temelidir.</li>
<li>Doğadaki süreçler yavaş ve aşamalı olduğu için eğitimsel süreç de yavaş ve aşamalı olarak ilerlemelidir.</li>
<li>Çocukların öğretimi, kitaplarda ve derslerde yer alan bilgilerin kelimesi kelimesine öğretmek, telkin etmek değil, direkt çevreyle kuracakları duyusal etkileşime dayandırılmalıdır.</li>
<li>Çocukluk, insanın geliştiği önemli bir evredir. Öğretim ve programda çocuğun dürtü ve duyuları dikkate alınmalıdır.</li>
<li>Okul, çocuğun çevresinden ayrı düşünülmemeli tersine öğretim çocuğun çevresini de içermelidir.</li>
</ul>
<p>Natüralistlere göre eğitimin temel amacı, toplumun yapaylığına karşın, kendi kendine gelişen, özgür bir insan doğası yaratmaktır.</p>
<p><strong>Pragmatizm</strong></p>
<p>Pragmatizm, C. S. Peirce’ın geliştirdiği ve daha sonraları William James ve John Dawey’nin çabalarıyla yaygınlaştırılan bir Amerikan felsefesidir. Pierce, “şüphe” ve “inanç” sözcüklerini ne kadar önemli ya da önemsiz olursa olsun, bir problemin hareket noktasıyla ilişkilendirmektedir. İnanç, zihinsel eylemin yalnızca bir hareket alanıdır. Bilgiye giden yegane yolun bilimsel yöntem olduğu ve felsefenin bilimleri taklit etmesi gerektiği Peirce’ın argümanıdır. Tüm bilgi deneye dayandırılmak zorundadır ve doğrulanabilir bilgi, gözlem ve deneysel tecrübe ile kazanılabilir.</p>
<p>William James ise pragmatizm, kategorilerden, ilkelerden ve varsayılan zorunluluklardan uzaklaşma; bunların yerine sonuçlara, olgulara, ürünlere ve son şeylere bakmak olarak gösterilir. Fikirlerin, yaşantımızın diğer yanlarıyla tatmin edici ilişkiler kurmamıza yardımcı oldukları ölçüde doğru olduğu görüşünü benimsemektedir.</p>
<p>Dawey’e göre eğitim, bilim yöntemi yoluyla sistematik olarak araştırma yapmaya yönelik öğrenme sürecidir. Çünkü varoluşsal durumlar sürekli değişmekte ve insanın nihai cevaplara ulaşması mümkün görülmemektedir.</p>
<p>Pragmatizm eğitimi bir “gelişme” süreci olarak görür. Nesnel bir hakikat tanınmayan pragmatizmde esas olan “sonuç”tur. “Ne ki yararlıdır o vardır. Ne ki vardır o yararlıdır” pragmatizmin temel tezidir. Pragmatizmin eğitim anlayışında “içgüdüler” ön plandadır. Öğretmen ve ders kitapları eksenli eğitim anlayışının tersine, “öğrenme” olayının içsel bir süreç olduğu ve bunun temelinde çocuğun içgüdülerinin bulunduğu ileri sürülmektedir. Bu süreçte eğitimin amacı ve öğretmenin görevi çocuğun yeteneklerini etkilemek ve gelişme yollarını açmaktır.</p>
<p><strong><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/j-p-sartre.jpg"><img class="td-modal-image wp-image-571 size-full alignleft" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/j-p-sartre.jpg?resize=274%2C274" alt="j-p-sartre" width="274" height="274" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/j-p-sartre.jpg?w=274&amp;ssl=1 274w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/j-p-sartre.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 274px) 100vw, 274px" data-recalc-dims="1" /></a>Varoluşçuluk</strong></p>
<p>Varoluşçu düşünceler 19. ve 20. yüzyılın önemli düşünürlerinden F. Nietzsche, M. Heidegger, G. Marcel, J. P. Sartre gibi filozofların görüşleri çerçevesinde geliştirilmiştir. Kelime anlamı olarak, varlığın özünü ifade eden “existence” (varoluş) kavramı, varlığın, varoluş ilkliğini ve önceliğini ortaya koymak isteyen bir felsefi akımdır. J. P. Sartre’ın deyimiyle “varoluş”un, “öz”den önce geldiğini savunan akımdır. Bu var oluş sadece insana özgü olan bir varoluştur.</p>
<p>Varoluşçu felsefeye göre insan önceden tanımlanamaz, belirlenemez. Hiçbir şey değildir. ne olacaksa sonradan bir şey olacaktır. O halde her şey olabilecektir. Kısaca, var olma süreci, insanın bilinç ve yaşam sürecidir. Bu akımın temel ilkeleri gereği, insan, insan olma (eğitim) sürecinde özgür olmalıdır. Kendisini, kendisince desteklemek gerekir. İnsan sadece “olan” bir varlık değil, “oluşum” içinde bir varlık olarak görmek gerekir.</p>
<p>Varoluşçuluğun eğitimle insana vermek istediği nitelikler, her şeyin merkezini insan olarak görme ilkesinden kaynaklanır. Toplumun ya da insan topluluklarının karşısında bireyin biricikliği ve özgürlüğü ön planda gelir. Temel tezi ise “varlık özden önce gelir” felsefesinde gizlidir. Varoluşçuluğun bu çıkışı, modern çağın endüstri anlayışına ve teknolojik çağın insanı yutan doğasına ve kitle içinde ezen eğilimine karşı bir tepkidir.</p>
<p>Varoluşçuluk akımının eğitimsel çıkarımları ise şu şekilde özetlenebilir:</p>
<ul>
<li>Birey özgürdür fakat kendini gerçekleştirmeye mahkumdur.</li>
<li>Eğitimin amacı, insanları içinde bulundukları uyuşukluktan kurtulmaları için teşvik etmektir.</li>
<li>İnsanın eğitiminde kendi araştırmasının yerini alacak başka hiçbir şey yoktur. Hiçbir insan bu temel konularda başkasına yardım edemez.</li>
<li>Eğitimin amacı insandaki boşluğu dışarıdan doldurmak değil, onun kendini bulmasına, ortaya koymasına yardımcı olmaktır.</li>
<li>Eğitim kişiye kendi benini, kendi amaçlarını geliştirme, yaşam içinde yapacağı seçimlerin sorumluluğunu kabullenme alışkanlığı kazandırmalıdır.</li>
</ul>
<p><strong><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/egitim-felsefesi-akimlari.jpg"><img class="td-modal-image wp-image-568 size-full aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/egitim-felsefesi-akimlari.jpg?resize=579%2C187" alt="egitim-felsefesi-akimlari" width="579" height="187" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/egitim-felsefesi-akimlari.jpg?w=579&amp;ssl=1 579w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/08/egitim-felsefesi-akimlari.jpg?resize=300%2C97&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 579px) 100vw, 579px" data-recalc-dims="1" /></a>Eğitim Felsefesi Nedir?</strong></p>
<p>Eğitim felsefesi, eğitim sürecinin ve aynı zamanda eğitimin biliminin felsefesidir. Eğitim veya eğitilme sürecinin amaçları, biçimleri, yöntemleri veya sonuçları ile ilgili olan disipline eğitim felsefesi diyoruz. Eğitimin konusu, içeriğin ötesinde, genel anlamda insan olduğuna göre bunun felsefesi de haliyle insan sorununu ele almak olacaktır. İnsan, kendi oluşu içinde ele alınırken her varlık gibi, o da bir varlıktır ve bu niteliği ile zaten felsefenin konusu içerisinde yerini alır. Felsefenin diğer temel konuları olan bilgi ve değerler, insan tarafından kazanılırken insanın bunun için kullandığı araç “eğitim”dir.</p>
<p>Her eğitim girişiminin bir amacı vardır. Bu amacı gerçekleştirmeye yönelik katılım ise pedagojik bir süreçtir. Eğitim sürecinde hem eğitilene hem de eğiticiye ait bir amaçlar kütlesi bir “kasıt”lılık söz konusudur. Bunlar ortak gelecek isteği ile birbirine bağlıdır. Eğitim, salt birey için değil, insan ve toplum içindir. Bundan dolayı insanın ve toplumun varlığı, değerleri ve geleceğine ilişkin beklentileri ümitleri, hayalleri, dünya görüşü kısaca yaşamının düşünsel ve felsefi temelleri kaçınılmaz bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Eğitim Felsefesinde Başlıca Akımlar</strong></p>
<p>Eğitim ve felsefe arasındaki ilişki çerçevesinde incelediğimiz felsefi akımlar ve bu akımlardan hareketle oluşturulmuş bazı eğitim felsefesi akımları vardır.</p>
<p><strong>Özcülük (Essensializm)</strong></p>
<p>Essensialistlere göre olgusal dünyanın gerisinde kozmosun temeli olan sonsuz ruh bulunur; bu nedenle kaçınılmaz olarak tanrının varlığın sığınırlar. Essensialist ontolojinin, gerçeklik hakkındaki inançları, kusursuz bir düzel tarafından yöneltilen bir dünya kavramına dayanır.</p>
<p>Essensializm, geçmişte yararlı olan, sanatların ve temel yeteneklerin öğretimini ve geleceğe aktarılmasını savunan bir kuramdır. Temel eğitimin gereksinimleri olan okuma, yazma, matematik v.b. toplumsal davranışların öğretilmesinin, insanı en iyi varlık durumuna getireceğine inanılır. Başlı başına bir eğitim hareketi olarak başlamıştır.</p>
<p><em>            Bilgiye Essensialist Yaklaşım: </em>Mükemmel ve evrensel olan akıl, rasyonalitenin bir parçası olduğundan dolayı, insan zihni mutlak varlığı kavramaya açıktır. Bu da bilinçlilik durumudur. Eğer insan, kendi gerçeğinde evrenin bir mikrokosmosu ise, onun bilgisi, evreni yansıtan aklın derecesindedir.</p>
<p><em>            Essensialist Eğitim Programı: </em>Essensializmin müfredat düzeneğinde genellikle öğrenciye, gerçek, doğru ve değerlendirilebilir olan bir dünya gözüyle bakılmaktadır. Essensialistler için her yerde ve her zaman geçerli, belirli bir okul ve müfredat yoktur. Essensialist anlayış, sınırsız bir bilgi bütünlüğüne dayalı, zengin, dizinsel ve sistematik bir programda demokratik bir kültüre göre olan genel davranışları savunur. “Öğrenci yol gösterilmeye, disipline edilmeye, öğretilmeye muhtaçtır” görüşüyle de, sert, baskıcı ve disiplinci bit eğitim yapısına sahiptir.</p>
<p>Bu akımın eğitim sürecine yönelik genel görüşlerini şu şekilde sıralayabiliriz:</p>
<ul>
<li>Öğrenme güç bir iştir, disiplin gerektirir.</li>
<li>Bu disiplin daha çok dışsaldır.</li>
<li>Eğitimde girişim öğrenciden çok öğretmendedir.</li>
<li>Çocuk, yetişkinlerin denetim ve rehberliğinde gizil güçlerini geliştirecektir.</li>
<li>Eğitim sürecinin özü, yapısallaştırılmış içeriğin özümlenmesidir.</li>
<li>Tarih boyunca test edilmiş bilgiler çocuk yaşamından daha önemlidir.</li>
<li>Kültürü korumak ve devamlılığını sağlamak gerekir.</li>
</ul>
<p><strong>İlerlemecilik (Progressivizm)</strong></p>
<ol start="20">
<li>yüzyılın eğitim felsefesi olarak ortaya çıkan progressivizm, daha çok Amerikan felsefecilerinden destek bulmuştur. Sosyo – politik akım gibi ilerlemecilik de insan toplumunun politik araçlarla yeniden biçimlendirilebileceğine inanır. Progressivizm, okul öncesi eğitiminden, yetişkin eğitimine kadar her düzeydeki eğitim anlayışlarını etkilemiştir. Progressivizm, her şeyden önce, insanın, kendi yapıp – etmelerine, kendi düşüncesi ve kendi hüneriyle problemlerini çözebilme yetisine inanır.</li>
</ol>
<p><em>Progressivist Düşüncenin Genel Karakteri: </em>Genel olarak pragmatik felsefeye dayanır ve onun eğitime uygulanması olarak kabul eidlir. Progressivizmin değer yargısı olarak, salt değer ve enstrumental değerlerden söz etmek mümkündür. Sanat kavramını da aynı şekilde, insanın yaptığı ve hoşlandığı, sahip olduğu, insanın gelişim aşamasında ortaya koyduğu estetik düzenlemeler olarak değerlendirir.</p>
<p><em>Bilgi ve Gerçeklik: </em>Bilgi ve geçeklik konusunda progressivizm, temelde düşüncelerimizin verimliliğini, sonuç olarak işe yararlılığını göz önünde bulundurmaktadır.</p>
<p><em>Progressivizm ve Eğitim: </em>İlerlemecilik, Amerikan eğitiminde biçimciliğe, geleneksel okulun sıkıcılığına, baskısına ve sert disiplin anlayışına karşı bir hareket olarak başladı. İlerlemecilik, hem mümkün olan hem de arzu edilen reform ve gelişmeye inanan insan tipine doğru bir yönelimdir.</p>
<p><em>İlerlemeci Öğretmen: </em>İlerlemeci eğitim, geleneksel öğretmenden, yöntem ve tutum olarak farklı bir öğretmen anlayışını yerleştirmek istemektedir. İlerlemeci öğretmenin, öğrencileri nasıl uyarabileceğini bilmesi gerekir. Öğrencinin ilgilerini merkeze alan öğretmen, öğretimin düzenleyicisi, planlayıcısı, yürürlüğü koyucu kişisi ve kılavuzudur.</p>
<p>İlerlemeci eğitim şu pedagojik süreci izler:</p>
<ul>
<li>Temel becerilerin doğrudan ortaya konmasından çok, çocukların gereksinimlerini karşılamaları, sorunlarını çözerek, araştırmaları ve öğrenme yöntemini kazanmaları daha iyidir.</li>
<li>Öğrenme, öğretim programı ve öğretim, çocuğun ilgilerine yönelik oluşturulmalıdır.</li>
<li>Okul, yoğun olarak sosyal sorunlarla iç içedir ve sosyal değişimi hızlandırır.</li>
<li>Okul yöneticileri ve öğretmenler, okulu toplumdan ayıran kuramsal ve politik duvarları yıkmalıdır. Kendi içinde konulara, düzeylere ve bölümlere ayrılan okul organizasyonundaki içsel duvarları yıkmalıdırlar.</li>
<li>Öğretmenler bilgiyi aktarandan çok, danışman, psikolog, terapist, öğrenme uyarıcıları ve proje yöneticileri olmalıdır.</li>
</ul>
<p><strong>Daimicilik (Perennializm)</strong></p>
<p>Topluma ve insanlara, karşılaşılan problemlerde ya da çözümsüzlük hallerinde, tek dayanılacak ve güvenilecek merci olarak tanrıyı ve tanrısal gücü göstermesi, Perennializmi hala çekici kılmaktadır. Perennializmin öncüleri, insanları daha büyük bir otoriteye boyun eğmeleri için koşullandırmıştır. Bu da bireyin, kişiliğin ön plana çıkmasını değil, uyumluluğunu gerektirmektedir.</p>
<p><em>            Perennializm ve Eğitim: </em>Perennializm, Essensialist eğitim akımı gibi, eğitimi, tarihsel ve ruhsal bir açılımın yayılma süreci olarak ele almaktadır. Bu şekilde, idealist epistemolojiye olan bağımlılığını ortaya koymaktadır. Öğretmen anlayışı ise, kültürel ve ahlaki bir model olma yönündedir. Perennializm, metot olarak Sokratik yöntemle, öğrencinin hafızasını canlandıracak sorgulamaya önem verir. Perennialistler, doğaüstü bir tasarıdan ibaret olan ve maddi olmayan kaynaklarca desteklenen bir eğitim modelini benimserler. Buna göre insan kendisinden üstün olan bit güce (tanrı, öğretmen) saygı duyar / duymalıdır.</p>
<p>Perennialistler, eğitimi, geçmiş dönemlerdeki büyük düşünceler ve klasikler üzerinde uzmanlaşma olarak görürler. Bütün dönemlerin problemlerine, geçmişin büyük fikirleri ve mantığının dolambaçlı uzun yollarını takip etmekle çare bulunabilir.</p>
<p><strong>Yeniden Yapılanmacılık</strong></p>
<ol>
<li>Brameld, yeniden yapılanmacılığı bir kavşak noktasında yapılan bir tercih olarak sunar ve felsefeyi bir “bunalım felsefesi” olarak adlandırır. Çünkü Yeniden yapılanmacı anlayış, günümüzde bunalım içinde bulunan bir toplumsal durumda oluşmuştur. Eğitim, tüm insanlığı yeniden yapılanmaya yönlendirmelidir.</li>
</ol>
<p>Yeniden yapılanmacı, her şeyden önce çağdaş kültürde bir yeniden doğuşa kararlıdır. Endüstriyel sistemin kontrolü, halk hizmetlerinin kontrolü, kültürel ve doğal kaynakların, insanlar tarafından ve insanlar için kontrolü mutlaka gerçekleştirilmelidir.</p>
<p>Yeniden yapılanmacılar göre çağdaş toplum kriz içindedir. Krizin temel nedeni ise modern yaşamın gereklerini karşılayacak kurum ve değerleri yeniden yapılandırmamasıdır. Krizi atlatabilmek için insanlar geçmişin mirasını incelemelidir. Okullar geçmişin mirasını inceleyerek, toplumu yeniden yapılandırmada kullanılacak öğeleri belirlemelidir.</p>
<p><em>            Yeniden Yapılanmacı Eğitim Programı: </em>İdeal toplum, demokratik bir toplum olduğuna göre bunun gerçekleştirilmesi de demokratik kurallara göre olmalıdır. İnsanlar yaşadığı toplumu yeniden düzenlemeye ikna edilmelidir. Bu ikna okulda başlamalıdır. Okul, yeni bir düzenin gelişmesine yol açacak biçimde öğrencilerin zihinlerini ve karakterlerini eğiterek, geleceğe yönelik olmalıdır. Bu onlara zorla değil, istekle kazandırılmalıdır.</p>
<p>Yeniden yapılanmacı eğitim, çocuğun, okulun ve eğitimin sosyal ve kültürel güçler tarafından ne ölçüde şekillendirildiğine önem verir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/egitimin-felsefi-temelleri/">Eğitimin Felsefi Temelleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/egitimin-felsefi-temelleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">567</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
