Sıfır Bir’in Kollektivizmi Çukur’un Erk’ini Gömecektir

0

Son dönemde Amerika, Uzakdoğu, Hindistan ve Avrupa menşeli diziler, sektörde büyük bir kazanım haline geldi. Her yıl yayınlanan onlarca dizi, büyük kitlelere ulaşırken aynı zamanda kendi fan kitlesini de oluşturmaktadır. Dizilerin uzunluğu 60 dakikayı ve sezonu ise 12 bölümü aşmamasından dolayı senaryoyu da zenginleştirmektedir. Konu bakımından bir tıkanma yaşamayan dünya dizileri, her yıl bizlere tarih, bilim-kurgu, distopya, drama, komedi gibi başlıca alanlarda önemli alternatifler sunuyor.

Dizilerimiz kendi kısır döngülerinde boğulmaktadır

Ne yazık ki bu durum ülkemizde tam tersi. Ülke pazarında büyük bir paya sahip olan dizilerimiz, 3. Dünya ülkeleri olarak kabul edilen ülkelere ancak pazarlanmaktadır. Dizilerimiz, yıllardır kendi kısır döngüsünde tıkılıp kalmaktadır. Bu kısır döngüde ortaya çıkan projeler ise birbirlerini tekrar etmekten öteye gidememektedir. Burun kıvırdığımız Hint dizileri ile dizilerimizi sollar duruma geldiği bir dönemi yaşıyoruz.

İstanbul ve erkek metaforunda ezilen dizilerimiz

Dizilerin uzunluğu, sektörde bir sömürü haline gelirken senaryo açısında da her geçen gün biraz daha fakirleşiyoruz. İstanbul ve erkek metaforu altında ezilen dizilerimiz, bu iki olguyu aşamadığı için yeni bir şey izlemek de mümkün olmuyor. Her çıkan yeni dizi İstanbul güzellemesi ile başlayıp devamında da erkeğin otoritesini sağlama peşine düşer. İstanbul merkezli dizilerde erkek ön planda iken erkeğin gücü, toparlayıcılğı gösterilmeye çalışılır.

Ismarlama senaryolar ortak yaşama ülküsünü

Yine sanatsal bir amaç gütmeyen dizilerimiz, son dönemlerde iyice ideolojik aygıt haline geldi. Ülkenin politik durumundan faydalanan yapımcılar, peş peşe yayınladıkları bir birine tıpa tıp benzeyen “savaş, kahramanlık” diziler sunmaya başladı. Bir halkın milliyetçi duyguları istismar eden yapımcılar, tamamen ticari kazanç elde etmenin peşinde iken ısmarlama senaryoları ise gelecek açısından birlikte ortak yaşama ülküsünü de her geçen gün zayıflatmaktadır.

Çukur’da aile erkektir

İstanbul ve “Erk” metoforuna en yakın örnek ise klasik bir erkek dizi diyebileceğimiz “Çukur” dur. Ay Yapım’ın dizisinde sık sık erkek, iktidar nidaları ile karşılaşıyoruz. Baba İdris Kocavalı (Ercan Kesal) etrafında şekillenen dizi de sıklıkla “aile her şeydir” vurgusu yapılmaktadır. Ancak her şey olan aileyi yine erkekler ayakta tutuyor, kadınlar ise yine pasif, ezilen, itaat eden bir pozisyondadır. Güya başkaldıran karakter olarak gösterilen Sena (Dilan Deniz Çiçek) dizi de erkeklere karşı değil kadınlara karşı bir iktidar mücadelesindedir, Yine dizi de “İdris babamız Çukur evimiz” sloganı ile de erkeğin gücü adeta haykırılmakta erkeklerin iktidar maceraları bol raconla sunulmaktadır.

Senaryo zayıf ise ver müziği

Senaryo bakımında oldukça zayıf olan dizi, son dönemde dizilerin sıkça başvurduğu müziği olabildiğince kullanmaktadır. Adeta dizinin 120 dakikalık bölümünün 30 dakikası müzik ile doldurulmaya çalışılıyor. Bu yöntem iki açıdan kullanılmaktadır; Birincisi, 120 dakikalık bir senaryo zenginleştirilmediği için ortaya çıkan senaryo zayıflıkları müzik ile kapatılıyor. İkincisi ise yine senaryodaki zayıflıklar ve boşluklar, müziğin evrensel gücüyle insanın hislerine dokunularak kapatılıyor.

Sosyal Medya umut olmaya başladı

Son dönem de sosyal medyanın gelişimi ile ortaya çıkan bazı alternatif diziler ise, gelecek açısından umut vermeye başladı. Türkiye’nin ilk dijital platformlarından olan Blu TV ve Puhu TV’de yayınlanan diziler, İstanbul algısı ve erkek olgularını ne yazık ki aşamamıştır. Puhu TV’de yayınlanan “Çi ve Pi” dizileri, mevcut dizilerimizin ötesine geçemez iken  Blu TV’de yayınlanan diziler ise gelecek için biraz daha umut vaad etmektedir. Masum dizisi, başarılı bir çalışma olsa da konusu bakımından dizi sektörüne bir yenilik getirememektedir. 7 Yüz ise, diziden çok yedi başarılı orta metrajlı film olarak çıktı izleyicinin karşısına.

Burada bir dipnot açalım; hükümetin sosyal platformları RTÜK kapsamına almak istemesi bu alanın yeşermeden kuruyacağı anlamına geliyor.

Geleceğe en yakın duran dizi: Sıfır Bir

Yine son dönem de Youtube’dan yayınlanan Bir zamanlar Adana: Sıfır Bir dizi ise, geleceğe en yakın duran dizi diyebilirim. Amatör bir grup tarafından kolektif bir ruhla kotarılan dizi, izleyiciye daha samimi gelmektedir. Ve bu nedenle az imkanlarla büyük başarılara imza atmıştır. Peki Sıfır Bir’in başarısı nedir?

Kollektif bir düşüncenin ve çalışmanın ürünü

Dizilerimizdeki tıkanıklık ve kısır döngüden yola çıkarsak eğer bu başarının tesadüfi olmadığını göreceğiz. Birincisi, Sıfır Bir; dizi sektörünü kendi ideolojisine göre dizayn eden ve tamamen ticari düşünen yapım şirketlerinin bir ürünü olmak yerine kollektif bir düşüncenin ve çalışmanın ürünüdür. Kolektif bir biçimde kotarılan bir dizi, ticari amaçtan çok kendi derdini anlatmaya odaklanmıştır. Senaryosundan çekimine hatta oyunculuğuna kadar ortak üretimin esas aldığı görülmektedir.

İstanbul mekan ve zamanından sıyrılmak

İkincisi: Sıfır Bir, İstanbul merkezli ya da Anadolu’da başlayan yine İstanbul ile biten diziler yerine, Anadolu’nun kendine münhasır Adana’da çekilmesi. Mekan açısından İstanbul dizilerine göre daha gerçeğe yakındır. Mahalle, sokak kavramı daha samimidir. Yine karakterler, İstanbul merkezli gibi hayal ürününe yakın tiyatrovari değil de mahalleye inip her an karşımıza çıkan karakterler gibidir.

Baba, aile ve mahalle paradoksu

Üçüncüsü ise, erk, erkek olgusudur. Bu olgu her ne kadar Sıfır Bir dizisinde aşılamamışsa yine de farklı bir bakış açısıyla yaklaşılmıştır. Çukur’da İdris baba ve oğulları ‘her şey’  ve mahallenin koruyucusu iken Sıfır Bir dizisinde ise mahalledeki herkes ve her şey onu koruyandır. Çukur’da İdris Baba ve oğullarına bir halel gelirse mahalle dağılırken Sıfır Bir de ise, mahalledeki herhangi bir birey için bu geçerlidir. Bu geçerlilik erkekler üzerinden anlatılması her ne kadar bir eksiklik olsa da kollektife daha yakın durması Sıfır Bir’i daha başarılı kılmaktadır.

Dizilerimizin kısır döngüsü diziseverler için bir karamsarlık tablosu iken Sıfır Bir gibi alternatif dizilerin sektörde yer edinmesi de bir o kadar gelecek için umut verici bir durum. Bu nedenle Sıfır Bir’in Kollektivizmi Çukur’un erk’ini gömecektir.

Paylaş

Yazar Hakkında

Selman Çicek

Anadolu Üniversitesi Felsefe mezunu. 2013 yılından bu yana çeşitli gazete ve ajanslarda muharbirlik yaptı. Şimdi ise yazdığı bir senaryo üzerinde çalışmakta.

Cevap bırakın