<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>bilim kurgu türü &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/etiket/bilim-kurgu-turu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Dec 2018 23:19:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Uzay’da Yalnızlık Çok Zor: Passengers</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/uzayda-yalnizlik-cok-zor-passengers/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/uzayda-yalnizlik-cok-zor-passengers/#respond</comments>
				<pubDate>Fri, 10 Feb 2017 11:30:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Usta]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[android]]></category>
		<category><![CDATA[Andy Garcia]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu türü]]></category>
		<category><![CDATA[Chris Pratt]]></category>
		<category><![CDATA[Jennifer Lawrence]]></category>
		<category><![CDATA[Laurence Fishburne]]></category>
		<category><![CDATA[Martin Sheen]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<category><![CDATA[uzaylı filmi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=7278</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zaman ötesi ve gelecek temalı filmlerin çoğaldığı yıllara geldiğimiz bu zamanda karşımıza uzayda zaman nasıl geçmez şeklinde bir film karşımıza çıkıyor. Uzayda tek başına zaman geçmiyor bu yüzden de kesinlikle birisi sizinle uyanık olmalıdır. Passengers Bu şekilde bir giriş yaptıktan sonra gelelim Passengers filmine. Başrollerini son zamanlarda birçok yapımda görmeye başladığımız nam-i diğer Star Lord [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uzayda-yalnizlik-cok-zor-passengers/">Uzay’da Yalnızlık Çok Zor: Passengers</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Zaman ötesi ve gelecek temalı filmlerin çoğaldığı yıllara geldiğimiz bu zamanda karşımıza uzayda zaman nasıl geçmez şeklinde bir film karşımıza çıkıyor. Uzayda tek başına zaman geçmiyor bu yüzden de kesinlikle birisi sizinle uyanık olmalıdır.</p>
<h2>Passengers</h2>
<p>Bu şekilde bir giriş yaptıktan sonra gelelim <strong>Passengers</strong> filmine. Başrollerini son zamanlarda birçok yapımda görmeye başladığımız nam-i diğer Star Lord Chris Pratt ile güzelliği kadar oyunculuğu da şahane olan Jennifer Lawrence <em>Passengers</em> filminde karşımıza çıkıyor. Ayrıca filmde Android barmen karakterine Martin Sheen hayat verirken, son zamanlarda filmlerde kısa kısa rollerde gördüğümüz hepimizin ustası Laurence Fishburne karşımıza Homestead 2 uzay gemisinin hasta kaptanı Gus Mancuso karakteri ile filmde kendine yer buluyor.</p>
<figure id="attachment_7283" aria-describedby="caption-attachment-7283" style="width: 992px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Chris-Pratt-1.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7283 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Chris-Pratt-1.jpg?resize=640%2C360" alt="Chris Pratt" width="640" height="360" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Chris-Pratt-1.jpg?w=992&amp;ssl=1 992w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Chris-Pratt-1.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7283" class="wp-caption-text">Chris Pratt</figcaption></figure>
<p>Filmde her şey olup bittikten sonra gelen Captain Norris karakterine ise şaşırtıcı bir şekilde Andy Garcia hayat veriyor. Filmde ben görünce şaşırdım şahsen. Gidecekleri gezegene daha 90 yıl varken gök taşına çarpma sonucu arıza oluşması ile erkenden uyanan Jim Preston(Chris Pratt) ondan başka kimsenin uyanmadığını fark eder. Daha sonra bir süre yalnız yaşadıktan sonra Aurora’yı(Jennifer Lawrence) görür ve ona âşık olur. Kendisi ile çokça çatıştıktan sonra kızı uyandırmaya karar verir. Fakat ona arıza sonucu olduğunu söyler. Birlikte geçen güzel zamanlardan sonra acı gerçek ortaya çıkar. Fakat gemi sıkıntılı duruma girer. Bu sırada Gus Mancuso uyanır. Böylece geminin problemlerini anlarlar. Daha sonra bunları çözecekken Gus(Laurence Fishburne) hastalığı yüzünden ölür. Jim ve Aurora geminin sorunlarını kendileri çözmek zorunda kalırlar. Jim ölümcül bir çözüme başvurur ve bundan kurtulur. Böylece Aurora ile tekrar barışmış olurlar ve önlerinde ki günleri çok güzel geçirdiklerini filmin sonu bizlere gayet iyi anlatır. Böyle anlattığıma bakmayın ve bence kesinlikle izleyin. Sıkılmadan zaman geçirmek adına izlenilebilir bir film olduğunu düşünüyorum.</p>
<figure id="attachment_7280" aria-describedby="caption-attachment-7280" style="width: 467px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Jennifer-Lawrence.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7280 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Jennifer-Lawrence.jpg?resize=467%2C560" alt="Jennifer Lawrence" width="467" height="560" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Jennifer-Lawrence.jpg?w=467&amp;ssl=1 467w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Jennifer-Lawrence.jpg?resize=250%2C300&amp;ssl=1 250w" sizes="(max-width: 467px) 100vw, 467px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7280" class="wp-caption-text">Jennifer Lawrence</figcaption></figure>
<h3>Passengers Filmi Özetleyecek Olursak</h3>
<p>Morten Tyldum imzalı bu 2016 yapımlı filmin başrollerinde Chris Pratt, Jennifer Lawrence, Martin Sheen, Laurence Fishburne ve son olarak gördüğümüz Andy Garcia yer almaktadır. İnsanlık uzayda yaşamaya başlamıştır. Böylece yeni alanlar oluşmuştur. 5000 insan ve 200’den fazla mürettebatı taşıyan uzay gemisi Homestead 2 büyük bir gök taşı çarpması sonucu ufak ufak problemler çıkarmaya başlar. Bunun ilk başı Jim’in uyanması ile olur. Jim arıza sonucu uyanır ve zaman geçtikten sonra Aurora’yı uyandırır.</p>
<figure id="attachment_7281" aria-describedby="caption-attachment-7281" style="width: 640px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Laurence-Fishburne.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-7281 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Laurence-Fishburne.jpg?resize=640%2C381" alt="Laurence Fishburne" width="640" height="381" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Laurence-Fishburne.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Laurence-Fishburne.jpg?resize=300%2C179&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2017/02/Laurence-Fishburne.jpg?resize=336%2C200&amp;ssl=1 336w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-7281" class="wp-caption-text">Laurence Fishburne</figcaption></figure>
<p>İyi günler yaşanır acı gerçekler öğrenilir ve gemi yavaş yavaş yok olma sinyalleri vermeye başlar. Kaptan Gus bunları saptar ve ölür. İşler Jim ve Aurora’ya kalır. İkili de bunları çözmek adına hayatta kalarak hem kendilerini kurtarmak hem de aralarında ki küslüğü bitirmek adına geminin problemlerini çözmek için uğraş vermeye başlarlar. İkili birçok şeyi çözüp barışıp arkalarında 90 yıl sonra uyananlar için güzel şeyler mi bırakacaklar yoksa geminin yok olmasını önleyemeyecekler mi bu filmde izleyip görmek bence çok iyi bir fikir gibi gözüküyor. Diğer uzay filmlerinden biraz farklı olan <strong>Passengers</strong> sıkılmadan zaman geçirmek adına ideal bir seçim gibi duruyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/uzayda-yalnizlik-cok-zor-passengers/">Uzay’da Yalnızlık Çok Zor: Passengers</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/uzayda-yalnizlik-cok-zor-passengers/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7278</post-id>	</item>
		<item>
		<title>NERVE: Popüler Olmak İçin Ne Kadar İleri Gidebilirsin?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/nerve-populer-olmak-icin-ne-kadar-ileri-gidebilirsin/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/nerve-populer-olmak-icin-ne-kadar-ileri-gidebilirsin/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 28 Nov 2016 06:59:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Volkan Usta]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Afiş]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ariel Schulman]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu türü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[Dave Franco]]></category>
		<category><![CDATA[Emma Roberts]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik bilim - kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Henry Joost]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6158</guid>
				<description><![CDATA[<p>Nerve filmi aslında son yıllarda içinde bulunduğumuz teknoloji çılgınlığına ve onlarsız yaşamadığımız ve onların artık her yerde olduğunu anlatan gerçekten iyi bir gözlem yapımı olmuşa benziyor. Teknoloji ile her şeyin birbiriyle bağlantılı olmaya başlamasıyla en ufak bir telefon ile birçok şeyi elde edebildiğimizi anlatan Nerve filmi başta bir eğlence olarak başlayan oyunun daha sonra sonu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nerve-populer-olmak-icin-ne-kadar-ileri-gidebilirsin/">NERVE: Popüler Olmak İçin Ne Kadar İleri Gidebilirsin?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nerve filmi</strong> aslında son yıllarda içinde bulunduğumuz teknoloji çılgınlığına ve onlarsız yaşamadığımız ve onların artık her yerde olduğunu anlatan gerçekten iyi bir gözlem yapımı olmuşa benziyor. Teknoloji ile her şeyin birbiriyle bağlantılı olmaya başlamasıyla en ufak bir telefon ile birçok şeyi elde edebildiğimizi anlatan <strong>Nerve</strong> filmi başta bir eğlence olarak başlayan oyunun daha sonra sonu ölümle sonlanacak bir kapışmaya dönüşmesi şahane anlatılmış olarak karşımıza çıkıyor. İnternette oyuncu veya izleyici olarak katılabildiğiniz izlemek için para ödediğiniz ve yarışmacı olarak verilen görevleri yaptığınız takdirde para kazanabildiğiniz bir basit oyunmuşçasına sizi cezbeden <em>Nerve</em> daha sonra başınıza birçok bela getirebiliyor. Profilinizi oluşturmak için sizin birçok bilginize erişerek banka hesaplarınıza kadar giriyor ve böylece görevleri yapınca paranızı size yatırıyor oyunu kaybeder iseniz sorun yok fakat oyunu ‘’gammazlarsanız’’ veya ‘’hile yaparsanız’’ bankadaki bütün paranıza elveda diyorsunuz ve bütün yerlerdeki profil ile hesaplarınız siliniyor böylece oyuna ‘’hapsolmuş’’ oluyorsunuz.</p>
<figure id="attachment_6160" aria-describedby="caption-attachment-6160" style="width: 648px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Nerve.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6160 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Nerve.jpg?resize=640%2C988" alt="Nerve filmi" width="640" height="988" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Nerve.jpg?w=648&amp;ssl=1 648w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/Nerve.jpg?resize=194%2C300&amp;ssl=1 194w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6160" class="wp-caption-text">Nerve filmi</figcaption></figure>
<h2>Nerve Film Oyuncuları</h2>
<p>Gelelim filme, başrollerinde Vee karakterini oynayan <strong>Emma Roberts</strong> ile Ian rolüne hayat veren <strong>Dave Franco</strong> isimlerini görüyoruz. İkilinin filmde uyum içerisinde oynadıklarını gördükten sonra gerçekten rol için doğru tercihler olduklarına bir kez daha inanıyoruz. Vee arkadaşı Sydney’nin tabiri caizse gazına gelerek Nerve’e oyuncu olarak giriyor ve bütün olaylar bundan sonra başlıyor. İzleyicilerin seçtikleri görevleri yaparak ilerlerken Ian ile tanışıyor. Böylece seyirci bu ikisinin elektriğini beğenerek oyunda beraber ilerlemelerini istiyor. İkili böylece beraber verilen görevleri yaparak finale gitmeye başlıyor. Fakat bir görev sonrası ölümle burun buruna gelen Vee kendi ve arkadaşlarını düşünerek oyunu polise gammazlıyor fakat polis durumun sıkıntılı olmadığını söylüyor ve böylece Vee görevden atılıyor daha sonra ise bütün bankadaki paraları elinden alınarak oyunun içinde hapsoluyor. Tek çare finalde kazanması ve özgürlüne kavuşmasıdır. Ian’ın gizemli hallerini ise daha sonradan anlıyoruz. Finalde ne olduğunu ve filmin nasıl bittiğini tabi ki de söylemeyeceğim.</p>
<p>Bence bu keyifli ve akışı sorunsuz filmi izlemenizi tavsiye ederim.</p>
<figure id="attachment_6162" aria-describedby="caption-attachment-6162" style="width: 648px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/VeeEmma-Roberts.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6162 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/VeeEmma-Roberts.jpg?resize=640%2C988" alt="2016 yapımı Nerve bizlere sanal dünya ve bu ortamda oluşan birçok olay hakkında son derece güzel örnekler veriyor." width="640" height="988" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/VeeEmma-Roberts.jpg?w=648&amp;ssl=1 648w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/VeeEmma-Roberts.jpg?resize=194%2C300&amp;ssl=1 194w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6162" class="wp-caption-text">2016 yapımı Nerve bizlere sanal dünya ve bu ortamda oluşan birçok olay hakkında son derece güzel örnekler veriyor.</figcaption></figure>
<h2>Nerve Filmini Özetlersek;</h2>
<p>2016 yapımı <u>Nerve</u> bizlere sanal dünya ve bu ortamda oluşan birçok olay hakkında son derece güzel örnekler veriyor. Yönetmenliğini <strong>Henry Joost</strong>, <strong>Ariel Schulman</strong> gibi isimlerin yaptığı filmin başrollerinde Ashby(2015), Scream Queens(2016) gibi birçok dizi ve filmlerde gördüğümüz yetenekli aktris Emma Roberts var. Ona filmde erkek başrol olarak eşlik eden kişi ise Now You See Me(2013),Now You See Me(2016), 21 Jump Street(2012),22 Jump Street(2014) gibi iyi yapımlarda yer alan Dave Franco’dan başkası değil.</p>
<p><strong>Nerve</strong>, bizlere son dönemlerde her şeye bir tık ulaşmanın ne kadar iyi veya ne kadar kötü olacağının resmine gayet güzel bir açıdan bakıyor. Özellikle bu tüketim çılgınlığı ile ‘’ne kadar popüler kalabilirsen o kadar yaşarsın” mottosunu bizlere gösteriyor. Vee söylenen sözlerin aksini kanıtlamak ve sakin aksiyonsuz, normal hayatına renk katmak adına çıktığı yolda hem aşkı hem de cesareti bularak birçok konuda kendine değer katıyor gibi gözüküyor. <u>Nerve</u>, herkesçe izlenmesi gereken bir film. Seyreden birçok kişinin filmden kendine dair bir şeyler bulacağını düşünüyorum. Seçiminizi yapın Oyuncu musunuz?&nbsp; Yoksa izleyici mi?</p>
<figure id="attachment_6159" aria-describedby="caption-attachment-6159" style="width: 648px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/IanDave-Franco.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-6159 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/IanDave-Franco.jpg?resize=640%2C988" alt="Nerve, bizlere son dönemlerde her şeye bir tık ulaşmanın ne kadar iyi veya ne kadar kötü olacağının resmine gayet güzel bir açıdan bakıyor. " width="640" height="988" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/IanDave-Franco.jpg?w=648&amp;ssl=1 648w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/11/IanDave-Franco.jpg?resize=194%2C300&amp;ssl=1 194w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-6159" class="wp-caption-text">Nerve, bizlere son dönemlerde her şeye bir tık ulaşmanın ne kadar iyi veya ne kadar kötü olacağının resmine gayet güzel bir açıdan bakıyor.</figcaption></figure>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/nerve-populer-olmak-icin-ne-kadar-ileri-gidebilirsin/">NERVE: Popüler Olmak İçin Ne Kadar İleri Gidebilirsin?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/nerve-populer-olmak-icin-ne-kadar-ileri-gidebilirsin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6158</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ebu’l Âlâ’nın Ütopyası</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/ebul-alanin-utopyasi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/ebul-alanin-utopyasi/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 19 Jul 2016 08:30:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu romanı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu türü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik bilim - kurgu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4513</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gözlüklerinin camını silerken bir yandan da hastasını izliyordu Josephus Romin. Hasta yine dalmıştı. Sesli bir şekilde ‘’Bay Montague, evet, sizi dinliyorum.’’ diye seslendi. Böyle seslenmesi zorunlu oluyordu. Montague’nin 12. seansıydı  bu, istisnasız her seansta böyle olurdu. Josephus Romin bazen bozuk bir televizyonu çalıştırmak istercesine vururdu hastanın omzuna hafifçe, bazen de yüksek sayılabilecek bir desibelde bağırırdı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ebul-alanin-utopyasi/">Ebu’l Âlâ’nın Ütopyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gözlüklerinin camını silerken bir yandan da hastasını izliyordu Josephus Romin. Hasta yine dalmıştı. Sesli bir şekilde ‘’Bay Montague, evet, sizi dinliyorum.’’ diye seslendi. Böyle seslenmesi zorunlu oluyordu. Montague’nin 12. seansıydı  bu, istisnasız her seansta böyle olurdu. Josephus Romin bazen bozuk bir televizyonu çalıştırmak istercesine vururdu hastanın omzuna hafifçe, bazen de yüksek sayılabilecek bir desibelde bağırırdı.</p>
<p>Hasta irkilerek şaşkın gözlerle Josephus’a baktı. ‘’Affedersiniz bay Josephus.. Evet.. Ne diyordum ben en son?’’ Bu kaçıncı unutuşuydu hastanın. Önceki cümlesini dahi hatırlamakta zorluk çekiyordu. Josephus terapinin devamı için hastayı konuşturmakta ısrarlıydı.</p>
<p>&#8220;Çocuk yapmama kararına nasıl vardığınızı anlatıyordunuz. Bu kararı eşinizle birlikte mi aldınız?&#8221;</p>
<p>Hastanın bakışları dalgındı, Josephus’un yüzüne bakıyordu ama duyduklarını anlayıp anlamadığı yüzünden seçilemiyordu.</p>
<p>&#8220;Ah, evet.. Çocuk yapma.. Bu kararı eşimle birlikte mi aldık.. Hayır.. Yani önce hayır ama sonra evet..’’ Josephus sabırlı davranmaya devam etti. ‘’Bunu biraz daha açar mısınız bay Montague?&#8221;</p>
<p>&#8220;Gençliğimde bir Arap düşünürün babasını imâ ederek sarf ettiği bir vecizini okumuştum bir kitapta. Çocuk yapmamayı düşünmemin başlangıcı olmuştu o kitap ve o düşünür.&#8221;</p>
<p>Josephus söylediklerine dikkat kesildi. Demek bu adam kitap da okuyordu.. Üstelik binlerce kilometre ötedeki bir coğrafyadan birinin kitabını.</p>
<p>&#8220;Kimdi o bay Montague? Ve sizin bu kararı almanıza neden olan cümle neydi?&#8221;</p>
<p>‘Kim miydi.. Uzun bir ismi vardı bay Josephus.. Hay Allah, eski Arap düşünürlerinin çoğunun ismi uzundur zaten değil mi? Tüm soyağaçlarını isimlerinden öğrenebilirsiniz. Umarım ismini yanlış hatırlamıyorumdur.. Immhh…’’</p>
<p>Montague uzun bir ‘’ımmhh’’ çektikten sonra isim ağır ağır, tane tane döküldü dudaklarından; &#8220;<strong>Ebu&#8217;l Âlâ el-Maarrî</strong><em>&#8220;</em></p>
<p>Josephus şaşırmıştı. Acaba durum sandığı gibi kötü değil miydi? Montaugne’nin psikolojik rahatsızlığı ona has bir şey değildi. Aksine son 50 yılda tüm dünyada nüfus hızla düşerken, erken yaşta Alzheimer, şizofrenik davranışlar, depresyon, anoreksi ve anksiyete rahatsızlıklarda yükselme meydana geliyordu. Hükümetler ise ciddi bir çalışma yürütmüyordu bu soruna karşılık.</p>
<p>Josephus Romin, Montague’nin söylediği ismi not etti. Daha sonra etraflıca bakardı. Montague’yi konuşturmaya devam etti. ‘’Ne diyor peki bu Arap düşünür?’’</p>
<p>Montague eliyle alnındaki teri sildi. Gözleri yere bakıyordu. &#8220;Beni dölleyenin günahını çekiyorum, kimse benim günahımı çekmeyecek.&#8221;</p>
<p>Montague kafasını kaldırmadı. Yine daldı.. Josephus gözlüklerini çıkardı. Sonraki seansta devam ederlerdi artık. Montague’yle sonraki seansı Perşembe günüydü, 2 gün vardı daha. Zaten 4 dakika kalmıştı terapinin bitimine. Montague bugünkü son hastasıydı Josephus’un. 28 hasta ediyordu böylece. Dün de 32 hasta gelmişti. Talep gün geçtikçe artıyordu ve Ulusal Psikoloji Dairesi tüm eyaletlerde Tıbbî Etik Komiteleri’nin sayısının artırılması için hükümete rapor üstüne rapor yolluyordu.</p>
<p>Josephus masasındaki gözlüğünü, cep telefonunu ve okuduğu &#8220;<em>Düşlerin Yorumu&#8221; </em>kitabını çantasına koydu. Montague’nin başında dikildi ve hafifçe dokundu koluna &#8220;Bay Montague, isterseniz çıkabilirsiniz. Perşembe günü görüşmek üzere.&#8221; Kapısını açtı, muayenehanesinin salonunda yardımcısı Leo’ya ‘’Sen de çıkabilirsin Leo. Yarın görüşürüz.’’ deyip çıktı. Kliniğin bahçesindeki beyaz 052 Mozaic marka arabasına doğru giderken telefonu çaldı. Çantasını açtı, arayan Karta’ydı. Karta’nın sesi durguncaydı:</p>
<p>&#8220;Selam, bu akşam ne yapıyorsun?&#8221;</p>
<p>Daha dün görüşmüşlerdi Karta’yla. Gümüş renkli saatine baktı, 19:12’yi gösteriyordu.</p>
<p>&#8220;Bir planım yok. Eve gidiyordum ben de. Neden sordun?&#8221;</p>
<p>&#8220;Görüşünce anlatırım. Ben Yuks and Duşu’dayım. Seni bekliyorum.&#8221;</p>
<p>&#8220;Tamam, 15 dakikaya orada olurum ben de.&#8221;</p>
<p>Josephus telefonu kapatınca tekrar saatine baktı. Otomobile girdi ve aracı çalıştırdı. Yol boyunca Karta’nın ne söyleyebileceğini düşündü. Dünkü konuşmalarında yarım kalmış, yahut ters bir şey yaşanmamıştı.</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>Yuks and Duşu, balıkçı teknelerinin demirlendiği  ve balıkçılardan başka neredeyse hiç kimsenin de uğramadığı bir balık lokantasıydı. Akşama doğru tüm deniz güneşin batışıyla portakal rengine bürünürdü. Balıkçılar avdan döner, yorgunluklarına bir de akşamın sessizliği eklenince tuhaf bir durgunluk olurdu. Deniz ölü gibi olurdu, öyle ki karıncalar su içerdi.</p>
<p>Josephus otomobilini Yuks and Duşu’nun arkasına park ettikten sonra Karta’ya doğru yürüdü. Karta oturmuş kitabını okuyordu. Kitaba daldığı için Josephus’u fark edemedi. Josephus kulağının dibinde parmaklarını şıklatınca irkildi Karta Make.</p>
<p>&#8220;Geldin mi? Geç otur.&#8221;</p>
<p>Josephus’un masaya geçmesiyle Osman bitti yanlarında. Osman Rizeli’ydi. Hem balıkçılık yapıyordu hem de bu balık lokantasının sahibiydi. 38 yıl önce tüm dünyada sınırlar kalkınca o da Rize’den kalkmış önce kuzeydeki Rusya’ya gelmişti. 10 yıl kadar burada, Anapa kentinde yaşadıktan sonra yolculuk serüveni ABD’de nihayet bulmuştu. Osman’ın hayâlinde Norveç’e gitmek vardı hep. Türkiye’de yaşadığı yıllarda TV’de <em>Neutrogena </em>el kremi reklamlarında oynayan Norveçli balıkçıları görmüş, hayran kalmıştı. Zaten o gün bu gündür <em>Neutrogena </em>kremlerini de eksik etmemişti yanından. Norveçli balıkçılar da sık kullanırdı bu kremi. Bir de <em>Neutrogena</em>’nın telaffuzunda Osman’ı hoş eden bir yan vardı ve ‘’<em>nötrocina</em>’’ demeyi pek severdi.</p>
<p>İşte yine her zamanki gibi sipariş almaya gelmişti Osman. Baş parmaklarını pantolonunun arasına sıkıştırmış, diğeriyle de darbuka çalıyormuş gibi hızla hareket ettiriyordu.</p>
<p>&#8220;Evet beyler, ne vereyim size?&#8221;</p>
<p>Karta sipariş için Josephus’un gelmesini beklemişti.</p>
<p>&#8220;Deniz bugün neler verdi sana Osman?&#8221;</p>
<p>&#8220;Bol miktarda Barbun var. Bir de Ramazan koca bir Somon yakaladı bugün. Çoğunu biz erittik, biraz kaldı. İsterseniz közleyeyim?&#8221;</p>
<p>&#8220;Sen bize Barbun getir Osman. Yanında da soğuk birer bira.&#8221;</p>
<p>&#8220;Okey!&#8221;</p>
<p>Osman parmaklarını oynata oynata uzaklaştı yanlarından.</p>
<p>Josephus iyice yerleşti sandalyesine. Çantasını yanındaki boş sandalyeye bıraktı. Karta’nın elindeki kitaba uzandı, kapağına baktı. <em>Montesquieu</em>’nun <em>Kanunların Ruhu Üzerine</em> kitabını okuyordu.</p>
<p>&#8220;Bu kaçıncı okuyuşun be adam!&#8221;</p>
<p>&#8220;20 vardır.&#8221;</p>
<p>&#8220;İyi, aferin. Eee, neden çağırdın beni?&#8221;</p>
<p>Karta gözlüğü çıkardı masaya bıraktı. Burnunu ovaladı.</p>
<p>&#8220;Bak Josephus, sanırım psikolojik rahatsızlıkların neden son 50 yılda tüm dünyada çığ gibi yükseldiğini buldum?&#8221;</p>
<p>Şaka mı yapıyordu bu adam? Bunun için mi çağırmıştı yani?</p>
<p>&#8220;Karta ne demek bu? Neyin var senin oğlum ? Beni özlediğin için çağırdığını söyleseydin güle-oynaya gelirdim zaten. Böyle aptalca bir laflaşmadan daha iyi bir gerekçe olurdu en azından. Hem ‘buldum’ ne ayrıca? Ortada ‘bulunacak’ ne var?&#8221;</p>
<p>Karta tekrar taktı gözlüğünü. Konuşma boyunca en az 10 defa çıkarır takardı.</p>
<p>&#8220;Önce bir dinle beni be adam! İki hafta önce Toplum Sağlığı Merkezi olarak 12 fabrikada toplam 752 işçi üzerinde bir anket yaptık. Sonuçlar bugün ulaştı elimize. Buna göre toplam 612 kişi psikolojik rahatsızlıkları için ilaç kullanıyor. Geri kalan 140 kişi ise yakın dönemde bu ilaçlardan kullandığını fakat artık bıraktıklarını söylemişler.&#8221;</p>
<p>Josephus’un buruşuk alın derisi yavaşça gevşedi. Çünkü kendi muayenehanesine gelen hastaların da büyük bölümü fabrika işçilerinden oluşuyordu. Bu işçiler ekonomik olarak oldukça düşük ücrete ve kötü şartlarda çalışıyorlardı. Buna karşın psikoterapi vizite ücretleri çalıştıkları fabrika tarafından karşılanıyordu. Josephus aklındaki bulanıklığı dağıtmak istedi:</p>
<p>&#8220;Peki bu sadece bu eyalet için mi geçerli Karta?&#8221;</p>
<p>Karta gözlüğünü çıkarıp yanıtladı:</p>
<p>&#8220;Biz bu anketi sadece kendi eyaletimiz için yaptık fakat sonuçlar böylesine vahim çıkınca iyice işkillendim ben. Bugün seni aramadan önce şehir kütüphanesine uğradım. 2012 yılında, yani 40 yıl önce Amerikalı bir anket şirketiyle Türk bir anket şirketinin ortaklaşa yürüttükleri anket sonucuna ulaştım. Üstelik anket 17 şehirde olmak üzere toplam 20.400 kişiyle yapılmış. Ankete katılanların %87’si psikolojik rahatsızlıklarından dolayı ilaç tedavisi gördüklerini söylemiş. Bir dönem ilaç alıp bırakanların oranı ise %5.&#8221;</p>
<p>Konuşmasına devam edecekti ki iki elinde iki tabakla masalarına doğru gelen Osman’ı gördü. Ardından garsonu tepside iki bira şişesiyle takip ediyordu onu.  Osman tabakları masaya koydu, garsonun tuttuğu tepsiden de biraları alıp önlerine bıraktı.</p>
<p>&#8220;Afiyet olsun beyler&#8221; deyip baş parmaklarını pantolonuna sıkıştırıp ayrıldı yanlarından.</p>
<p>Josephus koca bir yudum aldı biradan. Karta’yı dinlerken bir yandan da söylediklerini zihninde tartıyordu. Karta, mavra atacak biri değildi. Roma Üniversitesi’nde öğrenci olduğu zamandan bu yana tanırdı Karta Make’yi. Karta’nın branşı sosyolojiydi. Doğu toplumlarının tarihini, kültürlerini çok iyi bilirdi. Uzun yıllar Ulusal Göçmen Uyum Projesi’nde görev aldıktan sonra 2042 senesinde kurulan Toplum Sağlığı Merkezi’nde işe başlamıştı. Bireysel değil, toplum sağlığı.. Tam da Karta’lık bir işti.</p>
<p>Josephus, Osman’ın getirdiği balıkları çatalladı. Osman balıkları kendi üsûlune göre pişirirdi. Balığın cinsi mühim değildi, Osman’a göre hepsinin buğulaması yapılabilirdi. Balıkları öyle pişirirdi ki Osman, pamuk gibi yumuşacık olurdu. Ağızda erirdi adeta. Önce balık boğazdan aşağı yüzercesine kayar, ardından balığın dudakta kalan tuzu soğuk birayla karışıp peşi sıra inerdi boğazdan aşağı. Yutkunmakta hiç zorlanmazlardı.</p>
<p>&#8220;Peki&#8221; dedi Josephus, &#8220;Verdiğin istatistikler gerçekten çok ciddi. İyi de bunun sebebini nerede aramak gerekiyor? Yani bu insanları bu ilaçları kullanmaya iten gerekçeler neler?&#8221;</p>
<p>Karta birasından büyük bir yudum daha aldı. Biranın köpükleri bulaştı bıyıklarına, elinin tersiyle sildi.</p>
<p>&#8220;Birtakım düşüncelerim var. Umarım bu kadar korkunç değildir. Elime geçen anket sonuçlarını bir bütün olarak doktor dostum Alex’e  yolladım. Niye yolladım inan bilmiyorum ama yolladım işte.&#8221;</p>
<p>&#8220;Şu İtalyan olan mı?&#8221;</p>
<p>&#8220;Hay yaşa! Evet o.&#8221;</p>
<p>Josephus’un muazzam bir sima ve isim hafızası vardı. 2 dakika görüp konuştuğu bir insanı kolay kolay unutmazdı. Herkesin herkesleri unuttuğu, nörolojik hastalıkların gün geçtikçe arttığı bu deliler çağında Josephus’un bu meziyeti arkadaş çevresinde sıklıkla dillendirilirdi. Alex’i de 3 ay önce Karta aracılığıyla tanımıştı. Yine Yuks and Duşu’da randevulaştıkları bir gün Karta Make yanında Alex ile gelmiş, Josephus belli etmese de buna fena halde bozulmuştu. Tanımadığı bir insanla tüm akşamı geçirecek olma düşüncesi Josephus’u rahatsız etmiş, fakat Alex’in konuşmalarını dinleyince bu düşüncesinden çabucak sıyrılmıştı. Onun meslekî yetkinliğine hayran kalmıştı hatta.</p>
<p>&#8220;Eee, ne dedi peki Alex?&#8221;</p>
<p>&#8220;Bu ‘şıp’ diye söylenecek bir şey değil Josephus. Alex’e maille gönderdim anket verilerini. Sanırım yarın bir geri dönüş yapar.&#8221;</p>
<p>Her ikisi de aynı anda birer Barbun attı ağızlarına. Ardından birayı yudumladılar. Bu sefer Josephus sildi elinin tersiyle ağzını.</p>
<p>&#8220;Bak ne diyeceğim Karta. Yarın Alex’i de alıp bize gelsenize. Şu meseleyi etraflıca bir konuşalım, ne dersin?&#8221;</p>
<p>&#8220;Ben de bu teklifi ne zaman yapacaksın diye bekliyordum doğrusu. Tabii, geliriz. Saat 20:00 uygun mu?&#8221;</p>
<p>&#8220;Uygun uygun. Yarın yine haberleşiriz gün içinde.&#8221;</p>
<p>Karta kalan son Barbun’u ağzına götürdü ve bardakta kalan birayı da dikti kafasına. Garsondan hesabı istedi.</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>Josephus Romin o gece eve vardığında eşi Ivana ve kızı Lisa çoktan uyumuşlardı. Ayaklarının ucuna basa basa çalışma odasına geçti. Deri çantasını masasına koyup gözlüğünü ve not defterini çıkardı. O gün terapilerde hastaları için aldığı notlara baktı. Her gece muhakkak göz atardı defterine. Sayfaları çevirirken Montague’nin terapisinde not aldığı ismi gördü; <em>Ebu&#8217;l Âlâ el-Maarrî</em>. Ve o söz; &#8220;Beni dölleyenin günahını çekiyorum, kimse benim günahımı çekmeyecek.&#8221;</p>
<p>Josephus bu isim üzerinde durmak istedi. İlgisini çekmişti bu adam ve bu söz. Birden aklına bir fikir geldi. Yarınki yemeğe Montague’yi de mi davet etseydi acaba? Aslında hasta ve terapistlerin bu ilişkilerini kendi hayatlarına taşımaları yasaktı. İlişki terapistin muayenehanesiyle sınırlıydı. Aksi halde meslekten men edilebilirlerdi. Fakat Montague’nin unutkanlığı ve Alex ile Karta’nin de güvenirliği sayesinde bu risk bertaraf edilebilirdi. Evet evet, yarın aramalıydı Montague’yi.</p>
<p>Defterini kapattı ve yatak odasına geçti Josephus. Ivana uyuyordu. Yüzüne düşen perçemi, soluduğu nefesle bir inip bir yükseliyordu. Bir süre öylece izledi onu Josephus. &#8220;Mutluluk bu&#8221; dedi içinden.. &#8220;Mutluluk bu nefes ve yan odada kızının uyuduğunu biliyor olmak.&#8221; dedi. Çocuğu olduğu için ne kadar sevinmişti Josephus.. Doğum oranlarının tüm dünyada yere çakıldığı, hükümetlerin, küresel şirketlerin TV’lerde, gazetelerde, radyolarda, internet mecralarında reklam üzerine reklam verdikleri, çocuk yapmayı teşvik ettikleri, tehlikenin artık çok yakında olduğunu bas bas bağırdıkları bir zamanda baba olmuştu Josephus. Devletin verdiği yüksek miktarda çocuk parası umurunda değildi, çocuk sahibi olmayı para için değil, mutluluğu için istemişti. Üzerini değiştirirken bir yandan da bunları düşündü Josephus.. Ivana’nın koynuna girince Ivana’yı hatırlayabildiğine sevinerek…</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>Josephus muayenehanesine geldiğinde Leo’yu randevu defterine bakarken buldu. &#8220;Günaydın Leo, bugün ilk gelen hasta kim?&#8221; Leo defterden kaldırdı başını. &#8220;Günaydın bay Josephus. Bugün ilk hastamız Alfredo Roswell.&#8221;</p>
<p>&#8220;Teşekkürler&#8221; deyip odasına yönelmişti ki, kapıdan Leo’ya bakıp &#8220;Leo, senden bir şey rica edeceğim. Bugün gelen hastalarımızın portmantoya astıkları ceketlerini bir kurcalar mısın? Biliyorum, istediğim hoş bir şey değil fakat gelen hastaların ilaç kullanıp kullanmadıklarını öğrenmek istiyorum. Şâyet böyle bir şey bulursan ilaç kutusundan bir adet çıkarıp ilacın ismi ve kullanan hastanın ismiyle not almanı istiyorum.&#8221;</p>
<p>Leo gülümsedi. İşin içinde kendince bir heyecan sezdi. &#8220;Tabii bay Josephus, yaparım tabi.&#8221;</p>
<p>Josephus tekrar teşekkür edip odasına geçti. Masasındaki saate baktı, 09.50’yi gösteriyordu. Bay Alfredo’nun randevusu 10.00’daydı. Zamanı varken Ivana’yı aramak istedi. Telefon iki defa çaldıktan sonra açıldı. ‘’Günaydın hayatım. Uyuyor muydun yoksa hâlâ?’’</p>
<p>&#8220;Tabi ki de hayır Joseph. Kendime çay yapıyorum.&#8221; Başkalarının aksine Josephus demezdi Ivana, Joseph demeyi daha uygun bulurdu.</p>
<p>&#8220;Güzel. Bak ne diyeceğim sana. Bu akşam eve Karta ve Alex gelecek. Ve belki Montague.. Bizim için hazırlık yapar mısın?&#8221;</p>
<p>Ivana’nın sesi şenlendi. &#8220;Tabi ki Joseph. Hem Karta’yı da özledim. Kaçta gelirsiniz?&#8221;</p>
<p>&#8220;Akşam 8 için sözleştik.&#8221;</p>
<p>&#8220;Tamam hayatım. Akşam görüşürüz o halde.&#8221;</p>
<p>&#8220;Görüşürüz hayatım.&#8221;</p>
<p>Josephus telefonu kapatınca saate baktı tekrar; 09.55’ti. Hasta birazdan gelirdi. Josephus geçen terapi notlarına baktı. Alfredo Roswell, 35 yaşında’ydı, 6. seansıydı, terapide bir ilerleme yoktu. İstisnasız her gece rüya görüyordu. Alfredo önceki terapide kendini bir limonata şişesinde yüzerken görmüş, şişenin dibinden kapağa doğru çıkmaya çabalarken tekrar dibe battığını söylemişti.</p>
<p>Kapı tıklandı, Josephus ‘’girin’’ dedi. Giren olmadı, daha yüksek bağırdı Josephus; &#8220;Girin!&#8221;. Pot kırmış bir çocuğun mahcubiyetiyle kafasını soktu içeri önce Alfredo. Sonra uysal bir şekilde içeri girdi. &#8220;Günaydın bay Josephus&#8221; deyip divana oturdu.</p>
<p>Josephus’un muayenehanesindeki divan, Doğu tarzında düzenlenmişti. 7 sene önce bu muayenehaneye taşınınca Karta’nin da tavsiyelerini almıştı. Ne de olsa Doğu toplumları üzerimde engin bir bilgisi vardı. Odasında yere serili bir Acem halısı, kendi masasının solunda, tam duvarın dibine dayanmış bir de haki renginde kanepe vardı. Kanepenin baş ucunda üzeri mor işlemelerle bezeli flamingo figürlü bir yastık konulmuştu. Kanepede uzanan kişinin statüsü ne olursa olsun masalsı ve çocuksal bir etki yaratıyordu bu.</p>
<p>Alfredo kanepeye uzanınca Josephus’un sorusunu beklemeden dün geceki rüyasını anlatmaya başladı. &#8220;İki dağın arasında, üzerine ağaç yaprakları dökülmüş şirin bir göl vardı. Ben, penceresi göle bakan kulübemin önünde oturmuş dalgın bir şekilde gölü izliyordum. Kulübem göle 20 adım uzaklıktaydı. Gölden bir kaplumbağa çıktığını gördüm. Kaplumbağa babamdı.&#8221;</p>
<p>Josephus, Alfredo’nun çocukluğuna dair çok az şey biliyordu. Hidrofobi korkusu olduğunu, buna rağmen babasının onu ısrarla balığa götürmekte direttiğini anlatmıştı bir terapide. Babasını gölden çıkan bir kaplumbağaya benzetmesini bu korkusuyla eşitlediğini düşündü Josephus.</p>
<p>&#8220;Daha önce hiç öyle bir kulübede yaşadın mı Alfredo?&#8221;</p>
<p>Alfredo gözlerini tavandan ayırmadı. ‘’Hayır ama hep istemişimdir. Bilirsin, doğa bizi umursamadığı için kendimizi en çok onda rahatlamış hissederiz. Sanırım Nietzsche söylemişti bunu.’’</p>
<p>&#8220;Peki rüyalarınla geçmiş yaşantın arasında bir bağ kurmayı başarabiliyor musun?&#8221;</p>
<p>&#8220;Biliyorum bay Josephus, Freudisyen terminolojiye göre muhakkak vardır. Fakat ben rüyaların bende yarattığı hazla ilgileniyorum. Ve bitsin istemiyorum bunlar&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;Hoşuna mı gidiyor rüya görmek?&#8221;</p>
<p>&#8220;Hem de çok.. Rüyalarımın her birini kayda almayı ne çok isterdim. Uyurken bir gözlük taksaydık ve rüya gördüğümüzün bilincine varınca gözlük onu kaydetseydi. Tabi bunun için gözlüğün kaç Epicbyte kapasitesi olması gerekiyordu bilemiyorum.&#8221;</p>
<p>Fikir Josephus’a da hoş göründü. &#8220;Doğrusu çok harika olurdu Alfredo.&#8221;</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>İlk hastası Alfredo’dan son hastası Issa’ya her terapiye 40 dakika ayırdı Josephus. Bu arada Leo da boş durmamış, muayenehaneye giren hastaların ceketlerini, çantalarını kurcalamış, gördüğü her ilaç kutusundan bir adet almış ve hastanın adı ve ilacın adıyla birlikte bir deftere not etmişti. Leo iyi bir iş becermişti. Bu ilaçların bazılarının ne amaçla kullanıldığını biliyordu Josephus. Diğerlerini akşam yemeğinde Karta ve Alex’le konuşurdu belki. Çıkmaya hazırlanırken Montague’yi aramadığını hatırladı. Hemen hasta randevu defterinden ismini buldu ve aradı. Uzun bir çalıştan sonra telefon açıldı.</p>
<p>&#8220;Evet?&#8221;</p>
<p>&#8220;Selam Montague, Josephus ben&#8221; Birkaç saniyelik bir es verildi.</p>
<p>&#8220;Ah, evet, selam doktor.&#8221;</p>
<p>&#8220;Seni ne için aradığımı merak ediyor olabilirsin, endişelenme. Seni bu akşam bana yemeğe çağıracaktım.&#8221;</p>
<p>&#8220;Tabi, seve seve. Nereden alırsın beni? New Nose iyi midir?&#8221;</p>
<p>&#8220;Evet evet. 20 dakika sonra alırım seni oradan. Görüşürüz.&#8221;</p>
<p>Telefonu kapatınca Montague’nin kendisini aradığına hiç şaşırmadığını, hele hele yemeğe davet edişini gayet doğal karşıladığını anladı Josephus. Ne tuhaf adamdı.. Onunla doktor-hasta ilişkisi dışında sohbet edebilme fikri heyecanlandırdı Josephus’u. Karta ile Alex’ten çok onun söyleyeceklerini merak ediyordu.</p>
<p style="text-align: center;">*</p>
<p>Yugoslavya dağıldığında 5 yaşındaydı henüz Ivana. Anne, baba ve 2 büyük abisiyle uzun bir yolculuktan sonra ABD’ye göç etmişlerdi. Annesi o toprakların yemeklerini, bildiği 3 dili küçük yaşlarından itibaren öğretti kızına. Ivana bir yandan üniversitede Roma hukuku dersleri verirken, bir yandan da evinde Boşnak ve Arnavut yemeklerini de yapıyordu. Tükenmez enerjisi Josephus’u kendisine hayran bırakan en güçlü yanıydı.</p>
<p>Yine mükellef bir sofra kurulmuştu. Karta aşinaydı bu sofraya ama Alex ve Montague’nin gözleri bir an önce yemeğe geçmek istercesine dolanıyordu masada. Josephus’un şarabın mantarını ‘lap’ diye açmasıyla yemeğin işareti de verilmiş oldu. Montague bu yemeği anlatacak kadar anımsayacak mıydı acaba? Josephus bir yandan yemek yerken bir yandan da konuşmayı uygun buldu.</p>
<p>&#8220;Alex, Karta’nın gönderdiği anket verileri hakkında ne düşünüyorsun?&#8221;</p>
<p>Alex önündeki garnitürlü pilavdan bir kaşık aldı ve yutkundu.</p>
<p>&#8220;Benim için şaşılacak bir şey değildi bu Josephus. Çünkü durum daha vahim ve ben Sağlık Bakanlığı’na gönderdiğim son raporumda ayrıntılı bir malumat yollamıştım.&#8221;</p>
<p>Montague elindeki kadehi masaya bıraktı, dikkat kesildi. Alex devam etti.</p>
<p>&#8220;Bu anket sonuçları birçok sebebin bir sonucu aslında. Biliyorsunuz son 50 yılda dünya nüfusu hızla düşüyor ve devletler bunun insanların bilinçli aldığı bir karar olduğunu söylüyorlar. Şüphesiz ciddi bir oranı tutuyor ama tamamı değil.&#8221;</p>
<p>Karta, Alex’in ilk cümlesinden sonra dikkat kesilmişti. &#8220;Diğer sebep ne Alex?&#8221;</p>
<p>Alex sepetten bir dilim ekmek alıp ikiye yardı. &#8220;Şunu diyorum; insanların aldığı kararların dışında bir de devletlerin aldığı kararlar var Karta.  Devletlerin ön göremediği bir şeydi bu. Konformizmi yaygınlaştırarak ve artırarak mevcut süreğenliğin devam edeceğini sandılar. Fakat bu kayış 2040’lı yıllarda koptu. Bireyler çocuk yapmayı bir külfet saydılar. Bu konformizm sayesinde yaşama sınırları uzadı ve konformizmi çocuk yaparak bozmak istemediler. Devletler işte o zaman insanlara sağılan bir inek misyonu yüklediler. Baksana işçi sınıfına.. 100 yıl önceden ne farkı var. Hatta daha kötü durumdalar. 100 yıl önce insanlar 65-70 yıl yaşayıp bunun 30 yılı aşkın süresini çalışarak geçiriyorlardı. Şimdi ise 100-110 yıl yaşayıp bunun 70 yılını çalışarak geçiriyorlar. Bu uzun yaşamayı da sentetik ilaçlar, değiştirilmiş organizmalarla sağladılar. İşte devletler ve küresel şirketler bunu teşvik ettiler baylar. Doğurganlığın yere çakıldığını gördüler ve en azından doğmuş olanlardan uzun süre faydalanmak için ömürlerini uzattılar. İlaçların yan etkilerini de ya hesap etmediler, ya da umursamadılar. Bu deliler çağına böyle geldik. Yaşamaya değil, çalışmaya geldik.&#8221;</p>
<p>Montague başı eğik dinledi hepsini. Alex hem kendisini anlatmıştı, hem değil. Çocuk yapmama düşüncesini taşıyalı beri, bunun konforunu bozmamakla ilgisini olmadığını biliyordu. Aksine yaşadığı bu hastalıklı çağa <em>Ebu’l Âlâ</em>’nın deyimiyle bir günahkâr daha kazandırmak istemiyordu.</p>
<p>Alex konuşmasını bitirince masadakiler sustu. Hepsi sustu. Topluma bu kadar yabancı kaldıklarını, teoriler arasında boğulup kaldıklarını, fakat asıl gerçeğin; hayatın kendisinin yabancısı olduklarını anladılar. Konuşmak kandırmaca olacaktı. Sözün hakkı Montague’nindi&#8230; O da sustu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/ebul-alanin-utopyasi/">Ebu’l Âlâ’nın Ütopyası</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/ebul-alanin-utopyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4513</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Source Code &#8211; Kendini Tekrar Eden Gün</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/source-code-kendini-tekrar-eden-gun/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/source-code-kendini-tekrar-eden-gun/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 04 Jul 2016 10:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ferhat Eren]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu türü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu ve fantazya]]></category>
		<category><![CDATA[Duncan Jones]]></category>
		<category><![CDATA[Jake Gyllenhaal]]></category>
		<category><![CDATA[Michelle Monaghan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=4259</guid>
				<description><![CDATA[<p>Minimal Bilim-Kurgu filmlerinin önemli isimlerinden biri olmaya aday, yönetmen Duncan Jones’un ikinci filmidir Kaynak Kod. Film, toplamda birkaç mekan ve üç-dört oyuncuyla geçer lakin mekan ve oyuncu sayılarının kısıtlı olması filmin gerilimine ve heyecanına hiçbir şekilde engel değildir. Keza Duncan Jones’in ilk filmi Moon(2009)’u ele aldığımızda mekan sayısı da oyuncu sayısı da artmış bulunmakta. Burada [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/source-code-kendini-tekrar-eden-gun/">Source Code &#8211; Kendini Tekrar Eden Gün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Minimal Bilim-Kurgu filmleri</strong>nin önemli isimlerinden biri olmaya aday, yönetmen <strong>Duncan Jones</strong>’un ikinci filmidir <strong>Kaynak Kod</strong>. Film, toplamda birkaç mekan ve üç-dört oyuncuyla geçer lakin mekan ve oyuncu sayılarının kısıtlı olması filmin gerilimine ve heyecanına hiçbir şekilde engel değildir. Keza Duncan Jones’in ilk filmi Moon(2009)’u ele aldığımızda mekan sayısı da oyuncu sayısı da artmış bulunmakta. Burada esas noktalardan birisi de heyecanı &#8211; aksiyonu bol kaliteli bir Hollywood filmi için onlarca farklı mekanlara ve düzinelerce farklı oyunculara ihtiyaç duyulmadığı gerçeğidir.</p>
<h2>Kaynak Kod (Source Code)</h2>
<p>Gelelim filme; Başrolümüz Captain Colter Stevens (<strong>Jake Gyllenhaal</strong>) Afganistan’da askerlik yaparken helikopteri düşmüş, belden aşağısı kesilmek zorunda kalınmış, ağır yaralı haldeyken sadece beyin fonksiyonlarının çalışabileceği özel bir ‘küvez’ içinde ve bilinci açık ama ne olduğundan habersiz bir şekilde ‘yaşayan’ bir vatanseverdir.</p>
<p>Egoist Doktor Rutledge(<strong>Jeffrey Wright</strong>) karmaşık algoritmalardan ve parabolik denklemlerden oluşturduğu, <u>Source Code</u> adını verdiği makine ile uygun deneklerin bilinçlerini zaman içinde 8 dakikalığına geçmişe gönderebilmektedir. Dr. Rutledge’nin emri altındaki yüksek rütbeli asker Colleen Goodwin(Vera Farmiga) ise projeyi yürütmekte ve denek Colter Stevens ile olan iletişimi sürdürmektedir.</p>
<p>Yüzbaşı Colter Stevens, kendisini bir trenin içinde bulur ve karşısında onun daha önce hiç görmediği ama kendisini tanıdığı belli olan güzelim Christina Warren(<strong>Michelle Monaghan</strong>) oturmaktadır. Christina, başrolümüz Colter Stevens’a Sean diye hitap ederek, havadan sudan konuşurken; Colter Stevens olanları anlamlandıramaz, kendisinin asker olduğunu ve en son Afganistan’da bir helikoptere bindiğini söyler. Hepsinin üstüne bir de aynada başkasının (Sean’ın) suratını görünce kafası iyice karışır. Tam ortalığı velveleye verecekken tren ani bir şekilde patlar.</p>
<p>Yüzbaşı Colter Stevens oda büyüklüğünde bir kapsülün içinde uyanır. Karşısında bir ekran vardır ve ekranda Colleen Goodwin onunla konuşur ve bir dizi teste tabi tutar. Goodwin ona trendeki bombayı bulmasını emreder ve sorulan sorulara tatmin edici cevaplar vermeden onu tekrardan geçmişe gönderir. C. Stevens ilk sahnede uyandığı yerden tekrar uyanır, karşısındaki kadın Christina aynı konulardan bahseder, yanından geçen kadın tekrar ayağına kola döker hemen ardından geçen seferki gibi görevli gelir ve biletleri sorar. Yaşanan bütün olaylar birebir aynıdır. Colter Stevens bunun eğitim amaçlı bir simülasyon olduğuna karar verir ve bombayı bulur. Bombayı etkisiz hale getiremeyince, tren yeniden havaya uçar ve C. Stevens yeniden kapsülün içinde uyanır.</p>
<figure id="attachment_4260" aria-describedby="caption-attachment-4260" style="width: 560px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/kaynak-kod.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-4260 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/kaynak-kod.jpg?resize=560%2C373" alt="Michelle Monaghan - Jake Gyllenhaal" width="560" height="373" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/kaynak-kod.jpg?w=560&amp;ssl=1 560w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/kaynak-kod.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/06/kaynak-kod.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 560px) 100vw, 560px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-4260" class="wp-caption-text">Michelle Monaghan &#8211; Jake Gyllenhaal</figcaption></figure>
<h2>Geçmişe Yolculuk</h2>
<p>Bu sefer kahramanımız, Goodwin ve Dr. Rutledge’den tatmin edici cevaplar ister. Lakin bu sefer de ona bombayı oraya yerleştirip telefon yoluyla patlatan kişiyi bulması görevi verilir. Yüzbaşı Colter Stevens birçok kere daha aynı geçmişe 8 dakikalığına döner ve bombacıyı bulmaya çalışır. Bu esnada fark eder ki geçmişte her zaman aynı olaylar yaşansa da kendisi bu olayların gidişatını değiştirebilmektedir. Birçok başarısız denemenin ardından sonunda bombacıyı bulur.</p>
<p>Bu esnada her seferinde parça parça aldığı cevaplar bize şu hikayeyi anlatır: bu sabah Chikago’da bir tren patlatılmıştır ve bunu yapan kişi öğleden sonra daha büyük bir patlama yapacağını haber verir. <strong>Source Code</strong> adlı makine Savunma Bakanlığından onayını yeni almıştır ve denenmek için beklemektedir. Yüzbaşı Colter Stevens ölmek üzeredir ancak zihinsel olarak <em>Source Code</em> adlı makineye tam uyum sağlamaktadır ve ilgili birim Yüzbaşı Colter Stevens’ın resmi ölüm haberini yayınlar ancak onu geçmişe gönderip görev vermek adına 2 ay boyu bitkisel hayatta tutar. Gün bugündür Yüzbaşı Colter Stevens aynı ana tekrar tekrar giderek görevini tamamlamaya çalışır. Bu sırada tek derdi babasıyla konuşmaktır lakin bu mümkün değildir çünkü babası onun ölüm haberini almıştır bile. Yüzbaşı Colter Stevens, Dr. Rutledge’den bir söz alır; görevi tamamladıktan sonra hayati ünitelerinin fişi çekilecektir ve sonunda ona ölüm huzuru verilecektir.</p>
<p>Bu arada Yüzbaşı Colter Stevens’ı biz sürekli konuşurken görürüz lakin bitkisel hayatta olduğu için düşünmek dışında hiçbir şey yapamaz. Onun konuşmaları C. Goodwin’in bilgisayarına yazı metni olarak gelir. Colter Stevens’ın geçmişe gönderildiği bedenin sahibi olan Sean’ın seçilme sebebi ise; bedenen birbirlerine benzemeleri ve patlayan bombanın Sean’ın oturduğu yere yakın olmasıdır. Yani beden Sean’ın bedenidir lakin bilinç Yüzbaşı Colter Stevens’ın bilincidir. Tabii ki Yüzbaşı Colter Stevens Sean’ın arkadaşı güzelim Christina Warren’a da aşık olmaya başlar. Hatta nasıl olsa 8 dakika sonra her şey baştan alınacak deyip Christina’yı sebepsizce öper. Burada görürüz ki Christina’da aslında Sean’a karşı boş değilmiş. Benim kafama takılan soru ise: tamam Yüzbaşı Colter Stevens’ın bilinci, Sean’ın bedenine yerleşerek geçmişe döndü ama peki ya Sean’ın bilincine ne oldu?</p>
<p>Gelelim esas kritik noktaya. Yüzbaşı Colter Stevens her geçmişe gidişinde bunun ayrı bir dünya olduğunu açık bir şekilde ifade etmese de her yolculuğun bir paralel evren olduğunu hatta bazı paralel evrenlerde birkaç kişinin hayatını kurtardığını iddia eder. Ama Dr. Rutledge buna şiddetle karşı çıkar; açıklayamayacağı parabolik denklemlerden oluşan bu aletin, bir paralel evren yaratmayacağını sadece 8 dakikalığına geçmişte bir sanal tur attıracağını söyler. Yüzbaşı Colter Stevens’ın kurtardığını iddia ettiği kişilerin isimleri kontrol edilir lakin bu isimler ölenler listesindedirler. Yüzbaşı Colter Stevens’ın bu savını kanıtlamak için tek bir yola ihtiyacı vardır, bilincinin gönderildiği geçmişte ölmemek. Son gidişinde bombacıyı teşhis eder ama bu sefer bombacı tarafından vurulur ve yeniden ölür. Zihninin içini tasvir eden küp-odada uyandığında bombacının kim olduğunu söyler ve Amerika’nın kahraman asker ve polisleri bir kez daha seçilmiş kişi(choosen one) sayesinde, bombacıyı yakalayarak günü kurtarır.</p>
<p>Yüzbaşı Colter Stevens’ın son bir isteği vardır; onu geçmişe bir kereliğine daha göndermeleri ve sonrasında onu hayatta tutan aletlerin fişlerinin çekilerek ölüme terkedilmesi. Kapitalist Doktor Rutledge bunu saçma bulur ve kabul etmez lakin vatansever bir askerin hissettiklerini anlayan duygusal C.Goodwin, Yüzbaşı Colter Stevens’ı gizlice bir kez daha geçmişe gönderir. Artık haylice tecrübelenmiş olan Stevens bütün işlerini temizce halleder ve 8 dakikanın dolmasını bekler. 8 dakika dolduğunda tekrar gözlerini küpün içinde açarsa Dr. Rutledge haklıdır paralel evren diye bir şey yoktur ama 8 dakika sonunda yaşamaya devam ederse Stevens kendine bir paralel evren bulmuştur ve orada yaşamaya devam edecektir.</p>
<p>Savunma Bakanlığı tarafından bütün tebrikleri alan acımasız Doktor Rutledge ise Yüzbaşı Colter Stevens’ın hafızasının sıfırlanmasının ve gelecek görevler için hazır tutulmasının emrini verir. Lakin masmavi gözleriyle onurlu asker Goodwin bunu kabul etmez ve gizlice Yüzbaşı Colter Stevens’ın fişini çekmeye gider. Burada ilk defa Yüzbaşı Colter Stevens’ı ‘küvez’in içinde ve belden aşağısı kesik bir şekilde görürüz.</p>
<p>Fırsat bu fırsat diyen Stevens gittiği geçmişte son bir dakika kala güzelim Christina’nın dudaklarına yapışır. 8 dakika dolar, mavi gözlü duygusal ama onurlu asker Goodwin, Yüzbaşı Colter Stevens’ın fişini çeker. Amma ve lakin Yüzbaşı Colter Stevens bilincinin gönderildiği geçmişte yaşamaya devam eder. Bir de bakar ki kızla hala öpüşüyor. Tamam der Doktor Rutledge halt etmiş, işte bu paralel evren ve ben burada bu güzelim hatunla huzurlu bir yaşam kuracağım. He tamam Sean denen adamın vücudundayım, o garibin bilincine ne oldu kim bilir ama banane bundan der. Her ihtimale karşı yaşadığı paralel evrendeki Goodwin’e de mesaj atar: “Hey, Goodwin bugün aslında bir bomba patladı siz beni geçmişe gönderdiniz ama yaptığınız makinenin nelere kadir olduğundan haberiniz yok, bu makine paralel evren yaratıyor ben de farklı bir paralel evrenden geldim. Şu hemen yanında bir küvezin içinde yatan, görev için beklettiğiniz asker var ya, işte o benim. Hadi sağlıcakla.” der. Goodwin şok.</p>
<p>Yüzbaşı Colter Stevens’ı oyanayan Jake Gyllenhaal’a zaten hayranım, beni bu filmde de hayal kırıklığına uğratmadı. Yönetmen Duncan Jones’in ise gelecek filmlerini sabırsızlıkla bekliyorum.</p>
<p>Aynı günün tekrarı konusu 1993 yapımı Groundhog Day filmiyle ön plana çıktı ve çok beğenildi. Konunun çıkışı ise Nietzsche’nin aynı kötü günü tekrar tekrar yaşayan bir adamın hikayesinden geliyor. 2014 yapımı Edge of Tomorrow filmi de yine bu şekilde işlenmiş güzel bir filmdir, tavsiye ederim. Bu tarz filmler aynı sahneyi çok çok farklı açıdan çekmek zorunda kaldıkları ve her birini bize izletmek zorunda kaldıkları için farklı bir kurgu yapısına ve izlerken merak uyandıran bir içeriğe sahip oluyorlar.</p>
<p>Değinmek istediğim bir nokta da Dr. Rutledge konusu. Klasik bir kötü adam, tam bir kapitalist. Süper teknolojik bir alet icat ediyor sonrasında o aleti kullanabilmek için bir felaket olmasını bekliyor. İddiası felaketlerin yol açtığı zararları kontrol altına almak ve terörist eylemleri önleyebilmek ama görünen amacı gücünü ispatlamak; kadere yön verme söylemiyle gücünü ispatlamak. Dr. Rutledge, icadını kullanabileceği bir felaket olmasaydı, belki de kendisi sahte bir felaket oluşturup, icadını kullanma fırsatını kendi kendine sunacaktı. Benim paranoyak tavsiyem; her bilim adamına güvenmeyin, her felaketin gerçekliğine inanmayın.</p>
<p>Paralel evren konusuna gelecek olursak; gerçekte bu sadece bir teoridir, hiçbir kanıtı yoktur ama bazı astrofizikçiler paralel evrenlerin var olduğuna inandıklarını söylerler. Eğer paralel evrenler var olsaydı, sonsuz sayıda ihtimalin olduğu kadar paralel evren olabilirdi. Mesela bir paralel evren bizimkisiyle birebir aynı ancak bizimkinden bir sinek daha fazla ya da az olabilirdi. Ya da füzyon enerjilerinin kullanıldığı bambaşka bir yönde ilerlemiş bir paralel evren de olabilirdi. Belki de vardır kim bilir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/source-code-kendini-tekrar-eden-gun/">Source Code &#8211; Kendini Tekrar Eden Gün</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/source-code-kendini-tekrar-eden-gun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4259</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kedi Beşiği &#8211; Kurt Vonnegut</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kedi-besigi-kurt-vonnegut/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kedi-besigi-kurt-vonnegut/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 01 Feb 2016 11:37:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Fevzi Solmaz]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[apokalips romanı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu romanı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu türü]]></category>
		<category><![CDATA[distopik roman]]></category>
		<category><![CDATA[distopya]]></category>
		<category><![CDATA[Gece Ana]]></category>
		<category><![CDATA[Kedi Beşiği]]></category>
		<category><![CDATA[Kurt Vonnegut]]></category>
		<category><![CDATA[Şampiyonların Kahvaltısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2023</guid>
				<description><![CDATA[<p>Kurt Vonnegut tarafından yazılmış bir bilim kurgu türünde kitaptır. Piyasaya sürüldüğü 1963 yılında en iyi üç kitap arasına girmiştir ve yılın en iyi kitabı seçilmiştir. Kitapta kahraman, Hiroşima&#8217;ya atılan ilk atom bombası ile ilgili bir kitap yazmak istemekte ve bunun için araştırma yapmaktadır. Bombanın geliştiricilerinden birini araştırmakta; ancak adam ölmüş olduğundan ancak çocukları ile yazışarak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kedi-besigi-kurt-vonnegut/">Kedi Beşiği &#8211; Kurt Vonnegut</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Kurt Vonnegut tarafından yazılmış bir bilim kurgu türünde kitaptır. Piyasaya sürüldüğü 1963 yılında en iyi üç kitap arasına girmiştir ve yılın en iyi kitabı seçilmiştir. Kitapta kahraman, Hiroşima&#8217;ya atılan ilk atom bombası ile ilgili bir kitap yazmak istemekte ve bunun için araştırma yapmaktadır. Bombanın geliştiricilerinden birini araştırmakta; ancak adam ölmüş olduğundan ancak çocukları ile yazışarak bilgi edinebilmektedir. Kitapta bahsedilen önemli noktalarda Bokononism denen bir din ve Ice Nine (Buz dokuz) adında bir madde vardır. Bokononism tamamen zararsız yalanlardan oluşan bir din olarak betimlenir. Ice Nine ise donma sıcaklığı normal buzdan daha yüksek olan bir buz parçası ve su ile temas ettiğinde donmasına sebep olmaktadır. Hikaye bu iki konu çerçevesinde gelişmektedir.</p>
<p>Okuduğum hiçbir Vonnegut kitabı diğerine benzemiyor. Şampiyonların Kahvaltısı, Gece Ana, Kedi Beşiği&#8230; Hepsi çok farklı şeylerden bahsediyor ama keyifle okunuyor. Kedi Beşiği&#8217;ni (aynen Gece Ana&#8217;da olduğu gibi) &#8220;Kurt Vonnegut yazdıysa okunur.&#8221; diyerek aldım, kitapların arka kapağını okuma alışkanlığı edinemedim henüz!</p>
<p>Kedi Beşiği aslında bir apokalips romanı, dünyanın sonu hakkında tuhaf bir alternatif sunuyor. Kitaba adını veren kedi beşiği ise, muhtemelen adını bilmediğimiz ama çocukken hepimizin oynadığına emin olduğum bir oyun. İki ucu birbirine düğümlenmiş bir ip ile oluşturulan anlamsız şekillerden ibaret olan bu oyun; kitaptaki iddia doğruysa Eskimolar&#8217;a kadar herkes tarafından bilinirmiş ve çocuklar bu oyunda ne kedi, ne beşik göremediklerinden, delirirlermiş. Biz yeğenimle bir parça ip bulduk, denedik; hâlâ hatırlıyormuşuz oyunu. Kitabı okuduğum süre boyunca cebimde pembe bir ip parçasıyla gezmek de tuhaf oldu biraz&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kedi-besigi-kurt-vonnegut/">Kedi Beşiği &#8211; Kurt Vonnegut</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kedi-besigi-kurt-vonnegut/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2023</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
