<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>anlatı &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/etiket/anlati/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Feb 2017 07:37:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Var Olmanın Hafifliği Üzerine</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/var-olmanin-hafifligi-uzerine/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/var-olmanin-hafifligi-uzerine/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 07 Apr 2016 06:52:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Betül Usta]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[anlatı]]></category>
		<category><![CDATA[inanmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=3010</guid>
				<description><![CDATA[<p>İnanıyor musun sahiden? Neye diye sorduğunu duyar gibiyim Gülüyorum sana hem de çok Ağlıyorum bazen sana umutsuzca. Dedi bir gün biri. O sırada bir otobüs durağında, herhangi bir gün aralığında birçok insan gibi ceplerimizde hayal kırıklıkları ve yalnızlıklarımızla bekliyorduk otobüsü. Ellerim ceplerimde. Gözlerim; gözlerim bir çocuğun gözlerinde. Gözlerim, bir adamın telaşlı yüzünde. Kulaklarım; onlar bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/var-olmanin-hafifligi-uzerine/">Var Olmanın Hafifliği Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>İnanıyor musun sahiden?</p>
<p>Neye diye sorduğunu duyar gibiyim</p>
<p>Gülüyorum sana hem de çok</p>
<p>Ağlıyorum bazen sana umutsuzca. Dedi bir gün biri. O sırada bir otobüs durağında, herhangi bir gün aralığında birçok insan gibi ceplerimizde hayal kırıklıkları ve yalnızlıklarımızla bekliyorduk otobüsü. Ellerim ceplerimde. Gözlerim; gözlerim bir çocuğun gözlerinde. Gözlerim, bir adamın telaşlı yüzünde. Kulaklarım; onlar bir vapur sesinde.</p>
<p>İnanıyor musun sahiden?</p>
<p>Gördüklerine inanıyor musun? Duyduklarına</p>
<p>Birine inanabiliyor musun?</p>
<p>Koşulsuzca, özgürce.</p>
<p>Tüm sesler duyulmaz olduğunda gözler buğulandığında konuştum.  Oysa inanmak… Bizler inanmak için ince bir çizginin üzerinde gibiydik. Her an düşecek gibi ama dengeyi bir kurtuluş sayarak. İnsanlara inanmak, Tanrı ya inanmak, hayata inanmak, varlığıma ve varlığımıza inanmak. Neye inanırdık? Çocukken duyduklarımıza inanır gördüklerimizi anlamlandırmaya çalışırdık.  Büyüdük, duyduklarımıza değil gördüklerimize inandık. Birçok erdemin yıkılmasına baktık. Baktık ve inandık.  Sonra sisle gelen bulutlarla kaybolup griye boyandık. Kurtulmak için ne duyduysan hatırladığın inanmak istedik. İnanmak, umutsuzluğu umuda dönüştüren miydi? Bizler yekpare değil bir bütün içinde var olmalıydık. Hani gördüklerimizle inanıyorduk ya. Üzerimize yağdıkça bu kayboluş, bu sessizlik ve ellerimize düşüyorsa o yağmurun damlaları, hissediyorsan onları ılık rüzgarla birlikte. İşte ruhun! Var olmanın hafifliği.  İnanmak… Önce ruhumuza inanmak… Benliğimizi harekete geçirip tüm var oluş serüvenlerimizi hissederek görmeye ve duymaya başlarız.</p>
<p>İnanıyor musun? Diyordun; İnanıyorum.</p>
<p>Ruhuma dokunuyorum.</p>
<p>Varlığımla, varlığınla, varlığımızla yüzleşiyorum.</p>
<p>Sadece vücutlar değil ruhlar geçiyor artık gözlerimizin önünden. Dedim.</p>
<p>Tüm varlığımla başımı kaldırdım duraktan. Gökyüzünde boşlukta gezinen maviyi gördüm. Gözlerimi yavaşça aşağı indirdim, Telaşla koşan ruhları gördüm. Bir çocuğun gözlerine baktım tüm varlığımla inanarak.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/var-olmanin-hafifligi-uzerine/">Var Olmanın Hafifliği Üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/var-olmanin-hafifligi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3010</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Romanın Sonu Mu Geldi?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/romanin-sonu-mu-geldi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/romanin-sonu-mu-geldi/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 26 Dec 2015 20:35:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ali Çatal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[anlatı]]></category>
		<category><![CDATA[Aydınlanma Çağı]]></category>
		<category><![CDATA[birey]]></category>
		<category><![CDATA[Hermann Broch]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[John Barth]]></category>
		<category><![CDATA[Sanayi Devrimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1423</guid>
				<description><![CDATA[<p>Son dönemlerde hem dünyada hem de Türkiye’de roman türü bitiyor mu tartışması gündeme gelmeye başladı. Nedir bu tartışma, gerçekten bir anlatı türü olarak roman insanı anlatamaz mı oldu? &#8220;… Romanın da temel bir sanat dalı olarak zamanı dolmuş olabilir. Belli başlı romancıları hariç tutarak konuşacak olursam, ortada hemen endişe edilecek bir durum olmadığını söyleyebilirim; hatta [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/romanin-sonu-mu-geldi/">Romanın Sonu Mu Geldi?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemlerde hem dünyada hem de Türkiye’de roman türü bitiyor mu tartışması gündeme gelmeye başladı. Nedir bu tartışma, gerçekten bir anlatı türü olarak roman insanı anlatamaz mı oldu?</p>
<p>&#8220;… Romanın da temel bir sanat dalı olarak zamanı dolmuş olabilir. Belli başlı romancıları hariç tutarak konuşacak olursam, ortada hemen endişe edilecek bir durum olmadığını söyleyebilirim; hatta bununla başa çıkmanın yollarından biri de konuya dair bir roman yazmak olabilir.&#8221; diyor John Barth.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup></sup><sup>[1]</sup></a></p>
<p>İnsanlık, tarih boyunca çeşitli türlerle — mitler, efsaneler, masallar, şiirler, romalar — yaşadığı çevreyi, doğayı, toplumu ve kendini anlatmış. Roman ise insanın kendisini, bireyi işleyen bir kurgu olarak diğer anlatılardan sıyrılarak özgünlüğe kavuşmuştur. Özgünlüğünün en temel faktörü de  ‘bireyi ‘ merkezine alan bir anlatı türü olmasından kaynaklanmıştır. Peki, kimdir bu birey? İnsan nasıl kendisini anlamaya, algılamaya başlamıştır. Aydınlanma Çağı, Sanayi Devrimi gibi dönemlerde ortaya çıkan bilimsel, aydınlık, ilerici fikirler insanı yeryüzünde anlamlandıran dönemler olmuştur. Artık insan toplumun herhangi bir kişisi değil birey olmuş varlıktır. Bu varlık  hem edebiyatın biçim değiştirmesine sebep olmuş hem de edebiyatı değiştirirken aslında toplumu değiştirecek insan tipolojisini de yaratmıştır. Yani roman, insanı merkezine alan bir tür olarak gelişmiştir. Karakter, zaman kronolojisi, konu, üslup bakımından kendini kurgulayan roman anlatısı, yüz yıllarca değişime uğrayarak varlığını sürdürmüştür. Merkezine insanı, bireyi alan bu anlatının öldüğünü veya son demlerini yaşadığını söyleyenler bugün ‘insanın öldüğünü’, birey diye nitelenebilecek varlığın olmadığını söylemektedir. Örneğin Yalçın Küçük katıldığı bir panelde ,”Bugün Türkiye’de de roman yok, dünyada da roman yazılmaz. İnsan kalmamıştır. Tekelli düzenlerde insan kalmadığı için roman yazılmaz. Roman diye bütün dünyada yazılanlar savaşlardır.”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup></sup><sup>[2]</sup></a> diyor.</p>
<p>İnsan gerçekten de ölmüş müdür? Keşfedilecek bir yanı kalmamış mıdır? Herkes, herkes gibi mi olmaya başlamıştır? Yoksa hâlâ tüm bu dayatmalara karşı bireyleşen, dünyanın nerden nereye döndüğünün farkında olan ve bu bilinçle kendileşen insanlar var mıdır? Esasında tüm bu sorular edebiyatın, romanın konusu dışında gibi görünse de edebiyatın hayattan, insandan beslendiği düşünüldüğünde iç içe geçmiş sorunlardır.</p>
<p>Hermann Broch, ’’İnsanın o güne dek keşfedilmemiş yanını keşfetmeyen roman ahlâka aykırıdır.’’ diyor. İnsan var olduğu müddetçe keşfedilecek, üretecek yanının her daim olacağını düşünmekteyim. Bu sebeple roman anlatı türü olarak şekil değişikliğine de uğrasa yazılmaya devam edilecektir.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><sup></sup><sup>[1]</sup></a> John Barth,Tükenmişlik Edebiyatı, NOTOS 55., sf. 113.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2"><sup></sup><sup>[2]</sup></a> Odatv, “Bu Düzende İnsan Kalmadığı İçin Roman Yazılmaz”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/romanin-sonu-mu-geldi/">Romanın Sonu Mu Geldi?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/romanin-sonu-mu-geldi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1423</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
