Son Heykel

0

‘Yaz demiştin bana sık sık.Yazıyorum… Sana güveniyorum. Seni derinlerde hissediyorum…’

Böyle bitirilmiş bir mektubu elimde tutuyorum. Bu mektup günlerdir yorulan zihnimi diriltmiş gibi. Yarım bıraktığım işe devam edebilirim. Bir şeyler çizmek bir şeyler tasarlamak için sokağın kalabalığına,seslerin gürültüsüne karışmak gerek. Hazırlandım. Fotoğraf makinamı da alıp yola koyuldum. Farklı fotoğraflar çekmeliydim. Öyle farklı olmalıydı ki bir heykele dönüştüğünde derinden sarsmalıydı insanları. Zihinlerde depremler, kasırgalar yaratmalıydı.

Sokak Çocuğunun Fotoğrafı

Sokak Çocuğunun Fotoğrafı

Sokak Çocuğunun Fotoğrafı

Kulağımda kulaklığım elimde fotoğraf makinam. Cadde boyunca yürüyorum. Hafif hafif kar yağıyor. Kulağımda bu yağışa eşlik eden bir parça God İs An Astronaut-Snowfall. Gözüme ilginç gelen anları çekmeye başlıyorum. Çam ağaçları, çam ağaçlarının üzerine düşen kar taneleri, sokak lambaları… Muhteşem bir görsel şölen ama daha fazlası gerek. Daha çok hayat kokan anlar. Ara sokaklardan birine giriyorum. Sokak lambaları tek tük yanıyor. Dar sokak yokuş aşağı doğru hafifçe iniyor. Sokağın sonunda çöp konteynırı ve yere serilmiş biri görünüyor. Bu görüntü beni heyecanlandırıyor. Hızlı hızlı adım atıyorum. Bir çocuk görüyorum. Konteynırın sağ tarafında kartonun üzerinde cenin pozisyonu almış. Sokak lambasının ışığı sanki sadece onu göstermek üzere yanmış. İçimdeki heyecan yerini farklı bir duyguya bıraktı. O anı unutmamak, ölümsüzleştirmek istiyordum. Nasıl bu hale gelmişti? Kaç gündür buradaydı? Aç mıydı? Başından neler geçmişti? Adı neydi? O an ömrüm boyunca bu denli karmaşık hissedemediğim tek andı. Birkaç açıdan fotoğrafını çektikten sonra yanına yaklaştım. Onu olduğu yerden kaldırmaya çalıştım. Çocuk bir ağırlık gibi çökmüştü oraya. Yüzü, elleri buz kesilmişti. Ölü soğukluğu buydu galiba. Nabzına baktım, elimi burnuna yaklaştırıp nefesini kontrol etmeye çalıştım. Ağır ağır nefes alıyordu, nabzı ise durmaya yaklaşan bir saat gibi yavaştı. Çocuğu nasıl kucağıma alıp nasıl hastaneye yetiştirdim hiç bilmiyorum. Hastaneye ulaştığımızda doktorlar, polisler beni sorguya çektiler. Sanki ben onu o hale getirmişim gibi. Eve geldiğimdeyse iç sesimin can çekişini dinliyordum. Fotoğrafları açıp açıp bakıyordum. Günlerce o fotoğraflara bakıp durdum. Her gün hastaneye gittim. En son gidişimdeyse çocuğun bir adam tarafından gelip alındığını öğrendim. Çocuğu bulmak için aynı sokağa günlerce gittim ama bulamadım. Geç kalmıştım…

Sokak Çocuğunun Balmumu Heykeli

Yaşadığım bu olay beni bir şeyler yapmaya zorladı. O resimleri de ipe astığım diğer resimlerin yanına yerleştirdim. Yine aynı resimleri büyütüp masama yerleştirdim ve başladım heykelimi yapmaya. Metal iskeleti alıp cenin pozisyonu verdim. Çocuğun ne boyu ne yüz ölçüleri elimde yazılı olarak vardı. Havanın kararmış olması da yakından çekme imkanı vermemişti. Ama yüzü gözlerimin önündeydi. Aynı yaşlardaki kuzenim üzerinden ölçüleri tamamladım. Ardından kile şekil vermeye başladım. Öyle odaklanmıştım ki sanki ellerimde kan varmış da onu temizlemek ister gibi şekillendiriyordum kili. Günlerce gecemi gündüzüme katıp figürü oluşturmaya çalıştım. Gövde ve başın ayrı ayrı alçı kalıplarını aldım. Heykeli oluşturana dek diğer işlemlerimde devam etti. Heykel renklendikten sonra gerçek bir ‘tablo’ya dönüştü. Öyle gerçekti ki o günkü hissi yeniden yüreğimde hissettim. Şüphesiz ki bu en gerçekci, en vurucu heykelimdi. Hem de seramik dışında balmumu tek heykelimdi. Son serginin tek eseri. Aradığım gerçek bu heykeldeydi. Sergiye konuldu fazlaca ilgi de çekti ama beni o psikolojik durumdan çıkaramadı. Hep şu soruları sordum kendime;

Sokak Çocuğunun Balmumu Heykeli

Sokak Çocuğunun Balmumu Heykeli

  • Daha kaç çocuk aynı kaderi yaşıyordu, kaçı hayata tutunabiliyordu?
  • Kaçı ölüme bir nabız atışı kala hayata dönme umuduna sahipti?
  • Sağ kalanlar şimdi neredeydi?
  • Okulda mı, sokakta mı?
  • Hangi caninin eline düşmüştü elleri, bedenleri?
  • Ve ben ne yapabilmiştim?

Bu cinnetin içinde sorularla devam ettim fotoğraflar çekmeye. Ama hiçbir fotoğraf beni böylesine yerin dibine geçiremedi…

Paylaş

Yazar Hakkında

Bensu Buket Osmanoğlu

1995 yılında Kars'ta doğdu. Üniversiteyi İstanbul'da okuyor. Keman çalıyor, tiyatroyla ilgileniyor. fotoğraf çekiyor, bir de kitap yazıyor ama henüz kitabı yazım aşamasında :)

Cevap bırakın