Türkiye’de Evrensel Dansların Algısına Kısa Bir Bakış

0
84
Türkiye’de Evrensel Dansların Algısına Kısa Bir Bakış

Cumhuriyetin kuruluşundan sonra, 1948’de açılan ilk konservatuar (bkz. Ankara Devlet Konservatuarı) ve yurt dışından gelen kurucusu (bkz. Dame Ninette de Valois) ile birlikte Türkiye ilk kez bale ile tanışmıştır. Ancak bale, Türk toplumunun kültürel ve sosyo psikolojik yapısından uzakta olduğu için uzun süre sadece belirli kitlelere ve devlet erkanlarına sunulmuştur.

Nitekim yıllarca süren uğraşlara rağmen Türkiye’de balenin daha geniş kitlelere yayılmasına yönelik izlenen politikalar yarı başarılı, yarı başarısız olmuştur. Seyirci kitlesi kazanılmış, ancak bu seyirci bilinçsizce yetiştirilmiştir. Ne yazık ki; hem sanatı icra eden, hemde sanatı deneyimleyen izleyici kitlesi yarı bilinçsizlik durumundan ötürü bugün ülkemizde bale sanatı ticaretin bir koluna dönüşmüştür. Sanat adına üretim maalesef daha başlayamadan bitme noktasına gelmiştir.

Bu dönemlerde Amerika’da yeşeren modern dans ise balenin konumunun evrensel olarak çatlamasına sebebiyet vermiştir. Modern dans doğuşu itibariyle, balenin katı ve disiplinsel yapısına karşıttır. Bu karşıtlığın evrensel olarak ilk başlarda yadırgansa dahi sonraları hoş görü ile karşılanması bale camiasında geri dönülemeyecek devrimlere yol açmıştır.

Modern dans, ülkemizde tıpkı balenin ilk dönemlerinde olduğu gibi belirli bir izleyici kitlesi içinde kalmış ve belirli bir süre pratik uygulamaların dışında var olamamıştır.
Modern dans, ülkemizde tıpkı balenin ilk dönemlerinde olduğu gibi belirli bir izleyici kitlesi içinde kalmış ve belirli bir süre pratik uygulamaların dışında var olamamıştır.

Türkiye’ye modernizm kavramı dönemimizin bale sanatçılarının yurt dışında aldıkları modern dans eğitimlerini Türkiye sınırlarına taşımaları ile başlamıştır. Bu süreç henüz çok yeni olmakla birlikte, içinde bulunduğumuz dönem itibariyle çok yara almıştır.

Modern dans, ülkemizde tıpkı balenin ilk dönemlerinde olduğu gibi belirli bir izleyici kitlesi içinde kalmış ve belirli bir süre pratik uygulamaların dışında var olamamıştır. Dans, dünyanın aksine Türkiye’de maalesef kuramsız ve eleştirisiz yaşatılmaya çalışılmaktadır. Bu süreçlerde, dans&bale sanatçılarına verilen destek ise yok denecek kadar azdır.

Finansal yönetimleri birincil plana yerleştiren devlet, gerekli bursları ya da fonları bu alanlar için oluşturamamıştır. Basın ise popüler kültüre öyle çok dalmış durumdadır ki, dans sanatının yayılmasında destek olmamıştır. Hatta bugün basın, izleyicilere dansı sanat dışı bir eylem, bir eğlence aracı olarak empoze etmiştir. Eğitimsiz, eksik bilgi kazandırılmış izleyici kitlesi de bütün bunların üzerine eklenmiştir.

Oysa ki; bir sanat dalı, kuramsal çalışma, felsefi birikim, yaratıcı yetenek, iyi icra, eğitimli seyirci, doğru kullanılan finansal kaynaklar ve yetkin bir eleştiri kurumu olmadan gelişemez. Bütün olumluluklara ve olumsuzluklara, düşmelere kalkmalara rağmen Türkiye’de dans camiası ve dans seyircisi bireysel biçimde de olsa var olmaya çalışmaktadır. Belki de bu engeller dans&bale sanatının ve sanatçısının Türkiye’de ki hem en iyi hem en kötü dostlarıdır.

Önceki İçerik“Çıplak Ada” İçinde Azap
Sonraki İçerikŞişelerin İçerisinde Mektuplar
Eylül Tuğçe Orhan, 1992 İzmir’de dünyaya gelmiş dans sanatçısıdır. 1996’dan bu yana bale ile başladığı dans sanatı eğitiminde resmi olarak IKSEV Akademi, Russian Ballet Academy, son olarak da Yıldız Teknik Üniversitesi Çağdaş Dans Programını 2015-2016 yılı itibariyle tamamlamıştır. Resmi dairelerin eğitimlerinin (sertifikalı, diplomalı) yanı sıra aldığı özel eğitimler ve katıldığı yurt dışı festivalleri de bulunmaktadır. Dans sanatı alanında kuramsal ve eleştirel yetersizliğin bulunduğunu bildiği için ve bu durumu değiştirmek istediği için yazma eylemine başlamıştır.

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazarak Görüşlerinizi Belirtebilirsiniz.