Yekpare / Öykü

4

Yarı dizime kadar berrak, canım mavinin içinde ayaklarım; onlar sallandıkça su dalga dalga oluyor, suyun dalgasıyla bacaklarımdaki kıllar bir ileri bir geri gidip geliyor..

Arka fonda lıkır lıkır bir ses, buna bayılıyorum.Tüm gün bu hareketi yapabilirim.Yada baş aşşağı denize eğilip parmağımla yazı yazarım suya, silerim. Biçilmiş mesai saatim yokki benim. Sahi kim bulmuştu onu? İnsafı yokmuş.

Bu rituelin birde ikinci kısmı var; ıslak ayaklarla boncuk beyaz kuma basmak.Ayak parmaklarımı olduğundan üç kilo fazla gösteren bu hal; parmaklarımı senkronize birşekilde oynatmamla birlikte yavaş yavaş yok oluyor.Yok, hayır, kösele ayakkabılarımı hiç özlemedim.Yazdan yaz’a senede onbeş gün biçilmiş tatillerde giyilen, bir çifti bir emekli maaşıyla yarışan sandaletler mi? Üstü kalsın.

Burada, kocaman kayaların arasında bu canım mavi deniz’e nazır bembayaz minik kumsalımda hiç hadilerimiz yok bizim. Biz mi? Ben, eski moda takam yılıbık ve morminoz hanım.

Takam yılıbık: çoğunluka kumsalda bağlı kendisi ve bu sebepten alt yüzeyinde oluşan yılış yılış yosunlardan sebep ismine layık bir emektar.

Günaydın morminoz ! Şşş fazla yaklaşmaya gelmez sokuverir vallahi. Bu koy’un tebelleşi morminoz, kendisi afilli bir yengeç hanımdır.Genellikle öğlene doğru görünür. Günaydın dediğime bakmayın siz çalar saat yokki burda onuda biz bulduk haberleri yok daha.

Akşama buğlama lüfer. Siz bilmessiniz semt pazarcıları! Yediniz de ondan.Yavrusunu diyorum yavrusunu çinekop, sarıkanat bildin mi? Hiç büyüyemedi lüfer olarak tanışamadınız bir türlü. Yok, yok o içi şişmiş keke benzeyen, kıymaya hasret hamburgerlerinizide özlemedim.

Bizim burda kuytuda pek yeşil yok  doğası gereği kayalık, açıklarda, kıyılarda doyar gözün yeşile. Sahi sizin oralarda da  pek kalmadı değil mi? Hiç sorma asma köprülerinizi de özlemedim.

Uzanırsın kumsala, bir sıcaklık kaplar içini,güneş senin için ısıtmıştır döşeğini; yatarsın üstüne bir güzel besler tenini…Yok yerden ısıtmalı, geniş tabutlarınızla kıyaslanamaz tabiki konforu.

Ben şimdilerine göre bir tarzan, basit hayat insanı.Doğa ile teknoloji savaşı.Yeşilin yerini grinin alışı. Kime konuşuyorum ben morminoz hanım? Dikti kulakları.

Dilimde bir operet şarkı karşı kıyıya doğru;

Şişlide bir apartman yoksa eğer halin yaman

Nikel kübik mobilyalar duvarda yağlı boyalar

İki tane otomobil, biri açık biri değil

Aşçı, uşak, hizmetçiler..dolu mutfak, dolu kiler

Hey! Lüküs hayat! Lüküs hayat bak keyfine yan gelde yat!

Aa Hasan zamanından önce geliyor. Kafayı yedim mi diye kontrole gelir beni, yerimi bilen tek dostum. Ee tabi birde tedarikçim.

  • Hey ! Yanaştır yanaştır modern köle, giderek çoğalıyor ziyaretlerin.
  • Yok be abi resmi tatil şu bu derken kaçtım işte bende, ne yazıyorsun öyle?
  • Manifestomu yazıyorum.
  • Anladımda dostum, fazla uzatmıyormusun bu meseleyi artık?
  • Uzatıyorum Hasan, ömrü uzatıyorum. Sana bir hikaye anlatayım mı?
  • Anlat abi, hikayeleri dinlemeden geçit yok Yılıbık’a zaten.

Adamın biri, bir Balıkçı, sahil köyünde öğlene kadar balık tutar, tuttuğu balıkları pazara götürür, günün geri kalanında yüzer, güneşlenir, bahçesiyle ilgilenir, çocukları ve ailesiyle vakit geçirirmiş.

Birgün iskeleye bir yat yanaşmış;balıkçının taze balıklarından satın almak istemiş, gide gele tanış olmuşlar yatın sahibi beyaz adam, iş adamı ve çok zengin biriymiş. Tatili boyunca ahbaplık etmek istemiş balıkçıyla.Beyaz adam birgün sormuş balıkçıya;

  • Balıkların çok güzel sen bu işten anlıyorsun, neden bu işi daha çok büyütmüyorsun?
  • Nasıl olacak?
  • Daha büyük bir tekne alırsın, daha çok balık tutarsın, ekibini kurar ve taze balığı dört bir yana ulaştırırsın.
  • Sonra?
  • Sonrası belli; daha çok para kazanır, şehirde ev alır mülk sahibi olursun. Bu borcunu da kazandıklarınla ödersin.
  • Tüm bunlar ne için peki?
  • Yaşlandığında karınla, çocuklarınla çalışmadan daha çok vakit geçirebilmen, kimseye bağlı kalmadan rahatça yaşabilmen, yazlık bir yerde bahçenle ,evinle huzurla ilgilenebilmen için.
  • Balıkçı gülmüş bu inanmış gözlerle kendine öğüt veren yabancıya.Ve sonra fısıldamış kulağına ‘‘Hayalini zaten yaşıyorum. Sadece biraz daha süslemek için ömürle ödemeye hiç niyetim yok.’’

Balıkçının takasından çıkan ritmik ses de düşüncelere dalmış beyaz adam.

Hadi atla bakalım Hasan Bey yılıbık’a tanıştırayım seni taze lüfer var.

Paylaş

Yazar Hakkında

Gülhanım Kasarcı

1987’de İsanbulda doğdu. Kocaeli Üniversitesi İşletme bölümünü bitirdi. Şimdilerde Dış Ticaret Uzman’ı diye anılıyor. Bu yılilk yazılı eseri ‘‘TUVAL’’ adlı hikayesi bir sanat okulunun desteğiyle karma bir hikaye kitabının içerisinde yerini buldu ve daha şimdiden 3.baskıya girdi. Ona sorsanız Hollywood’u dize getirecek kadar da iyi film çeker. Gözü yüklseklerde amatör yazar, profesyonel okur.

4 yorum

  1. Işıl koç üzerinde

    Yekpare nasıl guzel bir öykü bayıldım gözü yukseklerde olmasındada çok haklı gulhanım yolu acık olsun böle guzel öyküler bekliyoruz

  2. Kadriye üzerinde

    Gelecek yillarda ‘beyaz adam’ olmamak dilegiyle diyelim o zaman.Keyifle okudum.Ne guzel yazmissin! daha cok kisiye ulasmasi ve ilham olmasini yurekten dilerim.

Cevap bırakın