<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Andy Warhol &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/etiket/andy-warhol/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Dec 2018 23:09:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Benim de Söyleyeceklerim Var!</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/benim-de-soyleyeceklerim-var/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/benim-de-soyleyeceklerim-var/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 12 Jan 2017 05:00:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Güneş Koç]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Alman felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[Altan Gürman]]></category>
		<category><![CDATA[Andy Warhol]]></category>
		<category><![CDATA[Arketipsel]]></category>
		<category><![CDATA[avant-garde sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Duschamp]]></category>
		<category><![CDATA[Epotomoloji]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Friedrich Nietzsche]]></category>
		<category><![CDATA[kavramsal sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Marksizm]]></category>
		<category><![CDATA[modernizm]]></category>
		<category><![CDATA[Özdemir Altan]]></category>
		<category><![CDATA[postmodern]]></category>
		<category><![CDATA[postmodern sanat]]></category>
		<category><![CDATA[postmodernizm]]></category>
		<category><![CDATA[Postyapısalcılık]]></category>
		<category><![CDATA[sanat eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat tarihçi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk sanat tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=6758</guid>
				<description><![CDATA[<p>Postmodern düşünce, herhangi bir şeyin bir tek, temel anlama sahip olabileceği fikrini reddeder. Her kültürel fenomenin, objektif olarak mevcut, temel bir nedenin etkisi olarak açıklanabileceği görüşünü de reddeder. Bunun yerine tarih, kimlik ve kültürle ilgili meselelerde parçalılığı, çatışmayı ve süreksizliği kabul eder. Postmodernizm Postmodernizm ve Postyapısalcılık Alman filozof Friedrich Nietzsche’nin etkilerini taşır. Nietzsche, her türlü [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/benim-de-soyleyeceklerim-var/">Benim de Söyleyeceklerim Var!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Postmodern</strong> düşünce, herhangi bir şeyin bir tek, temel anlama sahip olabileceği fikrini reddeder. Her kültürel fenomenin, objektif olarak mevcut, temel bir nedenin etkisi olarak açıklanabileceği görüşünü de reddeder. Bunun yerine tarih, kimlik ve kültürle ilgili meselelerde parçalılığı, çatışmayı ve süreksizliği kabul eder.</p>
<h2>Postmodernizm</h2>
<p><strong>Postmodernizm</strong> ve <strong>Postyapısalcılık</strong> Alman filozof <em>Friedrich Nietzsche</em>’nin etkilerini taşır. Nietzsche, her türlü ideal dünyayı, ortak doğayı reddetmiş; doğruların yalnızca belirli zamanlar ve yerlerdeki ihtiyaçları karşılayan inançlar olduğunu savunarak postmodern şüpheciliği öngörmüştür. <em>Jacques Derrida</em>, durağan ve temel sistemlerin ve yapıların belirleyici yönünü vurgulayan yapısalcılığı sorguladı. Postyapısalcılık, anlamın üretilmesi süreçlerinde dengesizliği, boşlukları ve kopuklukları vurguladı. Yapısalcılar, genelgeçer yapıları bulmaya ve genel bir yapıya oturtmaya çalışıyorlardı. Yapısöküm ise tam tersine, varsayılan bu yapıların gerçek anlamda bir düzen içermelerinin olanaksızlığını göstermek ister.</p>
<p>Esasında yapısöküm denilen felsefi terimin tam olarak anlaşılabilmesi için bu yöntemle bir metin nasıl okunur, bunun anlatılması ve örneklenmesi gerekir. Bu yapılmadıkça felsefeci olmayanların bu terimi anlama olanağı da yok gibidir. <strong>Postmodernizm</strong>, felsefi olarak da kendini ifade etmeye başlar. Postyapısalcı felsefe, Postmodernizmin düşünsel felsefi arka planını doldurmaktadır. Bu dönemde modernitenin ülküleri ihlal edilmiş ve bu ülkülere kaynaklık eden düşünce biçimleri ya da temel kuramsal kavram ve kategoriler açıktan sorgulanmaya başlanmıştır</p>
<p>Konusu, insan zihninin yapısıdır. İnsan zihninin temel ögelerini bulmak bu yaklaşımın temel amacıdır. &#8220;<strong>zihin nedir?</strong>&#8221; sorusunun cevabını arar. Parça, yalın, salt ve öge anahtar kelimelerdir. Hayatta deneyimlediğimiz her şey onu meydana getiren küçük parça ve ögelerden oluşmaktadır. O yüzden, bu yaklaşım parçacıdır.</p>
<p><strong>Post yapısalcılık</strong> hem yapısalcılığın moda olduğu dönemin sonrasına denk düşmesi hem de birçok nokta da ona karşı olmasıyla şekillendi. Post yapısalcılık biçiminde kategorik bir isimlendirmeye gittiğimizde, özünde yapısalcı bir anlayışla, bu alandaki düşünürlerden yola çıkarak ortak noktaların soyutlanmasını da ifade ediyoruz. Post yapısalcılık genel anlamda hangi konularda ortaklaşır. Buna vereceğimiz cevap bu genel kategorinin içeriğini anlamamızı sağlayacaktır.</p>
<p>Yapısalcılık bağımsız bir disiplin haline geldikçe, sanat eleştirisi alanında yapısalcılığın ağırlığı daha çok duyuldu. Sanat eleştirisi, tanımı en güç yapılan teorik nesnelerden. Belki bu nedenle, epistemolojik, felsefi düzeylerde kolayca çürütebildiğimiz bazı düşünce akımlarından kaynaklanmakta kısmi de olsa başarı göstermişlerdir. Yapısalcılığın da sanat eleştirisine çok önemli katkıları olmuştur. Bütün bir düşünce sistemi olarak sanat eleştirisi alanında yapısalcı ilkelere bırakmayı da düşünemeyiz.</p>
<p>Yapısalcı tekniği <u>Marksist</u> yöntemin derinleştirilmesi için Marksist yöntemle Marksist yönteme içselleştirirsek (bu türden içselleştirmeler Marksizmin tarihinde de vardır) Marksist yöntemin geliştirilmesine katkıda bulunabiliriz. Marksist yöntem en gelişmiş bilimsel yöntem olduğu için,</p>
<p>Marksizm dışında gelişen yöntem ve teknikleri görmezden gelemez. Bu yöntem ve teknikleri Marksist yöntemle analiz edip açmazlarını ve ileri yanlarını belirlemek gerekir. Bu yöntem ve tekniklerin ileri yanları alınıp Marksist yönteme, Marksist yöntemle sentezlendiğinde, Marksist yöntemin derinliğine ve genişliğine gelişmesi yönünde katkıda bulunmuş oluruz.</p>
<h2>Postmodernizm Nedir?</h2>
<p><em>Postmodernizm modernizme karşı çıkan yeni bir paradigmadır.</em> <strong>Postmodernizm</strong>, eskinin genel kabullerini, koşullanmaları, kurumları bu arada da ulus-devlet modelleri, her türlü kutsallıkları ve değerleri, çoğunluğun gereksinmelerini karşılamıyorsa, onların doyumunu ve mutluluğunu engelliyorsa, amansız bir eleştiriye tabi tutulmakta ve yok sayılmaktadır. <strong>Postmodernizm</strong> hem toplum bilim kurallarını hem de kuram anlayışlarını, köklü bir eleştiriye tabi tutmuştur. bilgi ve öğretim yaygınlaşmıştır ve postmodern dünyanın gerçekleşmesi, geriliğin yoksulluğun , bilgisizliğin ve cehaletin ortadan kalkması anlamına gelmektedir..</p>
<p>Her şeyi içine alabilen bir akımdır çünkü herhangi bir limiti yoktur. Modern akıl evrenselliği, birlik ve bütünlüğü, aynı kuralların her yerde geçerli olduğu görüşünü gerektirmektedir. <strong>Post-modernizm</strong> ise aksine her durumun farklı olduğunu ve özel bir biçimde anlaşılması gerektiğini ileri sürerek bu görüşe karşı çıkar. Gerçeğin tek olmamasının bir diğer nedeni de değişken olmasıdır. Gerçeğin değişkenliği ise dayatmalara bağlıdır.</p>
<p>Kavramsal sanat 1965&#8217;lerden sonra görüşü değişen birçok sanatçı, yapıtla uğraşmayı bırakmış ve sanatın kendisiyle, yani amacı, anlamı gibi spekülatif olmaya meyletmiştir.. Nitekim kavramsal sanat, aynı yıllarda yan etkili olan antiform, land art, postminimalizm gibi, sanatı anlam ve amaç açısından sorgulayarak, geleneksel sanatın sınırlarını zorlayan ve genişleten avant-garde bir akımdır.</p>
<p><em>Avant-garde</em> yani öncü sanat akımların temelleri üzerine kurulan bu anlayış, yetmişli yıllarda epey bi etkinlik göstermeye başlar. Baktığımız zaman dadacılık, gerçeküstücülük ve minimalist sanat anlayışı, kavramsal sanatın oluşmasında etkili olur. 69larda yayıma başlayan, sanatın en iyi aktarma biçiminin sözel dil olduğunu savunan art and language dergisi, analitik felsefenin yöntemlerini kullanarak, görsel dilin gerçekte kaçınılmaz olarak sözel dilden yararlanılıp anlam bulduğunu ileri sürerek, soyut düşünceye yönelen çalışmalarda bulunur. Bu anlamda sanatçılar amaçlarına resim, heykel gibi sanat eserleriyle değil, kitaplar, yazılar, eski belgeler vb. simgesel anlatımları olan malzemelerle ulaşırlar.</p>
<p>Bir şey düşünürken bir Rönesans tablosunun duygularınızı yeterince açıklayamayışının sebebi katı kurallar dahilinde, realistik bir tavırla üretildiğindendir. Yani kuralları olan bir tablo sizi paranteze alır, beyninize çerçeve koyar ve o çerçeveden çıkmanızı engeller. O realistik tabloyu sen anlamaya çalışmazsın, tablo kendini zaten anlatıyordur. Realist sanat milli edebiyat akımıyken; <em>kavramsal sanat</em>, ikinci yenidir. Kavramsal sanatı anlamanın başlangıç noktası, dünyada varlığı olan, somut her şeyin aslında birer sanat eseri olduğunun ve birey üzerinde etki bıraktığının farkına varmaktır. Kavramsal sanat, somut şeyleri birleştirerek ya da ayrıştırarak &#8220;bireyin üzerinde bir etki bırakmak ve düşünmesini sağlamak&#8221; amacıyla yapılan post-modern bir sanat dalıdır.</p>
<p>Andy Warhol’un soyleminden hareketle &#8221; sanat, her yerdedir o yüzden artık sanat diye bir şey yoktur &#8221; cümlesiyle daha açıklayıcı olabilir.</p>
<p>Altan Gürman Türk sanat ortamında öncü düşünce ve pop sanat örneklerini çok erken dönemlerde vermiş bir sanatçıdır. Bu düşünce yapısını Türkiye ye Özdemir Altan’ın getirdiği yaygın düşüncesine karşın Özdemir Altan&#8217;ın kendi ifadesi ile (santralistanbul daki modern ve ötesi sergisinde Altan Gürman&#8217;ın resminin önünde söylemiştir) öncü düşünce ve pop sanatı ondan daha önce görmüş ve uygulamıştır. Türkiye&#8217;de kavramsal sanatın öncü isimlerinden biridir de aynı zamanda.</p>
<p>Bu bağlamda günümüzün gerekliliklerinden mi bilmem kavramsal sanatın içinde buldum kendimi. Bir ifade biçimi olarak sadece güzel resim yapmanın yetmediği bir dönemde estetik kaygı gütmeden önce fikirle malzemeyi harmanlayarak, izleyiciden beklentiye girmeden ortaya koymaya çalışıyorum.</p>
<p>Bu dünyada var olma çabası içerisine girdiğimizde benimde söyleyeceklerim var diyerek gayretle eser ortaya koymak, zihnimde canlandırdığımı üç boyuta dökmek ya da video art işle canlandırmak benim ifade biçimim oldu. Sanat tarihinin puslu geçmişi temelimi oluştururken uzağımda kaldı. <strong>Duschamp</strong>’la beraber sanata olan bakış açım ve ufkum farklı bir yön aldı, daha özgür sanat anlayışının varlığını keşfettiğimde daha özgüvenli eserler ortaya konulması gerektiği ve sanat eserinden beklentiye girilmemesi gerektiğini daha net pekiştirdim. Sanat piyasasına dahil olmak adına gelecek kaygısıyla yoğrularak varlığını kanıtlamaya çalışan bizlerden yola çıkıyorum. Sanatımızı tabi ki büyük bir hazla gerçekleştiriyoruz fakat geçim sağlama zorunluluğu yaşamın diğer yanı&#8230;</p>
<p>Bireysel sanat algıma göre hiçbir eser maddi kaygılar gözetilerek oluşturulmamalı. Çelişkiye düşerek sorguladığım “Sanat yapmak bizim için neden lüks? Kaliteli yaşam standartlarına sahip olmak için neden kendimizden ödün verelim?”</p>
<p>Çalışmalarımda vurgulamak istediğim, mağazaların dönemsel indirimleri gibi moda olan şeyleri üretip talebe göre kendimizi şekillendiriyoruz. Dikkat çekici, toplum algısına göre güzel olan eserleri yapmazsak yaşamımızı kolaylaştıramıyoruz. Kendi estetik algımızı bir kenara koyarak eserler üretmek zorunda kalıyoruz. Toplumun sanata bakış açısı, dekorasyon objesi olan eserleri sahiplenmek. Galeri vitrinleri bile davetkar eserler yansıtmıyorsa, insanlar içeri girmeye dahi tenezzül etmiyorlar.</p>
<p>“<em>Sanatta İndirim Var!</em>” başlığından yola çıkarak bu eserler üzerinde duruyorum. Cansız vitrin mankenleri gibi üzerimize ne geçirilirse onun sınırları altında kalıyoruz, mağaza görselcileri ne tarafa çevirirse yolumuzdan şaşmıyoruz.</p>
<p>Yapabileceklerimizin sınırı olmayışı, yaşamın her anından her alanından sanat eseri yaratabilecek olmak gerçek anlamda heyecan verici…</p>
<p>Toplumsal olarak sınırlarımızı zorlayıp sanatı yaşamımıza dahil ederek çok daha anlamlı bir dünya yaratabiliriz.</p>
<p><strong>Epotomoloji</strong>; bilginin doğası, kapsamı ve kaynağı ile ilgilenen felsefe dalıdır. Bilgi felsefesi olarak da adlandırılmaktadır. Arketipsel; ögenin henüz en yetkin biçimine ulaşmamış ilk örneği.</p>
<p>Spekülatif; kurgusal.</p>
<h3>Kaynakça</h3>
<ul>
<li>sanatcephesi.org</li>
<li>Modern Sanatın Öyküsü &#8211; N.Lynton</li>
<li>Modernliğin Beş Yüzü &#8211; Matei Calinescu</li>
<li>Sanatta Postmodern Kırılmalar &#8211; Rıfat Şahiner</li>
<li>Postyapısalcılık &#8211; Catherine Belsey</li>
</ul>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/benim-de-soyleyeceklerim-var/">Benim de Söyleyeceklerim Var!</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/benim-de-soyleyeceklerim-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6758</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kadınların Sinemadaki Tarihi (Feminist Film)</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/kadinlarin-sinemadaki-tarihi-feminist-film/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/kadinlarin-sinemadaki-tarihi-feminist-film/#respond</comments>
				<pubDate>Wed, 21 Sep 2016 05:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Burçak Aydoğan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Andy Warhol]]></category>
		<category><![CDATA[Avant – Garde Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa sineması]]></category>
		<category><![CDATA[Chantal Akerman]]></category>
		<category><![CDATA[feminist]]></category>
		<category><![CDATA[feminist film]]></category>
		<category><![CDATA[feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[Hollywood]]></category>
		<category><![CDATA[Jane Campion]]></category>
		<category><![CDATA[Kültürel Feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[Lois Weber]]></category>
		<category><![CDATA[Sally Potter]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=5150</guid>
				<description><![CDATA[<p>Feminist Film* İlk Yıllar Sinema endüstrisinin 19. Yüzyıl sonunda başlayan tarihinin ilk günlerinden bu yana kadınlar devamlılık, makyaj ya da yapım asistanlığı gibi teknik olmayan alanlarda çalışması bir gelenekse de, genel olarak film-yapım sürecinin dışında tutuldular. Ancak son dönemde yapılan araştırmalar, kadının sinemadaki rolünün bir zamanlar düşünüldüğü kadar edilgin olmadığını, kimi kadınların doğrudan ya da [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kadinlarin-sinemadaki-tarihi-feminist-film/">Kadınların Sinemadaki Tarihi (Feminist Film)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<h2>Feminist Film*</h2>
<h3>İlk Yıllar</h3>
<p>Sinema endüstrisinin 19. Yüzyıl sonunda başlayan tarihinin ilk günlerinden bu yana kadınlar devamlılık, makyaj ya da yapım asistanlığı gibi teknik olmayan alanlarda çalışması bir gelenekse de, genel olarak film-yapım sürecinin dışında tutuldular. Ancak son dönemde yapılan araştırmalar, kadının sinemadaki rolünün bir zamanlar düşünüldüğü kadar edilgin olmadığını, kimi kadınların doğrudan ya da dolaylı olarak yönetmenler, yapımcılar, kurgucular ve senaristler kadar etkin olduklarını öne sürer gibidir.</p>
<p>Kaydedilmiş <strong>ilk kadın sinemacılar</strong> yalnızca Fransa ve Birleşik Amerika&#8217;daydı. İlk tanınmış Hollywood sinema oyuncuları Mary Pickford ve Lilian Gish&#8217;tir ve her ikisi de film yönetmiştir, ama imajlarını zedelememek için bunun bilinmesini istememişlerdir.</p>
<figure id="attachment_5154" aria-describedby="caption-attachment-5154" style="width: 300px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Quai-du-Commerce.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5154 size-medium" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Quai-du-Commerce-300x183.jpg?resize=300%2C183" alt="1975, Chantal Akerman - Jeanne Dielman, 23, Quai du Commerce, 1080 Bruxelles." width="300" height="183" srcset="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Quai-du-Commerce.jpg?resize=300%2C183&amp;ssl=1 300w, https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Quai-du-Commerce.jpg?w=550&amp;ssl=1 550w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5154" class="wp-caption-text">1975, Chantal Akerman &#8211; Jeanne Dielman, 23, Quai du Commerce, 1080 Bruxelles.</figcaption></figure>
<p>1900&#8217;lerin başında geniş bir izleyici topluluğunun yeni aygıtın (sinema) cazibesine kapılması sonucu büyük kârlar sağlayan Amerikan sinema endüstrisi müthiş bir büyüme yaşadı. Yeni endüstri acımasız ve rekabetçiyse de, Avrupa&#8217;daki sinema endüstrilerinden daha kabullenici ve değişime açıktı ve kadınların aleyhine daha az ayrım yapılıyordu. 1930 öncesinde Birleşik Amerika&#8217;da en azından 26 kadın yönetmenin olduğu saptanmıştır, ama yönetmen, oyuncu ve senarist olan ve üstlendikleri işler filmlerin jeneriğine geçmeyen daha pek çok kadın vardı.</p>
<p>Kürtaj ve <a href="https://idilsuaydin.av.tr/aile-hukuku-bosanma-davalari">boşanma</a> gibi toplumsal sorunlarla ilgili çok sayıda filmde senaristliği, yapımcılığı ve oyunculuğu da üstlenen ilk ve belki de en ünlü kadın sinemacı <strong>Lois Weber</strong>&#8216;di. Weber, 75&#8217;in üzerinde film yönetmiştir.</p>
<p>İngiltere&#8217;de ise film yönettiği bilinen ilk kadın <strong>Dinah Shurey</strong>&#8216;di, ki onun hakkında da <em>Carry On</em> (1927) ve <em>Last Port</em> (1929) adlı iki filmi yönetmesinden başka bir bilgi yoktur.</p>
<figure id="attachment_5155" aria-describedby="caption-attachment-5155" style="width: 547px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Suspense.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5155 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Suspense.jpg?resize=547%2C432" alt="1913, Lois Weber ve Phillips Smalley –Suspense" width="547" height="432" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Suspense.jpg?w=547&amp;ssl=1 547w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Suspense.jpg?resize=300%2C237&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 547px) 100vw, 547px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5155" class="wp-caption-text">1913, Lois Weber ve Phillips Smalley –Suspense</figcaption></figure>
<p>Büyük 1. Dünya Savaşı&#8217;na kadar hiçbir kadın ‘yönetmen’ sıfatına sahip olamadı, ancak bazı kadınlar film-yapım sürecinde önemli roller oynadı: Alfred Hitchcock ile evli olan <strong>Alma Reville</strong>, <em>39 Basamak (39 Steps, 1935)</em> ve <em>Bir Kadın Kayboldu (The Lady Vanishes, 1938)</em> filmlerinde Hitchcock&#8217;a asistanlık yaptı. <em>Şüphe (Suspicion, 1941)</em> ve <em>Bir Şüphenin Gölgesi (Shadow of a Doubt, 1943)</em> filmlerinin ise senaryolarının yazımına yardım etti. <strong>Mary Field</strong>, 1928&#8217;den itibaren belgesel sinema alanında çalıştı ve 1944&#8217;den 1950&#8217;ye kadar J. Arthur Rank&#8217;ın çocuklara yönelik eğlendirici yapımlarının sorumlusu oldu. <strong>Joy Batchelor</strong> 1935&#8217;den itibaren animasyon (canlandırma) alanında çalıştı ve ilk uzun metraj İngiliz animasyon filmi olan Hayvan Çiftliği&#8217;nin <em>(Animal Farm, 1954)</em> ortak yönetmenliğini üstlendi. Batchelor 1970&#8217;lere kadar animasyon yapmaya devam etti.</p>
<h3>Alternatif, bağımsız ve avant-garde sinemanın etkisi</h3>
<p>Avant-garde sinema egemen sinemanın geleneklerini ve normal kurallarını kırdığından yeni bir feminist dil üretmek için ideal bir araçtı; bu sinemanın politik/anarşist temeli hem kurmaca hem de belgesel biçim içinde, gerçekçiliğin geleneksel kullanımına alternatif bir biçim kazandırdı.</p>
<p>İngiliz sinemasının bir ölçüde sosyalizmden etkilenen bir belgesel geleneği vardır ve <strong>feminist sinema</strong>, başlangıçta belgeseli kadınların yaşamı hakkındaki &#8216;gerçeği&#8217; sunmanın bir yolu olarak gördü. Birleşik Amerika&#8217;da avant-garde sinemacılar, aralarında <strong>Andy Warhol</strong>&#8216;un <em>Lonesome Cowboy</em>&#8216;u (1968) ve <strong>Kenneth Anger</strong>&#8216;ın <em>Scorpio Rising</em>&#8216;i (1965) gibi cinsiyet rollerine dair geleneksel tektiplere meydan okuyan çok ünlü <u>&#8216;gay&#8217; filmleri</u>nin de bulunduğu birçok yenilikçi ve tartışma yaratan filmler yaptılar. Avrupa&#8217;da da en ünlü temsilcilerinin <em>Jean-Luc Godard</em> ve <em>François Truffaut</em>&#8216;nun olduğu birkaç yönetmen tarafından, avant-garde sinema hareketi başlatıldı.</p>
<figure id="attachment_5152" aria-describedby="caption-attachment-5152" style="width: 225px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Lonesome-Cowboys.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5152 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Lonesome-Cowboys.jpg?resize=225%2C308" alt="1968, Andy Warhol – Lonesome Cowboys" width="225" height="308" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Lonesome-Cowboys.jpg?w=225&amp;ssl=1 225w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Lonesome-Cowboys.jpg?resize=219%2C300&amp;ssl=1 219w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5152" class="wp-caption-text">1968, Andy Warhol – Lonesome Cowboys</figcaption></figure>
<h3>İlk dönem feminist sinema kuramı</h3>
<p>Gerek kadınların sinema hareketi, gerekse feminist bir sinema kuramı ve pratiği için anahtar yıl 1972&#8217;ydi. Ağustos ayında ilk kez kadınlar Edinburg Film Festivali&#8217;yle çakışan bir biçimde olay çıkardılar ve başarılı oldular. 1973&#8217;ün başında Claire Johnston, National Film Teatre&#8217;da kadın filmlerinin gösterimini örgütledi.&nbsp;Feminist film yapımının ardındaki amacın ve politik mücadelenin ideolojik özelliği, feminist bir sinema kuramının gelişimini sağladı. İlk dönemde feminist sinema kuramı özellikle cinsellik ve sunumu ile bunun erkek-egemen bir toplumda erkek iktidarının egemenliğiyle ilişkilerini, ana ilgi odağı olarak benimsedi. Çoğunlukla akademi kökenli olan kadınlar bu eğilimi destekledi, ancak asıl ön planda olanlar belki de feminist sinema kuramının öncüleri Laura Mulvey ile Claire Johnston&#8217;dı. Her ikisi de film ve medya araştırmaları üzerinde büyük etkide bulunmuş ve bu bölüm içinde tartışılacak olan makaleler yazmışlardır.</p>
<h3></h3>
<figure id="attachment_5153" aria-describedby="caption-attachment-5153" style="width: 200px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Orlando.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5153 size-full" src="https://i2.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/Orlando.jpg?resize=200%2C300" alt="1993, Sally Potter – Orlando" width="200" height="300" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5153" class="wp-caption-text">1993, Sally Potter – Orlando</figcaption></figure>
<h3>Egemen sinema endüstrisindeki kadınlar</h3>
<p>Sinema endüstrisindeki önemli konumlarda çalışan kadınların sayısı hala çok azsa da, 1980&#8217;lerin sonunda giderek artan sayıda kadın, bir sinema okulunda eğitim aldıktan ya da çok sayıdaki film workshop&#8217;larında deneyim kazandıktan sonra bu alanlara girmeye başlamıştı.</p>
<p>1990&#8217;larda daha fazla sayıda kadın, önceleri erkeklerin-egemen olduğu yönetmenlik, kamera, ses ve ışık gibi alanlarda çalışmaya başlamıştı.</p>
<p>Yönetmenlik alanında kadın sinemacılar günümüzde çoğunlukla bağımsız ve workshop sektöründen gelerek egemen sinemayı yıkmaya başlıyorlar. Sally Potter avant-garde The Gold Diggers&#8217;dan, Virginia Woolf&#8217;un bir romanından uyarlama olan <em>Orlando</em>&#8216;ya yöneldi.</p>
<figure id="attachment_5156" aria-describedby="caption-attachment-5156" style="width: 250px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/The-Piano.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-5156 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/The-Piano.jpg?resize=250%2C370" alt="1993, Jane Campion – The Piano" width="250" height="370" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/The-Piano.jpg?w=250&amp;ssl=1 250w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2016/09/The-Piano.jpg?resize=203%2C300&amp;ssl=1 203w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-5156" class="wp-caption-text">1993, Jane Campion – The Piano</figcaption></figure>
<p>Sinema endüstrisinde çalışan kadınlara yönelik tavrın değişmesinin, sinemada kadınların daha olumlu sunumlarına yol açıp açmayacağı sorgulamaya açık bir konudur. Feminizm filmlere bakış açısını değiştirdi ve artık medyada cinsiyetin nasıl sunulduğunun büyük ölçüde farkına varıldı, ama birçok filmde, özellikle de tür filmlerinde hala kadın erotik nesne, ya da edilgin ve kapasitesiz kişi olarak gösterilmektedir (<strong>Clint Eastwood</strong>&#8216;un <em>Affedilmeyenler &#8211; Unforgiven</em>, 1992, buna tipik örnektir). <em>Thelma ve Louise</em> (1992, yönetmeni Ridley Scott, ama senaryosunu bir kadın <strong>Callie Khouri</strong> yazdı), oldukça sinik bir çözümleme bu filmde kadınların tamamen geleneksel olarak tanımlandığını ve &#8216;bakış&#8217;ın nesneleri olarak sunduğunu ortaya çıkardıysa da, feminizme göz kırpan bir filmdir. Egemen sinemada daha fazla kadın çalıştıkça, hem görsel hem de tematik olarak kadınların sunumunda da farklılaşmaların olacağı büyük bir olasılıktır. Örneğin <strong>Sally Potter</strong>&#8216;ın <em>Orlando (1993)</em> ve <strong>Jane Campion</strong>&#8216;ın <em>Piano</em>&#8216;su (1993) gibi filmler oldukça başarılı olan, ama konusunu egemen sinema tarzında işlediği düşünülen filmlerdir. Bu filmler aynı zamanda Hollywood normuna alternatif bir dünya görüşü sunan, zarif görüntülere sahip ve kesinlikle duyarlı filmlerdir.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[*]</a> Bu yazı, editörlüğünü Jill Nelmes&#8217;in yaptığı An Introduction to Film Studies (London: Routledge, 1996) adlı kitaptan yararlanarak yazılmıştır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/kadinlarin-sinemadaki-tarihi-feminist-film/">Kadınların Sinemadaki Tarihi (Feminist Film)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/kadinlarin-sinemadaki-tarihi-feminist-film/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5150</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
