<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Halk Edebiyatı &#8211; Sanat Duvarı</title>
	<atom:link href="https://www.sanatduvari.com/edebiyat/halk-edebiyati/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sanatduvari.com</link>
	<description>Sanata Dair Paylaşımlar</description>
	<lastBuildDate>Mon, 04 May 2020 07:17:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">99039141</site>	<item>
		<title>Yunus’la Yunusça Söyleşmek</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yunusla-yunusca-soylesmek/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yunusla-yunusca-soylesmek/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 04 May 2020 07:17:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hamiyet Kopartan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Halk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.sanatduvari.com/?p=19611</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gönül semâmın yıldızı, Sitârem, Ucasar’dan çıkıp gitmek tek çârem, “Kalanlara selâm olsun.”, yol, pâyem.  Âvâreyim, “Gel, gör beni aşk n’eyledi”? &#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8211; Yola revân oldum bir lokma aşa. Zor ulaştım Hünkâr Hacı Bektaş’a. Yâr olmadı gül, hiç bu garip kuşa. Ya nasîp! “Niçin ağlarsın ey bülbül”? &#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8211; Senden ayrılınca Hak’la özleşmek, Kaderde [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yunusla-yunusca-soylesmek/">Yunus’la Yunusça Söyleşmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Gönül semâmın yıldızı, Sitârem,</p>



<p>Ucasar’dan çıkıp gitmek tek
çârem,</p>



<p>“Kalanlara selâm olsun.”, yol,
pâyem.</p>



<p> Âvâreyim, “Gel, gör beni aşk n’eyledi”? </p>



<p>&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8211;</p>



<p>Yola revân oldum bir lokma aşa.</p>



<p>Zor ulaştım Hünkâr Hacı Bektaş’a.</p>



<p>Yâr olmadı gül, hiç bu garip
kuşa.</p>



<p>Ya nasîp! “Niçin ağlarsın ey bülbül”?</p>



<p>

&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8211;

</p>



<p>Senden ayrılınca Hak’la özleşmek,</p>



<p>Kaderde “Sarı Çiçek”le söyleşmek,</p>



<p>Tapduk Baba’yla da varmış
sözleşmek.</p>



<p>Sitârem, “Gönüller yapmaya geldim”.</p>



<p>

&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8211;

</p>



<p>“Od”un yanıyor gönül tandırında.</p>



<p>Eğriliğe yer yok, dostun bağında.</p>



<p>Hâlin de doğru olsun kelâmın da.</p>



<p>Yoksa sîgâya “Molla Kâsım gelir”.</p>



<p>

&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8211;

</p>



<p>Kova kova suyla dağlar aşılır.</p>



<p>Hayret makamında sabra şaşılır.</p>



<p>İlâhî aşka sıdkla ulaşılır.</p>



<p>Tut beni, “Allah sana sundum elim”.      </p>



<p>

&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8211;

</p>



<p>Çilehânede taate çekilir,</p>



<p>Sirkeyle çavdar ekmeği yenilir,</p>



<p>Kırk gün sonra mâsivâdan geçilir,</p>



<p>Ey Allah’ım, “Ayırma beni senden”.</p>



<p>

&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8211;

</p>



<p>Kolay mı şiir yazmak, mısra
dizmek,</p>



<p>Dil bilmek, Türkçeyi imbikten
süzmek,</p>



<p>Sözlü geleneği, “Dîvân”ı çözmek,</p>



<p>Hece, aruz?.. “İlim, ilim bilmektir”.</p>



<p>

&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8211;

</p>



<p>Bilmez mîrim, kimi ne yapsan
bilmez.</p>



<p>Edep bilmez, hâl bilmez, vicdan
bilmez…</p>



<p>Her gönül de aşkı Allah&#8217;tan
bilmez.</p>



<p>Gerek yok, &#8220;Aşksızlara verme öğüt&#8221;. </p>



<p>

&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8211;

</p>



<p>Yunus’la söyleşmek için meşk
etmek,</p>



<p>Yunusça bilmek, Yunusça düşünmek,</p>



<p>Hakikat meyvesini dermek gerek.</p>



<p>Bu yüzden “Gel, gidelim dosta gönül”.</p>



<p>

&#8212;&#8211; 0 &#8212;&#8211;

</p>



<p>Yunus der, “Mal da yalan mülk de
yalan”.</p>



<p>Ömrümüz geçiyor, doluyor zaman.</p>



<p>Boşuna bu hırs, beyhûde bu yalan. </p>



<p>Nevşehrî, “Bu dünya kimseye kalmaz”!     </p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yunusla-yunusca-soylesmek/">Yunus’la Yunusça Söyleşmek</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yunusla-yunusca-soylesmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19611</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mevlânâ Neden Topluma Yabancıydı?</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/mevlana-neden-topluma-yabanciydi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/mevlana-neden-topluma-yabanciydi/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 27 Feb 2016 16:15:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Yiğit]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Halk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[ekol]]></category>
		<category><![CDATA[fırka]]></category>
		<category><![CDATA[medrese]]></category>
		<category><![CDATA[mesnevi]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlevi]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlevilik]]></category>
		<category><![CDATA[sufi]]></category>
		<category><![CDATA[sufizm]]></category>
		<category><![CDATA[tarikat]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[tekke edebiyatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2438</guid>
				<description><![CDATA[<p>Gerek Doğu coğrafyasında, gerekse Batı’da &#8220;tarikat, fırka, ekol&#8221; diyebileceğimiz oluşumların kökeni semavî dinlerin başlangıcına kadar gider. Bu oluşumlar, ya dönemin yaygın din anlayışından bir kaçmak, ya da güçlü devletlerin hışmından sakınmak için kendilerini toplumdan izole ettiler. Öyle ki Hıristiyanlığın kökeni, yayılması da yine bu mantığa dayanır. Bir köle hareketi olarak filizlenen Hıristiyanlık, Roma zulmünden kaçarak, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mevlana-neden-topluma-yabanciydi/">Mevlânâ Neden Topluma Yabancıydı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Gerek Doğu coğrafyasında, gerekse Batı’da &#8220;tarikat, fırka, ekol&#8221; diyebileceğimiz oluşumların kökeni semavî dinlerin başlangıcına kadar gider. Bu oluşumlar, ya dönemin yaygın din anlayışından bir kaçmak, ya da güçlü devletlerin hışmından sakınmak için kendilerini toplumdan izole ettiler. Öyle ki Hıristiyanlığın kökeni, yayılması da yine bu mantığa dayanır. Bir köle hareketi olarak filizlenen Hıristiyanlık, Roma zulmünden kaçarak, yeraltı şehirlerinde, dehlizlerde, mağaralarda  varlığını sürdürdü. Ta ki Roma İmparatoru I. Theodosius 391 yılında Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul edene dek. Dile kolay, 400 yıla yakın bir süre, Hıristiyanlık gizlenerek, takiyye yaparak ve katliam tehlikelerden kaçarak bugünlere gelebildi. Bugün dünya turizminin gözbebeklerinden olan Ürgüp, Göreme, Kapadokya gibi merkezler, Roma zulmünden kaçanların yarattığı yerlerdi çoğunlukla. Herneyse…</p>
<p>Hıristiyanlığın bu misyonuna benzer bir misyon Doğu –ya da İslam coğrafyasında- da sıklıkla denendi, uygulandı. Yaygın sünnî ekole muhalif olan, kendi dünya görüşleri ve inançları çerçevesinde bir hayatı tasavvur eden ve bu ideayla yaşamak isteyen günümüzün ‘’illegal partileri’’ diyebileceğimiz tarikatler, damgalanmış mezhepler, kendi kabuklarına çekildiler bu dönemde. Bu çekilme, silik bir çekilme değildi. Yer yer İsmaililer (Hasan Sabbah örneğinde olduğu gibi üzere) gibi kök söktüren, kimi yerlerde Bektaşiler gibi ta Balkanlara kadar yayılan, Baba İshak, Kalender Şah gibi isyana kalkışan biçimlerinde kendini gösterdi. Anadolu’daki tarikatların ezici çoğunluğu saltanat kavgasına girmeden, obur devletlere yeri geldikçe tavrını göstermekle birlikte, temelde insanı eksene alan bir niyet güdüyordu. Kendilerine bir yol belirlemişlerdi. O yoldan kendi menzillerine gitmenin derdindeydiler. Zaten tarikat de ‘’yol’’ demekti.</p>
<p>Fakat bu temel hat, Mevlânâ ve Mevlevilik özelinde pek uygulanmadı. Mevlevilik hiçbir zaman derdi olanların, yoksulların, zulümden kaçanların sığındığı bir liman olmadı. Çünkü Mevlânâ en baştan beri Selçuklu’nun desturunu alarak girişti ilim-irfan sevdasına. Özet mahiyetinde kısa bir bilgi verecek olursak; Mevlânâ, babası Bahaeddin Veled’in Harzemşahlar hükümdarıyla girdiği anlaşmazlık sonucu Anadolu’ya gelirler. Erzincan ve Karaman’a bir süre yaşarlar. Sonrasında Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat’ın davetiyle Konya’ya yerleşirler. Kendilerine medreseler tahsis edilir. En üst mertebelerden ilgi-alaka görürler.</p>
<p>Esas itibariyle aristokrat bir aileden gelen Mevlânâ Selçuklu’nun bu davetinde bir abes görmez. Kurduğu Mevlevilik tarikatının kendisi de tarihi seyri içinde bugüne dek sönük de olsa gelmesini buna borçludur. Mevlevilik, önce Selçuklu’nun, ardından Osmanlı’nın himayesiyle kendine yer bulmuş, Cumhuriyet’in kuruluşunun ardından neredeyse tüm tekke, zaviye, dergâhlar yasaklanırken Mevlevilik’e pek dokunulmamıştır. Bu, Mevleviliğin bireyci yapısından ileri olsa gerek.</p>
<p>Yine de bir hususa dikkat çekmekte fayda var: Mevlânâ, yukarıda değindiğimiz ekollere, anlayışlara pek de yabancı biri değildir. O, babasından sonraki en büyük hocası olarak bilinen Melameti Şeyhi Seyyid Burhaneddin Muhakkak’tan dersler alır. Seyyid Burhaneddin ki ezoterik Batınî anlayışını benimsemiş, ihtimal ki Mevlânâ’yı da bu yönde eğitmiştir. Batınî fikriyatı, dünyanın temeline insanı alan, insanı yücelten bir fikriyattı. Her şeyin zahiri (açık) yanlarının dışında bir de batınî (gizli/içrek) yanlarının olduğunu düşünüyorlardı. Mühim olan batındı, zahir sadece kabuktu onların nazarında. Mevlânâ’nın  bunlardan da beslendiğini, fakat bunu temel şiar edinmek yerine, dönemin tüccar, esnaf, aristokrat kesimin rağbet ettiği bir ekole girişmesinin sebebini nerede aramak gerek?</p>
<p>Mevlânâ’dan sonra gelen ediplerin nazire niyetiyle söyledikleri ‘’Peygamber değil ama kitabı var’’ sözüne konu olan Mesnevi’ye bakalım biraz. Mesnevi, Mevlânâ’nın ne denli bireysel kaygılar güttüğünün, zamanının sorunlarına eğilmediğinin, davasının insan değil, aşk (ilahî aşk) olduğunun ispatı bir eser. Öyle ki Mevlânâ’ya isnat edilen ‘’Nice insanlar gördüm üzerinde elbise yok nice elbiseler gördüm içinde insan yok’’ sözünün de ona ait olmadığı bugün artık bazı çevreler tarafından tartışılıyor. Aynı yabancılık Mevlânâ’nın can dostu ,Şems’in Makâlât’ında da sezilir. İki eser birbirlerini tamamlarlar böylece. Bu iki dostun temel mevzusu edebî, dinî tartışmalardır. Halka çevirdikleri bir kulak yoktur. Schiller’in ‘’ Dünyanın çarkını döndüren aşk ve açlıktır.’’ Şeklinde hoş bir sözü vardır. Mevlânâ açlığa yabancıdır. O, aşkı arar. Kendinden önce gelen Yunus Emre’de olduğu gibi sistemleşmiş dine, Baba İshak gibi zulme karşı isyancılığa, kendinden sonra gelen Şeyh Bedreddin gibi yoksulları merkeze alan bir yaşam kurma kaygısı yoktur. Dünyanın ne hâli varsa görsün, dercesine aşkı konuşur. Ki o dönem Anadolu diken üstündedir bir yandan. Moğol saldırıları iyice artmıştır. Halk bu mezalimden düçar olmuştur. Fakat Mevlânâ genel olarak dert etmez bu kaygıları. Ama şunu der Mevlânâ Mesnevi’de ‘’Padişahların hırsı yüzbinlerce şehri viran etmiştir.’’ Bu yüzdem olsa gerek elini eteğini çekmiş bu davalardan, etliye sütlüye karışmamıştır. Bunun içindir ki ölümünden sonra Mevlevilik, iyice aristokrat kesimin müdavimi olduğu bir ‘’clup’’ olmuş, sema gösterileri de bu cluplerde içi boşaltılmış dans hâlini almıştır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/mevlana-neden-topluma-yabanciydi/">Mevlânâ Neden Topluma Yabancıydı?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/mevlana-neden-topluma-yabanciydi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2438</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir Kavuşma Öyküsü Şeb-i Arus</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/bir-kavusma-oykusu-seb-i-arus/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/bir-kavusma-oykusu-seb-i-arus/#respond</comments>
				<pubDate>Tue, 16 Feb 2016 08:13:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Duran]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Divan Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Edebi Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Halk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Hallac-ı Mansur]]></category>
		<category><![CDATA[hasret]]></category>
		<category><![CDATA[kavuşmak]]></category>
		<category><![CDATA[mesnevi]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddin Rumi]]></category>
		<category><![CDATA[ney]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Şeb-i Arus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2268</guid>
				<description><![CDATA[<p>“Dinle, bu ney nasıl şikâyet ediyor, ayrılıkları nasıl anlatıyor…” En büyük eseri olan mesneviye ayrılıktan bahsederek başlamıştır Mevlana… Yurdundan koparılıp uzaklarda hasret çekmekte olan bir neyin hikayesiyle başlamıştır. İnsana ne kadar da çok benzediğine dikkat çekmiştir. İkisi de yurdundan ayrı düşmenin derdiyle inleyip durmaktadır. Kavuşmayı beklemektedir. Kavuştuğum gün, düğün günümdür demektedir. Kavuştuğum gün Şeb-i Arus’tur… [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kavusma-oykusu-seb-i-arus/">Bir Kavuşma Öyküsü Şeb-i Arus</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Dinle, bu ney nasıl şikâyet ediyor, ayrılıkları nasıl anlatıyor…”</em></p>
<p>En büyük eseri olan mesneviye ayrılıktan bahsederek başlamıştır <strong>Mevlana</strong>… Yurdundan koparılıp uzaklarda hasret çekmekte olan bir neyin hikayesiyle başlamıştır. İnsana ne kadar da çok benzediğine dikkat çekmiştir. İkisi de yurdundan ayrı düşmenin derdiyle inleyip durmaktadır. Kavuşmayı beklemektedir. Kavuştuğum gün, düğün günümdür demektedir. Kavuştuğum gün Şeb-i Arus’tur…</p>
<p>Son zamanlarında söylediği bir gazalinde:</p>
<p>‘’Öldüğüm gün, tabutumu omuzlar üzerinde gördüğün zaman, bende bu cihanın derdi var sanma… Bana ağlama, yazık yazık, vah vah deme. Şeytanın tuzağına düşersen vah vah’ın sırası o zamandır, yazık yazık o zaman denir… Cenazemi gördüğün zaman ayrılık ayrılık deme, benim buluşmam, görüşmem o zamandır. Beni mezara koydukları zaman elveda  elveda deme… Mezar cennet kapısının perdesidir. Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret. Güneş ile aya batmaktan ne ziyan gelir. Sana batma görünür ama, o aslında doğmaya hazırlıktır, yeniden doğmadır. Mezar ise hapishane gibi görünür ama, aslında can’ın hapisten kurtuluşudur. Yere hangi tohum atıldı da bitmedi. Neden insan tohumuna gelince bitmeyecek zannına düşüyorsun. Hangi kova kuyuya salındı da dolu olarak çıkmadı. Can Yusuf’u kuyuya düşünce niye ağlasın. Bu tarafta ağzını yumdun mu, o tarafta aç… Çünkü artık hayhuydan uzak, mekansızlık alemindesin‘’ diyordu.</p>
<p>Bu ‘’vuslat’’ zevki içinde Mevlana, ölüm gününü bir gam, bir üzüntü günü olarak değil, bir zevk ve neşe günü olarak kabul ediyordu.</p>
<p><strong>Şeb-i Arus, Mevlânâ</strong>’nın böyle gördüğü ve yaşadığı ölüm gününün hatırası olarak yapılan merasim hakkında kullanılan bir tabirdir. Ayrılık değil bir kavuşmadır Şeb-i Arus… Özlem duyulan sevgiliye giden yoldur… Fedakârlıkla başlayıp, ölüm boyunca devam eden, öbür âleme kavuşmakla tamamlanan bir yoldur…</p>
<p>Ölüme başka bir bakış açısı getirmiştir Mevlana. Korkulacak bir şey olarak görmez aksine Kur’an-ı Kerim’de geçen “Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra ancak bize döndürüleceksiniz” ayetindeki  ‘’döndürülme’’ müjdesi ile bekler ölümü…</p>
<p>Hak âşıklarının hayatı ölümdedir.  Mevlana  “Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde arama, arif kişilerin gönlündedir bizim mezarımız. Burada ölüm olarak tezahür ediyorsa da orada doğumdur” der. Bir başka hak aşığı Hallac-ı Mansur’da aynı farkındalıkla seslenir kendisini idam etmek üzere olanlara:  “Ey fedakar dostlar beni öldürün, çünkü benim hayatım ölümümdedir, Benim ölümüm yaşamaktır, hayatım ölmek’’…</p>
<p>Mevlana vasiyetinde: Size, gizlide ve açıkta Allah’tan korkmayı, az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı, isyan ve günahları terk etmeyi, oruç tutmayı, namaza devam etmeyi, sürekli olarak şehveti terk etmeyi, bütün yaratıklardan gelen cefaya tahammüllü olmayı, aptal ve cahillerle oturmamayı, güzel davranışlı ve olgun kişilerle birlikte bulunmayı vasiyet ediyorum. İnsanların en hayırlısı, insanlara yararı olandır. Sözün en hayırlısı, az ve anlaşılır olanıdır demiştir. Sevgiliye vuslatının 740. Yılında Mevlana duyduğu aşk ve yaşadığı özlemle yolumuzu aydınlatmaya devam etmektedir. Aynı aşkın bizi hamlıktan kurtararak yakıp pişirmesi dileği ile…</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/bir-kavusma-oykusu-seb-i-arus/">Bir Kavuşma Öyküsü Şeb-i Arus</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/bir-kavusma-oykusu-seb-i-arus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2268</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yumurtadan İsa Çıktı! “Yumurtanın İkonografik Geçmişi”</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/yumurtadan-isa-cikti-yumurtanin-ikonografik-gecmisi/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/yumurtadan-isa-cikti-yumurtanin-ikonografik-gecmisi/#comments</comments>
				<pubDate>Sat, 30 Jan 2016 07:30:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Umut Kardaşlar]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Halk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Duvar]]></category>
		<category><![CDATA[Akad mitolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Anglo-Sakson]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[bereket]]></category>
		<category><![CDATA[diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyan ikonografisi]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[ikonografi]]></category>
		<category><![CDATA[ikonografya]]></category>
		<category><![CDATA[İsa]]></category>
		<category><![CDATA[İsa Yortusu]]></category>
		<category><![CDATA[mitoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Paskalya]]></category>
		<category><![CDATA[Paskalya bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[sembol]]></category>
		<category><![CDATA[sembolizasyon]]></category>
		<category><![CDATA[sembolize]]></category>
		<category><![CDATA[sembolizm]]></category>
		<category><![CDATA[simge]]></category>
		<category><![CDATA[Yortu]]></category>
		<category><![CDATA[yumurta]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan mitolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Zeus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=2014</guid>
				<description><![CDATA[<p>Yumurta sembolü Hristiyanlık öncesinde de kullanılan bir semboldür. Doğanın yenilenmesi, güç, tüm yaradılışın tohumu, rahim, diriliş, bahar mevsimi ile ilişkilendirilen bir semboldür. Yumurta kolay kırılır, yeni hayatı içinde barındırır, genelde beyazdır ve bu özellikleri sembolik açıdan önemli olmasının nedenidir. Hristiyanlık öncesi inançlarda yumurta sonsuz yaşamın simgesi olarak görülürdü. Yunan mitolojisinde yumurta birçok hikayede geçmektedir. Zeus’un, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yumurtadan-isa-cikti-yumurtanin-ikonografik-gecmisi/">Yumurtadan İsa Çıktı! “Yumurtanın İkonografik Geçmişi”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Yumurta sembolü Hristiyanlık öncesinde de kullanılan bir semboldür. Doğanın yenilenmesi, güç, tüm yaradılışın tohumu, rahim, diriliş, bahar mevsimi ile ilişkilendirilen bir semboldür. Yumurta kolay kırılır, yeni hayatı içinde barındırır, genelde beyazdır ve bu özellikleri sembolik açıdan önemli olmasının nedenidir. Hristiyanlık öncesi inançlarda yumurta sonsuz yaşamın simgesi olarak görülürdü.</p>
<p>Yunan mitolojisinde yumurta birçok hikayede geçmektedir. Zeus’un, Leda’dan olma ikiz çocukları Helene ve Kastor yumurtadan çıkmışlardır. Ayrıca yine Yunan mitolojisinde Feniks isimli efsanevi, kırmızı renkli, ateş kuşu öleceğini anladığında kuru dalları zamkla sıvar, kendisini bu zamkın içine yapıştırıp güneşin kendisini yakmasını bekler. Feniks yandığında küllerinden yeni bir yumurta oluşur. Bu yumurtanın içinden yeni bir feniks çıkar. Yani yumurta yunan mitolojisinde doğum, yeniden doğum gibi kavramları simgeler. Orfe öğretisinde ise tohum ve yumurta sembolizmi Damascius tarafından şöyle anlatılır &#8220;İlk önce Zaman vardı. Sonra parla ve ateşli olan madde Aether ve esneyen boşluk Kaos çıktı. Bunların içinde karanlık bir sisin etrafını kapladığı gümüşten kabuğu olan bir yumurta ortaya çıktı. Yumurta yarıldı ve üst kısmı gök oldu. Alt tarafı sularla kaplıydı. Suların üzerinde yeryüzü oluştu. Yumurtanın içinden Phanes çıktı. Phanes tüm yaşam tohumlaını içeriyordu. Altından kanatları vardı ve boğa başlıydı. Çocuklarından Zeus tüm canlıların ilk prensiplerini içeren Phanes’ i yuttu ve genç tanrı soylarının bulunduğu yepyeni bir dünya yarattı.&#8221;</p>
<p>Yumurta sembolü sadece Yunan ve hristiyan inançlarında görülen bir kavram ve sembol değildir. Onlardan başka uygarlıkların da bir takım anlamlar yüklediği bir semboldür. Örneğin Akad mitolojisinde bereket tanrıçası İştar’ın Fırat nehrine düşen büyük bir yumurtadan doğduğuna inanılır. Çin geleneğinde yumurta doğurganlığın simgesidir. Ayrıca Çinliler ilk insanın Tanrı tarafından denize bırakılmış bir yumurtadan çıktığına inanırlar. Afrika’da yaşayan Dogon yerlileri her şeyin yaratılmasından önce Amma’nın alem yumurtası mevcuttu. Yumurta sembolü her inanç, ülke, uygarlık, mezhep, din ve gelenekte mevcut olan ve genel olarak diriliş, yaratılış ve doğurganlıkla alakalıdır.</p>
<p>Yumurta sembolünün Hristiyanlığa nasıl girdiği ve İsa’nın dirilişiyle nasıl ilişkilendirildiği konusu kesin olmamakla birlikte akla mantıklı gelen düşünce paganizme inananların Hristiyanlığa inanmaya başlamalarıyla kendi inançlarını bu dine taşımış olabilecekleridir. Hristiyanlıkta Paskalya adı verilen baharın gelişinin ve İsa’nın dirilişinin kutlandığı bayramda insanlar birbirlerine renkli yumurtalar hediye ederler.</p>
<p>Paskalya kelimesinin kökeni kesin olarak belli değildir. Anglo-Sakson bahar tanrıçası Easter, Almanca karşılığı Ostern, Flemenkçe Pasen, İskandinav dillerinde Paske, Arapça ve Sami dillerinde Pesah kelimeleri paskalyayı tanımlamak için kullanılır.</p>
<p>Paskalya bayramı her yıl değişik tarihlere denk gelmektedir. Paskalya perhizle geçen 5 haftalık bir hazırlık dönemi ve kutsal haftayı kapsar. Mart ayının sonundan Nisan ayının sonuna kadar sürer. Doğu ve batı kiliseleri arasında farklılıklar gösterir. İsa’ nın dirildiği günün belirlenmesi konusu 8.yüzyıla kadar doğu ve batı kiliselerinin tartışma konusu oldu. 325 yılında toplanan İznik Konsili paskalyanın bahar ekinoksundan (21 Mart) sonraki ilk dolunayın ardından gelen Pazar günü kutlanmasına karar verildi.</p>
<p>Paskalya bayramı ise kiliselerde ayinler ve ağıtlarla ibadet edildikten sonra, insanların birbirlerine çikolatadan yapılmış paskalya tavşanı ve paskalya yumurtası vermesiyle devam eder. Çeşitli şekillerde boyanmış haşlanmış yumurtaları insanlar birbirlerine hediye ederler ve bahçelerde çocukların bulmaları için saklarlar. Paskalya çörekleri yapılır. Mumlar yakılır, dualar edilir. İnsanlar bir araya gelirler ve topluca dualar ederler. Çocuklar paskalya sepetlerini doldurmaya çalışırlar.</p>
<p>Hristiyan ikonografisinde yumurta İsa’nın dirilişini sembolize ettiği gibi bazen de bakireliği de temsil ettiği görülebilmektedir. Yumurtanın kabuğunun beyaz rengi saflığın ve mükemmelliğin simgesidir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/yumurtadan-isa-cikti-yumurtanin-ikonografik-gecmisi/">Yumurtadan İsa Çıktı! “Yumurtanın İkonografik Geçmişi”</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/yumurtadan-isa-cikti-yumurtanin-ikonografik-gecmisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2014</post-id>	</item>
		<item>
		<title>‘‘Sepet Sepet’’ Karamürsel</title>
		<link>https://www.sanatduvari.com/sepet-sepet-karamursel/</link>
				<comments>https://www.sanatduvari.com/sepet-sepet-karamursel/#comments</comments>
				<pubDate>Wed, 02 Dec 2015 15:29:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Özge Öztürk]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Halk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[el sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[halk kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Karamürsel]]></category>
		<category><![CDATA[karamürsel sepeti]]></category>
		<category><![CDATA[Karamürsel sepetleri]]></category>
		<category><![CDATA[sepet]]></category>
		<category><![CDATA[sepetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[zanaat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sanatduvari.com/?p=1026</guid>
				<description><![CDATA[<p>Köylerde Lazca türkülerle Boşnakça ezgilerin birbirine karıştığı Karamürsel’de kültürler bir ‘sepetin’ örgüsü gibi iç içe geçiyor. Bir zamanların, deyimlere konu olacak kadar meşhur Karamürsel sepeti, artık diğer tüm el sanatları gibi son demlerini yaşıyormuş ne yazık ki… Araştırmaya öncelikle ilçe sakinlerinden bilgi almakla başlıyorum ve hepsi köşe başındaki küçücük bir dükkandan bahsediyor. Hatta bir yaşlı [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sepet-sepet-karamursel/">‘‘Sepet Sepet’’ Karamürsel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Köylerde Lazca türkülerle Boşnakça ezgilerin birbirine karıştığı Karamürsel’de kültürler bir ‘sepetin’ örgüsü gibi iç içe geçiyor.</p>
<p>Bir zamanların, deyimlere konu olacak kadar meşhur Karamürsel sepeti, artık diğer tüm el sanatları gibi son demlerini yaşıyormuş ne yazık ki… Araştırmaya öncelikle ilçe sakinlerinden bilgi almakla başlıyorum ve hepsi köşe başındaki küçücük bir dükkandan bahsediyor. Hatta bir yaşlı teyze ( Ülfet ACET, 55 )beni alıp o dükkana götürüyor ve dükkan sahibine:</p>
<p>-“Üniversiteden gelmiş bu hanım kız, bizim sepet mirasını araştırmaya…” diyor ve o da dinlemek için kendine bir sandalye çekiyor. Bu yaşlı hanımın ‘sepet mirası’ demesi dikkatimi sepete daha da yoğunlaştırmayı başarıyor.</p>
<p><figure id="attachment_1027" aria-describedby="caption-attachment-1027" style="width: 850px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-1027 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel.jpg?resize=640%2C480" alt="Sepetleri ile ünlü Karamürsel" width="640" height="480" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel.jpg?w=850&amp;ssl=1 850w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1027" class="wp-caption-text">Sepetleri ile ünlü Karamürsel</figcaption></figure></p>
<p>Dükkan sahibi Mehmet Ali KOYGUN (<em>Kaynak kişi 1</em>) içeri girerken bizi gülen bir surat ifadesi ile karşılasa da geliş amacımızı Ülfet Hanım’dan öğrenince birden küskün bir yüz ifadesine bürünüyor. (Girer girmez benim ilk dikkatimi çeken dükkan sahibinden ziyade Mehmet Ali Bey’in dükkanının belirli yerlerine astığı ‘Yılın Ahisi’ seçilmiş olduğunu belirten afişlerdi. Ayrıca sepet, orijinal halinden ziyade gördüğüm kadarıyla şimdilerde yılbaşı sepeti, bebek beşiği gibi farklı şekillerde de alıcılarını bekliyor.) Mehmet Ali Bey:</p>
<p>&#8211; “ Hoşgeldiniz, sepete alıcı olarak değil de araştırmacı olarak gelenlerin olması da fena sayılmaz. Ben tarihini dedelerimden öğrendiğim kadarıyla bilirim, belki yanlış olur sen en iyisi belediyede kültür müdürlüğüne git onlar anlatsınlar sonra kapım her zaman açık.Ben de dedemden, babamdan öğrendiklerimi anlatırım.” diyerek beni ilk önce tarihi bilgi almam için Karamürsel Belediye binasına yönlendiriyor.</p>
<p>Ülfet Hanım beni belediye binasına bırakıp gidiyor. Karamürsel Belediye’sinde Kültür ve Araştırma Bölümü katına gittiğimde beni çok sıcak ve güler yüzle karşılıyorlar. İşi başından aşkın basın, yayın, halkla ilişkiler müdürü Bilgutay BAĞDAT Bey’e (<em>Kaynak kişi2</em>) kendimi ve amacımı anlattıktan sonra bana yardımcı olacağını söylüyor ve:</p>
<p>&#8211; “Karamürsel’imizin siz öğrenciler tarafından araştırılması gurur verici. Bu araştırma beraberinde tanıtımı da getiriyor elbet. Karamürsel’e hak ettiği değer ve önemi yine kendi halkından olanlar veriyor, İstanbul’da doğup büyümüş birinin araştırmaya gelmesi çok onureedici!” Diyerek beni Karamürsel Kültür Müzesi’ne götürüyor.  Yolda bana neden Karamürsel’i seçtiğimi soruyor ve ben de:</p>
<p><figure id="attachment_1028" aria-describedby="caption-attachment-1028" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel-sepeti.jpg"><img class="td-modal-image wp-image-1028 size-full" src="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel-sepeti.jpg?resize=640%2C417" alt="Karamürsel sepetin eski ustalarından." width="640" height="417" srcset="https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel-sepeti.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel-sepeti.jpg?resize=300%2C195&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel-sepeti.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w, https://i0.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/karamursel-sepeti.jpg?resize=214%2C140&amp;ssl=1 214w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1028" class="wp-caption-text">Karamürsel sepetin eski ustalarından.</figcaption></figure></p>
<p>-“Dedemler buranın yerlisiydi, burada uzun yıllar öğretmenlik yaptı. Benim de çocukluğumun büyük bir bölümü burada geçti.” diyorum ve verdiğim cevap karşısında az önce söyledikleri teyit edilmiş oluyor (hak ettiği değeri yine kendi halkından olanların vermesi). Bununla da kalmayıp Bilgutay Bey’in annemin liseden sınıf arkadaşı çıkması araştırmamın daha da zengin olmasına vesile oluyor.</p>
<p>Müze, 1999 depreminden sonra yapılmış. İçeride sepet başta olmak üzere, Karamürsel’de ün yapmış pehlivanların heykelleri, ilçenin meşhur köftesi, balık adası gibi ün salmış pek çok şey sergileniyor. Karamürsel sepetinin olduğu bölüme gidiyoruz ve Bilgutay Beykültür müdürü olmasının da etkisiyle, soru falan istemeden başlıyor anlatmaya:</p>
<p>-“ Sepetin tarihi geçmişi oldukça uzun ve köklü bir dönemden geliyor. Osmanlının ilk dönemlerinde Karamürsel bölgesi geçimini ‘çanak ve çömlek’ yapımından karşılamakta. Zamanla bu işe bir de porselen karışır ve bu iş gitgide porselen ağırlıklı bir ekonomik uğraş haline gelir. Bunlar ekonominin bence maddi dalı. Bir de maddi manevi karışık bir dalı var ki o da şüphesiz tarım ve hayvancılık. Karamürsel, toprakları bakımından meyve yetiştirilmesine oldukça elverişli koşullarda. Bu meyvelerin en önemlisi de ‘kiraz’. Kirazlar bir devir o kadar çok bereketli olmuş ki çanak çömlekler yetersiz kalmış. Bugün ‘abdal’ dediğimiz gezginler, ki abdal kelimesinin birçok anlamı var ben burada gezgin demeyi tercih ediyorum, bu kirazları koymak için sepet örme işine girmişler. Yani Türk konar-göçerlerin örmesi ile sepet, Karamürsel’de vücut bulmaya başlıyor. Ördükleri sepet; kiraz, zeytin gibi yiyecekleri ‘zedelemeden, ezilmeden’ muhafaza etmek için oldukça uygun bir biçimdedir. Örgülerin aralarındaki boşluklar meyvenin hava almasını, biriken suyun aralardan akmasını sağlar.İlk ve tek altı dar, üstü bombeli, tutma sapı olmayan sepet Karamürsel’de örülmüştür. Ve sepetin orijinal hali böyledir. Tutma yeri yok ama sepete bir ip geçirilir ve sırta, bele bağlanarak taşınır.Gelelim ‘Ufacık tefecik gördün de Karamürsel sepeti mi sandın?’ esprisinin hikayesine… Anlatırken beni en çok heyecanlandıran yere… Osmanlı padişahlarından Sultan Abdülaziz, Hereke’deki av köşküne gelir. Bu haberi duyan eşraf, esnaf her tabakadan insan sultana hediye etmek amacıyla birçok şey sunar. Bunlar içinde ipek ve pamuktan kumaşlar, altın kaplamalı küçük eşyalar gibi değerli hediyeler vardır. Karamürsel’den ise halk, sultana sepetlere doldurulmuş kiraz ikram eder. Sultan da sepetlerdeki kirazları görünce şaşırarak ve biraz da küçümseyerek, gelenleri ve hediye sepetini şöyle bir süzer:</p>
<p>-“Bana getire getire bu küçük sepetlerde kiraz getirmişler” deyip içten içten gelenlere ve hediyenin sadeliğine kızar ve mırın kırın eder. Halk sultan karşısında kendinden emin bir şekilde:</p>
<p>-“Sultanım sepetlerimizin küçüklüğüne bakmayın, bir siniye dökelim ve kirazların bolluğuna şahid olun’ der.Sultan, huzuruna gümüşsini emreder ve eğersini dolmazsa bu hediyeyi getirenlerin kellelerini alacağını söyler. Kirazlar siniye döküldüğünde herkes şaşkınlık içindedir. Siniden kirazlar taşmakta ve siniye sığmamaktadır. Bunun üzerine sultan:</p>
<p>&#8211; “Sepeti ufak tefek gördük amma, içindekileri de şu siniye sığdıramadık!” der. Ve bundan sonra bu olay ve sultanın lafı halk arasında anlatıla anlatıla bugüne kadar gelir. Benim hikaye anlatıcılığım burada bitiyor bir de gidip işin pirinden genel bilgi öğrendiniz mi araştırmanız tadından yenmez.” Bilgutay Bey’in bu sözleri ile müzeden ayrılıyor ve Mehmet Ali Bey’in yanına gidiyorum.</p>
<p><figure id="attachment_1030" aria-describedby="caption-attachment-1030" style="width: 420px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/mehmet-ali-koygun.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-1030 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/mehmet-ali-koygun.jpg?resize=420%2C280" alt="Dede mesleğini devam ettiren Mehmet Ali Koygun sepetleri ile bir fotoğrafta." width="420" height="280" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/mehmet-ali-koygun.jpg?w=420&amp;ssl=1 420w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/mehmet-ali-koygun.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/mehmet-ali-koygun.jpg?resize=104%2C69&amp;ssl=1 104w" sizes="(max-width: 420px) 100vw, 420px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1030" class="wp-caption-text">Dede mesleğini devam ettiren Mehmet Ali Koygun sepetleri ile bir fotoğrafta.</figcaption></figure></p>
<p>Mehmet Ali Bey sıcak bir karşılama ile geliş amacımı da bildiğinden başlıyor anlatmaya:<br />
-“ Buraya senin gibi birçok öğrenci, araştırıcı geldi, bıkmadan hepsine anlattım her şeyi.Deyimdeki gibi Karamürsel sepeti deyip geçmemek lazım. Sen sor ben anlatayım.” demesi ile sorularımı yönelttim ve aldığım cevaplar şöyle oldu:</p>
<ul>
<li><em>Sepetle sizin ilgilenme sebebiniz nedir? Kimden ve kaç yaşında öğrendiniz? Sepetçilik dışında yaptığınız başka meslek var mı?</em></li>
</ul>
<p>-“Dedemden ve babamdan miras kaldı bu uğraş bana. 4 kuşak sepetçilik var atalarımda.8 yaşımda çok iyi olmasa da sepet örmesini biliyordum. Onlara saygım temel sebep, sonra gelen sebep ise bu kültürel mirası bir nebze de olsa devam ettirebilmek. Kardeşlerim istemedi devam ettirmeyi. Ben yılın ahisi seçilince de çok pişman oldular. Tabi ki başka mesleklerim var, geçimimi inşaat işleriyle sağlıyorum.”</p>
<ul>
<li><em>İlçede sizden başka sepetle uğraşan yok, bunun nedeni nedir? Ne düşünüyorsunuz?</em></li>
</ul>
<p>&#8211; “ Evet benden başka bu mirasa gözkulak olan yok. Giderek önemini kaybediyor gibi görünse de aslında sepetin gizli bir ruhu var. Eminim ki ben uğraşmasam bile kendi kendine devam edecek bir miras bu. Ama yine de keşke uğraşanlar olsa…Sepete pek rağbet olmadığı için ustalar da bir bir yol oluyor, bunu duyunca üzülüyorum, yazık oluyor.”</p>
<ul>
<li><em>Buradaki bütün sepetleri siz mi yaptınız?İçlerinde aile büyüklerinizden miras var mı?</em></li>
</ul>
<p><em>-“</em>Hayır, burada dedemin el emeği olan sepetler bile var (eliyle göstererek), bunlar da babamın yaptıkları. Geri kalanlar da benimkiler… Bir de KOMEK’in açtığı kurs doğrultusunda orada yapılan sepetlerden hediye gelenler var.”</p>
<ul>
<li><em>Sepetin yapımını kısaca anlatabilir misiniz? Kullandığımız malzeme, yöntem gibi..</em></li>
</ul>
<p>-“ Tabi ki. Kestane, fındık ağacı da olabilir, ağacının çubuğundan örülen, kendisine özgü gayet pratik, kullanışlı basit bir el aracıdır. Karamürsel sepetinin tabanı 15–20 santimdir. Ağız genişliği 40–45 santimi, boyu ise 60–65 santimi bulur. Yarım koniyi andıran sepet, iyi kesilmiş ve kurutulmuş kestane çıtalarından örüldüğünden, iç hacmi, dış görünüşünün aksine geniştir; en önemli özelliklerinden biri de budur. Sepetin tek hammaddesi, düzgün ve budaksız kestane çubuğudur. Bu çubuğun &#8216;şah&#8217; dedikleri körpe devresi vardır ki, bu devre içinde kesilip kurutulmaya bırakılan çubuktan daha sağlam ve kaliteli sepetler yapılır. Sonrası ise gönlüne göre örmek… İster kalın, ister ince biraz da o günün ruh haline bağlı, sepete istediğin şekli vermek de son aşama.”</p>
<ul>
<li><em>Peki bu sepetlerin en önemli özelliği nedir?</em></li>
</ul>
<p>-“ Karamürsel ve çevresindeki meyve üreticileri tarafından ısrarla aranılan bu sepetlerin en önemli özelliği, ağaçtan toplanan yaş meyveyi zedelemeden kabına (sandık, kutu) ulaştırmasıdır. Üretici, bir ip ya da kuşakla beline bağladığı bu sepetle her çeşit meyveyi kolayca toplayabilir.”</p>
<ul>
<li><em>Bir sepet ne kadar sürede yapılabilir veya sizin deyiminizle örülebilir?<br />
-“ </em>Bu, sepetin büyüklüğüne göre değişir. Ama orijinal boyutta ve şekilde olan (hocanıza ördüğüm) ortalama iki günde yapılır. Şu büyük sepeti babam bir ayda ördü mesela. Aslında sepet örmek hem çetrefilli hem de zevkli.</li>
</ul>
<ul>
<li><em>Peki sepete talep nedir? Alıcı sayısından memnun musunuz? Talebi arttırmak için yaptğınız ‘değişik sepetler’ mevcut mu?</em></li>
</ul>
<p>İşte can alıcı bir soru daha (gülüşmeler). İlçede benden başka sepet yapan yok. Ben de talep doğrultusunda yılda ancak 200 adet yapabiliyorum. Karamürsel sepetinin adı büyük ama talep az. Çünkü sadece köylerde meyve toplamak için kullanılıyor. Bir de bürokratlara verilen hediyelere kap oluyor. Bu da ancak 200 taneyi buluyor, biz de o kadar üretiyoruz. Bu sayının 2 bin ya da 5 bin olma şansı yok. Üretimi belli, satışı bellidir. Alıcı sayısından memnun değilim ne yazık ki. Ben de talep için gördüğünüz gibi ‘buzdolabı süsü, yılbaşı süsü, bebek beşiği, ufak mobilyalar, sepet koltuklar gibi’ farklı yollar deneyerek talebi arttırmaya çalışıyorum.Sepet çok satılsaydı İzmit&#8217;teki yüzlerce pişmaniyeci, Kütahya&#8217;daki binlerce seramikçi gibi burada bir sürü dükkân olurdu, çalışan olurdu. Şimdilerde ise burada kızların çeyizlerine hediye olarak koyuluyor”</p>
<ul>
<li><em>Sepet örmeyi öğrettiğiniz kişiler, öğrenciler var mı? Veya sepet örmeyi öğreten bir kurs açıldı mı?</em></li>
</ul>
<p>-“Yetiştirdiğim kimse yok. Sadece ailem bilir. KOMEK kurs açtı iki yıl evvel. Baya giden bayanlar oldu, burada yaşayan Boşnaklar bile büyük rağbet gösterdi. Kursa gidenlere önce sepetin hikayesi anlatıldı sonra da yapımı. Hepsi memnun kaldı ama şu sıralar talep azlığından kurs açılmıyor ne yazık ki.”</p>
<ul>
<li><em>Peki sizden sonra (Allah gecinden versin tabi) bu dükkan ve sepet işçiliği ne olacak sizce, çünkü sadece uğraşan siz varsınız?</em></li>
</ul>
<p>-“İşte orası meçhul… Benim oğlum devam ettirir elbet, ama sepetin tanıtımı desteklendikçe bu işin bu küçük kasabada biteceğine hiç inanasım gelmiyor. Ama umutlu da değilim…”</p>
<ul>
<li><em>Karamürsel’de sepetin konu olduğu sokak/mahalle adı, soyadı vs. mevcut mu?</em></li>
</ul>
<p>“Evet mevcut. Sepet adını alan 4 mahalle mecvut Karamürsel’de. Mesela Sarı Sepet Sokağı var aklıma gelen. Yine genel bisoyadlara bakıldığında buranın yerlilerinde sepet soyadının kullanıldığını biliyoruz. Ama onların da sepetten anladığı yok İnsan bir soyadını araştırır nedir ne değildir, nereden geliyordur? Belki de atalarında sepet ustaları var ama onlar için bunlar pek bir şey ifade etmiyor. Ama sepet gerçekten Karamürselle özdeşmiş bir miras.”</p>
<ul>
<li><em>Benim aklıma gelmeyen ama sizin sepet ile ilgili eklemek istedikleriniz var mı?</em></li>
</ul>
<p>“Öncelikle 3 kere bıkmadan yılmadan geldiğin için teşekkür ediyorum. Sizin gibi gençlere her yerde ihtiyacımız var. Senin de araştırmalarından anladığın kadarıyla sepetçilik bir dönem sadece meyve toplanmak için kullanılırken zamanla yerini süs eşyası olmaya bıraktı. Padişahın bile şaşıp kaldığı bu ufacık tefecik sepet aslında içi dolup taşan bir kültürün mirası. Ben babamın ve dedemin verdiği kadar önem veremiyorum ne yazık ki. Çünkü talep az. Ama filmlere, dizilere de konuk olmuyor değil bu sepet. Birçok dizi için sepet alımı yapıldı son yıllarda, ekranda görünce onları mutlu oluyorum. En son reklam olmasın ama Harem dizisi için 3 adet sepet yolladık.Vaktini sepete ayırdığın için teşekkür ederim.”</p>
<p><strong>UFAK BİR ANKET</strong></p>
<p>Sepet hakkında neler bildiklerini/bilmediklerini öğrenmek için ilçede belli yaş grupları bularak, tek soruluk bir anket uyguladığımda sonuç şöyle oldu:</p>
<p>Soru: <em>“Karamürsel sepeti hakkında bana çok kısa bilgi verebilir misiz?”</em>Anket uyguladığım kişilerin sadece adı soyadı, yaşı, mesleği ve Karamürsel’in yerlisi olup olmadığı sorulmuştur.</p>
<ul>
<li>Tuğba İNAN, 22, Öğrenci, Yerli</li>
</ul>
<p>“ Verebilirim, Karamürselle iç içe geçmiş bir nesne. Şimdilerde dizilerde görüyoruz sepetimizi. Ayrıntılı bilgiyi biz ilkokuldayken sosyal bilgiler dersinde anlatırlardı, şimdi maalesef anlatılmıyormuş. Padişah sayesinde ünlenmiş ve dışına göre içi oldukça hacimli bir kültürel nesne.”</p>
<ul>
<li>Caner AVCI, 38,Esnaf, Yerli<br />
“Karamürsel sepeti bizim ilçemizle bütünleşmiş kuşak kuşak bugüne gelmiştir.Bugünhakettiği değeri görmüyo. Gençlik yıllarımızda sevdiğimiz kızlara alırdık sepet, içine de hikayedeki gibi genelde kiraz doldururduk.Şimdiki gençlerde nerde bu düşünce? Böyle böyle yok oluyo bu güzelim miraslar ”</li>
</ul>
<ul>
<li>Hürmüz MERKEZ, 51, Ev Hanımı, Yerli<em><br />
</em>“ Çeyizimin en değerli ve en sevdiğim hediyesiydi. Komşular bile çeyiz hediyesi verirken sepet getirirdi hatta bazı hediyeler sepete doldurulurdu. Hala evimde kullanıyorum onları çünkü ömürleri o kadar uzun ki.”</li>
</ul>
<ul>
<li>Recep ŞENSOYLAR, 67, Emekli Memur, Yerli<br />
“ Çok eski bir hikayeye sahip sepet. Buranın yerlilerinin evinde mutlaka vardır, ben de bilirdim bir zaman sepet örmesini amma unuttum gitti. Bulgarlara, Boşnaklara hep biz öğrettik sepeti. Eskiden buralar hep sepetçiydi şimdilerde sepet yapan Mehmet Ali var, çok büyük bir kültürün torunu o”</li>
</ul>
<ul>
<li>Ceren BAŞKURT, 12, Öğrenci, Yerli</li>
</ul>
<p>“Anneannemin köyden gelirken içine bir sürü meyve doldurduğu şey. Burada bir sepetçi var okula giderken görmüştüm istersen  oraya sor çünkü anneanneme göre sepetin bi masalı varmış anneannem olsaydı şimdi burada anlatırdı ben dinlemesini seviyorum çünkü”</p>
<ul>
<li>Taylan ACISU, 18, Öğrenci, Yerli</li>
</ul>
<p><strong>“</strong> Şimdi biraz kaba olacak ama eski bi zamanda koca padişahı mors eden, içine şaşılacak kadar çok malzeme alabilen ve buranın herkesten önce yerlisi olan şey. Zahmeti çokmuş ama maddi olarak pek getirisi yokmuş”</p>
<p><figure id="attachment_1031" aria-describedby="caption-attachment-1031" style="width: 630px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/roportaj-karamursel-sepeti.jpg"><img class=" td-modal-image wp-image-1031 size-full" src="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/roportaj-karamursel-sepeti.jpg?resize=630%2C350" alt="Mehmet Ali Koygun" width="630" height="350" srcset="https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/roportaj-karamursel-sepeti.jpg?w=630&amp;ssl=1 630w, https://i1.wp.com/www.sanatduvari.com/wp-content/uploads/2015/12/roportaj-karamursel-sepeti.jpg?resize=300%2C167&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 630px) 100vw, 630px" data-recalc-dims="1" /></a><figcaption id="caption-attachment-1031" class="wp-caption-text">Mehmet Ali Koygun</figcaption></figure></p>
<p><strong>SÖZLÜ KAYNAK LİSTESİ</strong></p>
<p><strong>Kaynak Kişi 1:</strong></p>
<p><strong><em>Adı Soyadı </em>: </strong>Mehmet Ali KOYGUN</p>
<p><strong><em>Doğum yeri, yılı</em></strong>: Karamürsel, 1963</p>
<p><strong><em>Medeni Hali</em></strong>: Evli</p>
<p><strong><em>Eğitim Durumu: </em></strong>Lise</p>
<p><strong><em>Mesleği: </em></strong>Sepetçilik, inşaat sektörü, işletmecilik</p>
<p><strong><em>Sepet yapmayı nereden öğrendiği:</em></strong> Dedesi ve babası</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak Kişi 2:</strong></p>
<p><strong><em>Adı Soyadı: </em></strong>Bilgutay BAĞDAT</p>
<p><strong><em>Doğum yeri, yılı: </em></strong>Karamürsel, 1968</p>
<p><strong><em>Medeni hali: </em></strong>Evli</p>
<p><strong><em>Eğitim durumu: </em></strong>Üniversite</p>
<p><strong><em>Mesleği: </em></strong>Basın yayın, halkla ilişkiler müdürü</p>
<p><strong><em>Bilgiyi nereden öğrendiği: </em></strong>Erdoğan Özdemir, Mehmet Ali Koygun</p>
<p>(Erdoğan Özdemir, Karamürsel gazetesinde çalışan(muhabir olarak), Karamürsel ile ilgili birçok araştırmaya imza atan ve &#8220;Kaptan-ı Derya Karamürsel&#8221; adlı kitabın sahibidir.)</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com/sepet-sepet-karamursel/">‘‘Sepet Sepet’’ Karamürsel</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.sanatduvari.com">Sanat Duvarı</a>.</p>
]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.sanatduvari.com/sepet-sepet-karamursel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
						<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1026</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
