Uyanış

0

Durun. Durun diyorum size! Ben söylemeden ayaklanmayın. Durun. Şimdi saymaya başlayacağım ve o an başkalaşacağız. Durun rica ederim. Saymaya başlıyorum. Bir ve…

Bir ilkin adımlarıyla adım atıyoruz şimdi. Etraf sessiz. Kuşlar Güney’den Kuzey’e uçuyorlar. Yokuş aşağı bir kaldırım başındayız. Yokuşun aşağısında sahil var. Şimdi oraya doğru koşacağız. Yaşam ve mutluluk için! Hadi hep beraber yokuş aşağı kaldırımın betonlarına çat pat basa basa sahilin kumlu toprağına koşuyoruz. Ne için? Mutluluk, mutluluk, mutluluk…

Kuşlar Güney'den Kuzey'e uçuyorlar.

Kuşlar Güney’den Kuzey’e uçuyorlar.

Koşun. Koşun diyorum size! Ben söylemeden durmayın. Koşun. Şimdi saymaya devam edeceğim ve o an özümseyeceğiz. Koşun rica ederim. Ve saymaya devam ediyorum. İki ve…

Rakamlar, sayılar, saatler, harfler arasına sıkışmışız. Zamansal bir döngünün içinde sancılanıyoruz. Misal şimdi şuan saat kaç? Farz edelim ki 23:00. Aman saliseyi de unutmayalım. 23:59:58. Biz şuanın içindeyiz öyle değil mi? Ve saat bir salise sonra 00:00 olur. Bir saliseyle birlikte salise dakikaya, dakika saate döner ve şimdi dün olur. Yeni bir günün içindeyiz. Peki ya yarın? Tam 24 saat sonra ise içinde bulunduğumuz an yine aynı döngüyle yarın olarak çıkacak karşımıza. Ne garip. Yaşadın ve bitti. Hayatın zamansal döngüsü içerisinde dün, bugün ve yarın arasında mekik dokuyoruz. Bu birazda sınırlı sonsuzluğu çağrıştırmıyor mu size? Yaşadığınız ömür boyunca, yaşınız kadar yıl almış olacaksınız. Yılların içindeki aylar ve ayların içindeki her bir gün için bu döngüyü hayal etsenize. Sonsuzluk gibi hiç sapmadan tekrarlanıyor. Ama asıl ironi dün, bugün ve yarın üçgeni içinde yani bir sınırda sıkışmak. O halde neden bu döngüdeyiz? Sınırlı sonsuzluk, sınırlı sonsuzluk, sınırlı sonsuzluk… Ne yapsak? Zamanı durdurmak için dursak mı?

Zamansal bir döngünün içinde sancılanıyoruz.

Zamansal bir döngünün içinde sancılanıyoruz.

Durun. Durun diyorum size! Ben söylemeden koşmayın. Durun. Şimdi son sayıyı söyleyeceğim ve o an keşfedeceğiz. Durun rica ederim. Ve son kez. Üç…

Zamanı durduramadık ama kendi zamanımızı durdurduk. Düşsel zaman bizim elimizde. Peki sınırlı bir sonsuzluk içinde mutluluk için ne yaptınız? Mutluluk derken gerçek bir mutluluğu kast ediyorum. Sadece size, benliğinize ait olan.. Kendiniz için ne yaptınız? Ne yaptınız da sizi var eden o varlık ve hiçlik çizgisinin üzerinde yürüdünüz? Ne yaptınız? Şu içine tıkılıp kaldığınızı savunduğunuz o sınırları her defasında ezip geçemediğiniz için yakınmaktan başka ne yaptınız? Kendi sınırlarınızı ezip geçtiniz mi? Gerçek bir keşfe çıktınız mı hiç? Asıl çağrıya kulak verdiniz mi? Doğaya, ağaçlara, gökyüzüne, toprağa, okyanusun derinliklerine… Yada daha basit haliyle dalgalara, yağmura, rüzgara, kar tanelerine… Ait olduğunuzu hayal ettiniz mi? Sizi var eden hislerin kaynağına ait olabildiniz mi? Ah o keşfedenler… Varlığının hiçliğini yaşayabilenler… Ne ‘mutlu’ insanlardır..

Zamanı durduramadık ama kendi zamanımızı durdurduk.

Zamanı durduramadık ama kendi zamanımızı durdurduk.

Son sayı da söylendi. Hala duruyor musunuz?



Paylaş

Yazar Hakkında

Bensu Buket Osmanoğlu

1995 yılında Kars’ta doğdu. Üniversiteyi İstanbul’da okuyor. Keman çalıyor, tiyatroyla ilgileniyor. fotoğraf çekiyor, bir de kitap yazıyor ama henüz kitabı yazım aşamasında :)

Cevap bırakın