<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>din &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/etiket/din/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Sat, 11 Feb 2017 16:12:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Nasıl Şeriat, Hangi Hukuk?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nasil-seriat-hangi-hukuk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nasil-seriat-hangi-hukuk/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 11 Feb 2017 16:12:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Sarıçiçek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk makalesi]]></category>
		<category><![CDATA[hukuki]]></category>
		<category><![CDATA[hukuki makale]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dini]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7299</guid>
				<description><![CDATA[<p>Soru açık hangi şeriat, hangi uzlaşıya götürür bizi? İnananlar şeriatın nasıl olması gerektiği konusunda günümüze kadar bir tek uzlaşıya sahip değilken, her bir inanan gerçek şeriat, o değil budur anlayışındayken, &#8221;kutsal kitabın&#8221; temel kuralları (nasları) konusunda dahi ittifak sağlanamamış ve binlerce yorum oluşmuşken hangi düzlemde bir hukuk metni üzerinde uzlaşacağız? Dünyada bugün şeriat yorumlarının uygulandığı, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nasil-seriat-hangi-hukuk/">Nasıl Şeriat, Hangi Hukuk?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Soru açık hangi şeriat, hangi uzlaşıya götürür bizi? İnananlar şeriatın nasıl olması gerektiği konusunda günümüze kadar bir tek uzlaşıya sahip değilken, her bir inanan gerçek şeriat, o değil budur anlayışındayken, &#8221;kutsal kitabın&#8221; temel kuralları (nasları) konusunda dahi ittifak sağlanamamış ve binlerce yorum oluşmuşken hangi düzlemde bir hukuk metni üzerinde uzlaşacağız? Dünyada bugün şeriat yorumlarının uygulandığı, dünyanın hangi ülkesinde ideal bir adalet, merhamet devletine ulaşılmıştır? İnancın bu anlamda sağladığı en büyük fayda ve takdir edilmesi gereken tarafı, irfan ve adalet sahibi insanların yaşantılarıyla örnek oldukları küçük topluluklardır. Bu noktada inanç çerçevesinde çıkarılabilecek en makul yorum, bireyi konumlandıran hüviyetin öncelik olarak insan temelli olması gerektiğini anlamaktır.</p>
<p>İnsana ait her şey dine, tanrıya dahildir demek, inanan insanlar için zor bir yorum değildir. Özellikle bu kadar farklı yorum varken ortada. Bununla birlikte &#8221;insana ait olan bana yabancı değildir&#8221;. Sözü de bu konuda bize ayna tutmaktadır. O halde milyonlarca farklı düşüncenin ve görüşün olduğu bu yerde, inanç önce bireyin yaşamını düzenleyen prensip olarak anlaşılmalıdır. Tarihsel süreç içerisinde din ve ilim üzerine kafa yormuş filozofların en temel görüşü, insan olmadan dindar olunamayacağı noktasında birleşir. Burada birleşmeyi sağlayacak şey, inananlar için vicdan ya da özde birlik iken, herhangi bir inanca sahip olmayanlar için ise tarihsel tecrübe, yaşama arzusu ve empati duygusudur. Kültürler içerisinde tüm bunların yarattığı kavramsal bir vicdan ilkesi oluşmuştur.</p>
<figure id="attachment_7300" aria-describedby="caption-attachment-7300" style="width: 412px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/hangi-hukuk.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7300 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/hangi-hukuk.jpg?resize=412%2C608" alt="&quot;Düşünmenin eşlik etmediği her dini inanç veya izm, şiddet ve kibir yüklüdür.&quot;" width="412" height="608" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/hangi-hukuk.jpg?w=412&amp;ssl=1 412w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/hangi-hukuk.jpg?resize=203%2C300&amp;ssl=1 203w" sizes="(max-width: 412px) 100vw, 412px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7300" class="wp-caption-text">&#8220;Düşünmenin eşlik etmediği her dini inanç veya izm, şiddet ve kibir yüklüdür.&#8221;</figcaption></figure>
<p>&#8220;Düşünmenin eşlik etmediği her dini inanç veya izm, şiddet ve kibir yüklüdür.&#8221; Her toplum kendi kültürel birikimi içinde tek tip bir anlayışı, inancı temel almayan, herkesin yaşamasına imkan tanıyan ve uzlaşının esas olduğu bir metnin üzerinde birleşmek zorundadır. Toplumsal sözleşmenin olmadığı, temel olarak asgari ölçüde bile evrensel hukukun yerleşmediği toplumlarda, hukukun caydırıcı bir tarafı da yoktur. Böylesi bir durumda gücü elinde bulunduranlar, hukuku kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaktan çekinmeyecek, belki de bundan kaçamayacaktır. Sonuç olarak, toplum kendisini kurtaracak bir baba aramaktan vazgeçmeyecektir. Batı toplumlarının geneline baktığımızda, bir lider kültü yoktur. &#8221;Çünkü lider kurtarılmaya düşkün toplumların ürünüdür&#8221;. Çözüm, ötekini suçlamaktan çok öz eleştiri yapmayı öğrenmek, birey olarak bir yere bağlı olmadan düşünmeyi becermek ve tarihten yergi ve övgülerle dolu bir geçmiş olarak değil, bir tecrübe (birikim) olarak yararlanmaktır.</p>
<p>Mutlu son zor, en azından biz insanlar için&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nasil-seriat-hangi-hukuk/">Nasıl Şeriat, Hangi Hukuk?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nasil-seriat-hangi-hukuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7299</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mistik Bir İnanç Sistemi Olarak Orpheusçuluk</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mistik-bir-inanc-sistemi-olarak-orpheusculuk/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mistik-bir-inanc-sistemi-olarak-orpheusculuk/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 02 Apr 2016 12:52:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Burçak Aydoğan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[antik]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Yunan]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Dionysos]]></category>
		<category><![CDATA[Hades]]></category>
		<category><![CDATA[mistik]]></category>
		<category><![CDATA[Mistisizm]]></category>
		<category><![CDATA[mitoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan mitolojisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2948</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yunan Mitolojisinde Orpheus Orpheus’un Musa Kalliope’yle Kral Oiagros veya tanrı Apollon’un oğlu olduğu söylenir. Yunanlıların ilk ozanıdır. Lyrasını öyle ustalık ve duyarlılıkla çalarmış ki; en vahşi hayvanlar sakinleşir, ağaçlar ve taşlar büyülenirmiş.[1] Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü’nde Orpheus’u şöyle anlatır: “Orpheus dillere destan olmuş bir ozandır. İlkçağda ünü ‘orfizm’ denilen mistik bir akım yaratacak kadar çok [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mistik-bir-inanc-sistemi-olarak-orpheusculuk/">Mistik Bir İnanç Sistemi Olarak Orpheusçuluk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yunan Mitolojisinde Orpheus</strong></p>
<p>Orpheus’un Musa Kalliope’yle Kral Oiagros veya tanrı Apollon’un oğlu olduğu söylenir. Yunanlıların ilk ozanıdır. Lyrasını öyle ustalık ve duyarlılıkla çalarmış ki; en vahşi hayvanlar sakinleşir, ağaçlar ve taşlar büyülenirmiş.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü’nde Orpheus’u şöyle anlatır: “Orpheus dillere destan olmuş bir ozandır. İlkçağda ünü ‘orfizm’ denilen mistik bir akım yaratacak kadar çok yayılmış, kişiliği üzerine anlatılan masallar her türlü sanatçıyı etkilemişti.”  Efsaneye göre Orpheus Trakya doğumludur. Doğduğu söylenilen yer bugün Yunanistan, Bulgaristan ve Türkiye sınırlarının kesişimine yakın bir yerdedir. Böylece Orpheus, önemli bir geleneği olan, Anadolu’nun eski halklarının geçiş noktası olan bir yerde doğmuş kabul edilir. Bazı araştırmacılar, doğum yerinden ötürü, Orpheus’un bir şaman olduğunu söylemişlerse de büyük bir kesim tarafından bu bilgi doğru kabul edilmez.</p>
<p>Orpheus, ağaç perisi Eurydice’yi sever ve onunla evlenir. Ne var ki, karısının peşini bir türlü bırakmayan Aristais’tan kaçarken zehirli bir yılan tarafından sokulur ve ölür. Orpheus karısını Ölüler Ülkesi’nden geri getirmek için Hades’in yanına iner. Büyüleyici müziğiyle Hades ve Persephone’yi o kadar etkiler ki, Tanrılar Orpheus’un karısını alıp yeryüzüne götürmesine izin verirler. Ancak bir şartla; Orpheus, yeryüzüne dönünceye kadar arkasına dönüp Eurydice’e bakmayacaktır. Ancak Orpheus sevgilisini bir an önce görme tutkusuyla bu şartı yerine getiremez ve arkasına döner, Eurydice’ye bakar ve bunun sonucu onu temelli kaybeder. Tek başına Trakya’ya dönen Orpheus’un Mainaslar tarafından parça parça edildiği söylenir. Musalar ise Orpheus’un parçalarını toplayıp Pieria’ya gömerler. Ozan Orpheus’un nehre atılan başı ve lyrası denizi geçip Lesbos (Midilli) Adası’na çıkar. Bu nedenle Lesbos Adası’ndan pek çok ozanın yetiştiği söylenir.</p>
<p>Vergilius “Georgica” adlı eserinde Orpheus ve karısı Eurydice’nin öyküsünü anlatır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Vergilius’un aktardığı ve bir takım sembolik motifleri ustaca işlediği bu efsanede Orpheus mitinin ezoterik karakteri ile ilgili bazı ipuçları bulunabilmektedir. Öncelikle Eurydice üzerinde durmak gerekmektedir. Eurydice bir Dryad’dır. ‘Dryad’ adı Yunanca meşe anlamına gelen “Drys” sözcüğünden türemiştir ve ‘Ağaç Perisi’ anlamında kullanılmaktadır.</p>
<p>Bunlardan bazıları ait olduğu ağaçla birlikte doğar ve onunla birlikte ölürler, diğerleri ise ölümsüzdür. Eurydice de burada toprağa, ağaca ait bir sembolizmi temsil etmektedir. Yunan mitolojisinde kahramanların ölüler ülkesine gidişi sık rastlanılan bir motiftir. Ancak bazı araştırmacılar bu motifin ezoterik erginleşmedeki ölüm deneyimi ile ilgili olduğunu düşünmektedir. Nitekim Orpheus da erginleşmiş bir kahraman olabilmek için ölüm deneyimini yaşamıştır ve sanatı sayesinde buradan kurtulmayı başarmıştır.</p>
<p>Orpheus’un buradaki hatası, bu aşamayı geçiren birisi olarak ardına bakmasıdır; çünkü bu deneyimi yaşayanların ardına bakmamaları, geçmişle bağlarını koparmaları gerekmektedir. Orpheus burada bu kuralı çiğneyerek kendini “ağaç gibi, ağacı kökleri” gibi bağlayan, tutkunu olduğu şeyi, eşini, kaybetmiştir. Orpheus’un karısını ikinci kez kaybettikten sonra yedi ay ağlaması da yedi sayısının sembolizminden ötürü sembolik bir anlatımdır.</p>
<figure id="attachment_2950" aria-describedby="caption-attachment-2950" style="width: 754px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Peter-Paul-Rubens-Orpheus-and-Eurydice.jpg" rel="attachment wp-att-2950"><img class=" td-modal-image wp-image-2950 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Peter-Paul-Rubens-Orpheus-and-Eurydice.jpg?resize=640%2C509" alt="Peter Paul Rubens, Orpheus and Eurydice" width="640" height="509" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Peter-Paul-Rubens-Orpheus-and-Eurydice.jpg?w=754&amp;ssl=1 754w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/04/Peter-Paul-Rubens-Orpheus-and-Eurydice.jpg?resize=300%2C239&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-2950" class="wp-caption-text">Peter Paul Rubens, Orpheus and Eurydice</figcaption></figure>
<p><strong>Orpheusçuluk</strong></p>
<p>Orpheusçuluk ruhun varlığını ve ölümsüzlüğünü kabul eden bir öğretidir. Orpheusçu ruh anlayışının, Dionysos efsaneleri ile yakın bir ilişkisi vardır.  Orpheusçu Dionysos efsanesine göre, Dionysos Titanlar tarafından parçalanmış ve vücudunun parçaları yere saçılmıştır. Buna göre Zeus’un bazı kaynaklarda Rhea, bazı kaynaklarda Demeter, bazı kaynaklarda da Persephone ile girdiği gayrı meşru ilişkiden olan Dionysos, Hera’nın kıskançlığının hedefi olmuş ve Hera tarafından Titanlara öldürtülmüştür. Dionysos’u parçalayan Titanlar sonradan bu parçaları pişirmişler, yalnızca tanrının kalbi kurtulabilmiştir. Zeus bunun öcünü alarak Titanları Tartaros’a yollamıştır. Bu efsanenin sonu hakkında daha değişik versiyonlar da vardır. Bunlardan birine göre Dionysos’un parçaları birleştirilmiş ve tanrı yeniden hayat bulmuştur. Bu efsanenin yorumu da oldukça ilginçtir aslında. Zeus ile Persephone’nin çocuğu olan Dionysos genç bir tanrı olmanın yanı sıra inisiye değildir henüz; yani daha erginlenmemiştir. Kendisi için tayin edilen “Tanrılar içinde son kral” olabilmesi için erginlenmesi gerekmektedir. İşte bedeninin Titanlar tarafından parçalanması, pişirilmesi ve yeniden dirilmesi bu erginlenmeyi temsil etmektedir. Bu mitin Orfeusçu açıklaması da bu şekildedir. Orpheusçular yeniden dirilme inançlarını da bu mit vasıtası ile açıklıyorlardı. Bu efsaneye göre Titanlar Zeus tarafından öldürülünce, Titanların küllerinden insanlar doğar. Burada düalist bir düşünce de işin içine girer. İnsanda Dionysos’dan gelen tanrısal öz olduğu gibi Titanlardan gelen maddesel ve günahkar bir yapı da vardır. Ancak unutulmaması gereken Titanların bir önceki nesil olduğudur. Ancak Orpheusçular belki de bu şekilde Titanları doğuran Gaia ve Uranos’a kendilerini bağlıyorlardı. Zaten Orpheusçu mürit erginlenmede “Ben Yeryüzü’nün ve Yıldızlı Gök’ün çocuğuyum fakat soyum gökten gelmedir” derdi. Bu aslında çok anlamlıdır.</p>
<p>Orpheusçu öğretide ruhun ölümsüzlüğü düşüncesi, ruhun zaman içinde farklı bedenlerde de varolabilmesi fikrini getirmiştir. Ruh, temizlenebilmesi için defalarca farklı bedenlerde varolmalıdır (Metansomatoz). Bu aslında Orpheusçuluğa mahsus bir karamsarlıktır, çünkü ruhun temizlenmesi uzun bir süreci almaktadır.İnsan tanrısal atalarından gelen günahlarının bedelini ağır ödemektedir. Ruh bedende bir mezarda gibidir. Orpheusçular bunu bir sözcük oyunu ile de ifade ederler: Yunanca beden anlamına gelen ‘sîma’ (soma) sözcüğü ile mezar anlamına gelen ‘sâma’ (sêma) ses olarak birbirlerine benzemektedirler. Belki de ruhun mezarda olması ile Titanların Tartaros’da olmaları arasında bir benzerlik de olabilir.</p>
<p>Orpheusçuluğa göre insan tanrılar tarafından yaratılmamıştır, fakat ölümsüzlükten varolmuştur. Titan ırkından önce de Altın ve Gümüş soylar yaşanmıştır. Ancak bu altın ve gümüş soylar Hesiodos’un anlattığı gibi zaman içinde kaybolmuş değildirler. Eğer mürit kendini arındırmayı başarırsa Altın soylu olabilir. Eğer şiddete yenilirse Gümüş soylu olur. Orpheusçuluk bu haliyle çağının klasik düşüncesinden farklı olup ezoterik karakterini belli etmektedir.Mürit ruhunu arındırmak için belli yaşam tarzını uygulamak zorundadır. Bu “Orfik” yaşam hiç de kolay değildir. Mürit önce katı sayılabilecek kuralları uygulamalı ve gizem törenlerine katılmalıdır. Bu kuralların en önemlilerini kısaca saymak gerekirse:</p>
<ul>
<li>Bu yolu seçenler hiçbir canlının hayatına kıymamalıdır. Bu yüzden müritler et yemezler ve günümüz tabiriyle vejetaryen bir rejim uygularlar. Bunun bir başka sonucu da Yunan toplumunda o zamanlar sık uygulanan kanlı kurban ayinlerinin de reddidir. Bu haliyle Orpheusçuluk içinde varolduğu toplumun dinsel adetlerinden kesin çizgilerle ayrılır.</li>
</ul>
<ul>
<li>Orpheusçu yolu seçen kesinlikle intihar edemez. Orpheusçuluk her ne kadar ruhun ölmezliğine ve bu bedendeki yaşamın asıl yaşam olmadığına inansa da intihar, taşınılan tanrısal öz yüzünden, kesinlikle yasaktır.</li>
</ul>
<ul>
<li>Bazı bakliyat türlerinin yasaklanması da Orpheusçu yaşam tarzının ilginç bir kuralıdır. Bu aynı zamanda Pitagorcular arasında da yaygındır. İlk yetişen baklalarla hayatın kökeni hakkında sembolik bir benzerlik kuran Orpheusçular bakla tanelerini de testiküllere benzettikleri için soyun sürmesi ile ilgili bağlar da kurmuşlardır.</li>
</ul>
<p>Ruhun ölmezliğine inanan Orpheusçu düşünce ölüm sonrası ile de ilgilenmiştir. Orpheusçu düşünceye göre asıl olan ruhtur ve bu dünya geçicidir. Ancak burada erginlenmeyen kişi Hades’e gittiğinde sıkıntılar çeker ve yeniden bu süreci yaşamak zorunda kalır. Oysa bu dünyada erginlenme tanrısal kimliği bulmaktır. Bu bağlamda ölüm bir başlangıç sayılabilir.</p>
<p>Orpheusçuluk görüldüğü gibi ruhun ölmezliğine ve erginlenmeye dayalı bir öğreti olarak ilk çağ ezoterizminde önemli bir yer tutmaktadır ve birçok düşünceyi, Hıristiyanlığı dahil, etkilemiştir.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Cömert, Bedrettin (2010) Mitoloji ve İkonografi, De ki: Ankara, s:122.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Bknz; Vergilius, “Georgica” Çiftçilik Sanatı, (çev. Çiğdem Dürüşken), Alfa Yayıcılık, 2015.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mistik-bir-inanc-sistemi-olarak-orpheusculuk/">Mistik Bir İnanç Sistemi Olarak Orpheusçuluk</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mistik-bir-inanc-sistemi-olarak-orpheusculuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2948</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Din Olgusu</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/din-olgusu/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/din-olgusu/#comments</comments>
				<pubDate>Fri, 04 Mar 2016 07:49:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Esra Gençler]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dini]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[teoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2516</guid>
				<description><![CDATA[<p>Din, insanlık tarihi boyunca varolan ve insanı olumsuzluklara rağmen ayakta tutan, umut ile yaşatan bir olgudur diyebiliriz. İnsanlığı yaşattı ama ne kadar veya nasıl anlaşıldı? Bu soruya cevap verebilmek zor!&#8230;. Çünkü tarih boyunca insanlar-hiç farketmez- Allah ın gönderdiği her dini kendilerince tasvir ettiler. Hz Ömer&#8217;inde dediği gibi &#8220;inandığımız gibi yaşamak yerine yaşadığımız gibi inandık.&#8221; Aslında [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/din-olgusu/">Din Olgusu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Din, insanlık tarihi boyunca varolan ve insanı olumsuzluklara rağmen ayakta tutan, umut ile yaşatan bir olgudur diyebiliriz. İnsanlığı yaşattı ama ne kadar veya nasıl anlaşıldı? Bu soruya cevap verebilmek zor!&#8230;. Çünkü tarih boyunca insanlar-hiç farketmez- Allah ın gönderdiği her dini kendilerince tasvir ettiler. Hz Ömer&#8217;inde dediği gibi &#8220;inandığımız gibi yaşamak yerine yaşadığımız gibi inandık.&#8221; Aslında Âdemoğlu yeryüzünde varolduğundan beri din, kendimizce yaşadıklarımızdı. Hz Muhammed döneminde bu yanlış her ne kadar düzeltildiyse bile, ondan sonraki dönemlerden de anlaşılacağı gibi, yanlışlara meyilli olan insan; yaşanan tecrübeler, yani müslümanlar arasındaki mezhep kavgaları, Kerbela gibi olayların ortaya çıkması bunun ispatıdır. Günümüzde yaşanan bu bilgi çağında bile din adı altında yapılan hatalar, doğrularmış gibi sürmektedir. Örnek vermek gerekirse; hurafeler, gizemli görünen ama -aslında- gereksiz bilgiler iman ve inanç gibi algılanmaktadır. Bu bağlamda yaşanan kaosların, savaşların ve mücadelenin temel gerekçesi de yaşayan ama yanlış öğretilerle sürdürülen &#8220;din&#8221; dir. Buna &#8220;İslam&#8221; dini de dahil&#8230; Bahsettiğim Allah&#8217;ın gönderdiği ve Hz Muhammed&#8217;in bir dönemde olsa yaşatılmasını sağladığı İslam dini değil. Arayışımız bu din olmalıdır elbet. Hakikatlere götüren, insanı umuda ve dolayısıyla hayata bağlayan, ölümü değil, Allah&#8217;ı sevdiren, cenneti Allah rızası için arayan gönüllerde yeşeren &#8220;gerçek&#8221; İslam dininden söz ediyorum. İslam coğrafyasındaki karışıklıkların bir sebebi de budur. Ya İslam &#8216;ı hayatımızın küçücük bir parçasında yaşatmaya çalışıyoruz ya da bütün bir hayatımıza &#8220;İslam&#8221; derken dünya ve ahiret dengesini bozuyoruz. Yani barışın, kardeşliğin, dostluğun ve sevginin diğer adı olması gereken İslam; korkunun, ölümün ve dehşetin yaşandığı gönüllerde yeşeren kırgın ve kızgın umutsuzluklara dönüşüyor. Tabii bu umutsuzluklar, birçok olumsuzluğu da beraberinde getiriyor. Müslüman ülkelerinde yaşanan savaşlar, insanlar arası yanlış muameleler, özellikle kadına yönelmiş bulunan-sözde- İslam&#8217;ın emirleri olan yasaklar ve kurallar bütünü bu olumsuzlukların yalnızca küçük bir kısmıdır. Lakin bu durumları değiştirmek de yine insanoğlunun gayretiyle olabilecektir. Elbette zihinlerde oluşan olguyu ve üstelik yaşanan tecrübelerle sabit kılınmış yanlışları silmek kolay olmayacak, ancak ne iman ne de doğruları bulma çabası hiçbir zaman kolaylık ile elde edilmedi. Bu da unutulmamalıdır ki her dönemde, her çağda umutla aranılıyor olması da zorluğuna ve bu zorluklarla getirdiği huzurun dinine delildir. Gayemiz bu delile ulaşmak olmalıdır. Yoksa İslam dininin de diğer dinlerden bir farkı olmayacaktır. Çünkü insanlar yaşanmayan, kelimelerde asılı kalan öğretileri anlayamazlar ve doğal olarak da yaşayamazlar. Bu yüzdendir ki yaşayabildiklerine din kılıfını uydururlar, haklı olarak&#8230; Doğruluğu tartışılır elbet. Fakat bu durumdaki insanları eleştirmek yerine, gerçek inançları yaşatmamız ve aynı zamanda yeşertmemiz gerekir. Belki o zaman eleştirilecek, yanlışlanabilecek ve ispata ihtiyaç duymayan iman ile büyüyen bir dinin oluşabileceğini görebiliriz. Ve bu dine ancak o vakit &#8220;İslam&#8221; adını verebiliriz.</p>
<p>Son olarak, yüzyıllar boyunca insanoğlu kendi zayıflıklarını örtmek için kendince oluşturduğu ve yaşattığı inançlara sarılmıştır. Doğru veya yanlış önemli olan bu değil, asıl mesele bu olgunun günümüzde de &#8220;din&#8221; olarak algılanmasıdır. Din elbette zayıflıklarını insanın zayıflıklarını örter ancak kendi uydurduğu inançlarla değil, onu şah damarına varıncaya dek, ondan daha iyi tanıyan Rahman olan Allah&#8217;ın takdir ettiği, Hz Adem&#8217;den Hz Muhammed&#8217;e kadar her peygamberin anlatageldiği &#8220;İslam&#8221; inancıyla örter ve iman ile gönüllere sükunet verir. Kısacası inanmak fıtratımızda olan bir durumdur zaten&#8230; Ama yanlış olguları, din diye getirilen olumsuz öğretileri tercih etmemekte iradenin bir tesiridir. Ve her akıl sahibinin, imana ve inanca sahip her insanında anlayabileceği en doğru aynı zamanda tek din özlenen huzurun, beklenen kardeşliğin ve yaşatılması gereken sevginin habercisi olan &#8220;İslam&#8221;dır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/din-olgusu/">Din Olgusu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/din-olgusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2516</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
