YAŞAM

0
33
YAŞAM

Servis aracı sayılması için ufak bir model olan bir araba. Taşımaya çalıştığı insanların yüzlerindeki ağırlaşmış mimiklerden herhangi biri harekete yeltendiğinde aracın camlarından haykırıp kaçarcasına kudretliydi. Sıra sıra aracın içinde yerleştirilmiş koltuklar ve bu koltukların üzerinde birbirine değen geniş omuzlar. Tanışıklığın olduğu aşikar olan bu araçta bir kaç cümle iletişimden öteye gidilmemesinin tek sebebi günün getirisi olan tecrübelerin dışa vurumu olan o üretim bandının yorgunluğu olsa gerek. Koşullanmayla başlayıp kendi bedenin parçası gibi görülmesiyle sonuçlanan o kafaya geçirilen sarı sert plastik maddeden yapılan o koruyucu şeyler. Varlığı hissizlik yaratmış olacak ki evlerine dönen insanlarda bile çıkarma güdüsü oluşturmamış. Camlara dayanmış alınların, dışarıyı izleyen gözlerin içlerinde neler koptuğu anlamak kimsenin cesaret gösteremeyeceği bir savaşın ortasında kalmaktan farksız. Bu malum ufak topluluğun olmazsa olmazı, kar fırtınasının ortasında ayakta kalmayı başarabilmiş bir çiçek edasıyla tam kudretiyle yerinde oturmakta. Beyaz yakalı unvanına yakışır bir şekilde hareketlerini sergilemesine kimsenin engel olabilme ihtimali olmayan bu insanın varlığı, bu ufak toplumumuzun oluşumuna pozitif katkısı kaçınılmazdır.

Sokağın girişinde bizi karşılayan apartman kümesinin bahçe giriş kapısı önünde duran servis aracıdan inen bir adam. Sarı, sert plastik şeyi kafasında, iş kıyafetleri üstünde(tulum), dairesine doğru yol almakta. Dairesine gelen adam anahtarlarını içeri almayı unutur her defasında. Ayakkabılarını çıkarmak modernist hayatın tutarsızlığına bir başkaldırı edasıyla topuklarına basarak,adeta tüm nefretini hıncını o ayakkabının topuklarından çıkarırcasına basar. Kahpeden kurtulmak istercesine kendinden uzaklaştırdığı ayakkabılarından sonra evini bölen duvarlarına bir sipermiş hissini gizlemeyip kaçma isteğini, orada neden bulunduğu hissini bir savaş meydanındaymışçasına korkarak yaşar iliklerine kadar.

Yatağının bulunduğu odasına geldiğinde ise eşyaların dizilişinden, odanın dağınıklılığından savaşı kaybeden taraf olduğunu anlar. Yalnızlığını her ne kadar mağlubiyet olarak görmese de, yalnızlığın bir ilaç mı yoksa hastalığın ta kendisi mi hiç bir zaman kesinleştirememiştir. İş kıyafetlerini değiştirip zar zor atar kendini revirine yani mutfağına. Yemek yapmak, yaşamı hissetme noktasında en başarılı olduğu alan,suyun kaynaması,beyaz yuvarlak şeyin kırılıp sıvı akışkan bir şeyin katılaşması, ateşin katıyı sıvıya, sıvıyı katıya çevirebilme kudreti onun benliğinde oksijenle yeri aynıdır.

Savaş alanına elinde kahvesiyle dönen ve tüm ufuklara yelken açan umutlarını kaybetmiş bir asker edasıyla yürüyüşünü sürdürdükten sonra sandalyesine oturur.

Eline isteksizce ilk gelen şeyin etrafta plansızca dağılmış olan gezi listesinden başka bir şey olamazdı. Aklında nereden belirdiği belli olmayan yeni bir diyarı not ettikten sonra bu sefer bilinçli olarak, biriktirmeye çalıştığı paranın hesaplanabilirliğini kolaylaştırması için kullandığı küçük not defterini eline aldı. Eklediği bu son miktarla, hedeflediği miktara ulaşmanın sevinci onu hayata bağlayan hayatının en önemli şeyi olacaktı. Evinin her köşesinde hayalinin izleri bu sevince orta olmuştu. Yeni bir gün doğumu şuan için bu adamın hedeflediği hayaline kavuşması neticesinde tek gereken şeydi. Bunun için zaman akışını en hızlıya çekme isteği aklına uyumayı getirdi. Koşar adım yatağına giren bu sevinç sahibi adamın tabii ki gözüne uyku girmedi. Uğraşlarının sonucunu hemen alamasa da yeni bir gün doğmuştu.

Güneş tüm çıplaklığıyla bu adamı hayaline kavuşturmaya çalışıyordu. Alarmını kurmuş ve adam o alarmdan önce kalkmayı başarmış bir heyecanla yatağından fırladı. Rutin günlük hazırlığının ötesinde bir hazırlanma örneği olarak traşını olmuş, iş kıyafetleri haricinde giyilecek şeyler ütülenmişti. Parasını son kez kontrol ettikten sonra adımını evden dışarı atması çok kısa sürmüştü.

Artık bir karavan sahibiydi.

Ehli olduğu, fabrikasında her gün üretim bandında hayalinin parçalarını üretip birleştirdiği şeye sahip olabilmişti artık.

Sahip olduğu hayaliyle o fabrikadan istifasını vermeye koyulmuştu. Kendini tutsak hissetmekten ebedi bir haykırış/kaçış olarak gördüğü hayalini gerçekleştirmek için hiçbir engel kalmamıştı artık. Aldığı karavanın tekerleğinin her döndüğü anda, varış noktasının belirsizliği kendini muhafaza ettiği her anda hiçsizliğe yaklaştığını sonuna kadar haykırabilecekti.

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazarak Görüşlerinizi Belirtebilirsiniz.