Geçenlerde kız kardeşime bir not defteri aldım. Bu not defterini bir kumbara gibi düşünmesi gerektigini söyledim. İlk başta anlamadı, şaşkınlıkla suratıma baktı. Sonra ona bu not defterine kaçırmaması gereken, yaşamak istediği anları ve yaşadıklarını not etmesini istedim. On altı yaşındaki bir kız için önemli olabilecek ne varsa yazsın istedim. Bunları önem sırasına koymasını da rica ettim. Bu sabah okula giderken çantasında bu defteri gördüm. En azından yanında taşıyordu.

Bir sayfada – facebookta bir grup sayfası – bir mekanın resmini gördüm. Güzel dizayn edilmiş bir kafe. Orada olmak istediğimi fark ettim. Ferah, aydınlık, kitap dolusu bir yer. Kitabım ve kahvemle orada olmam gerektiğimi düşündüm. Buram buram taze çiçek ve kahve kokusuyla orada kendimi hayal ederken buldum. Diğer kitap okuyan ya da konuşan insanları da gözlemleyip birer profil oluşturduğumu görür gibiyim. Benim için bir sevinç kaynağı bu tarz  ortamlar. İnsanların sıradan gördüğü bu kafeyi ben harika bulabiliyorum. Bunun insanın doğası olduğunu da biliyorum.

Durup iki saniye kendimle muhasebe yaptım. Kızkardeşime verdiğim öğüdü kulak ardı ediyordum. O ne kadar öğüdü umursar ben bilmiyorum ancak benim umursamam gerekiyor. Sonra aldım elime en sevdiğim defterimi. Bir sayfasına yazdım narince. Sanki çirkin yazsam defter ayaklanıp beni dövecekmiş gibi hissediyorum.

Diğer yazılarıma bakıyorum. Üniversite yıllarımın pişmanlıklarını, hayallerini, saflığını okuyorum. Onları yazan ben değilim sanki. Zaten her sene otobüste giderken geçirmiş olduğum seneye göre büyüdüğümü düşünürdüm. Oysa şimdi içim yaşlanmış resmen. Genç görünümlü yaşlı bir kadın haline gelmişim.

Sonra düşündüm ki insan kendi kendini yoğuruyor. Yoğurmalı da. Ben kız kardeşime ne kadar nasihat versem de, o da zamanla anlayacak kendi için neyin gerekli olduğunu. O notları almasa da yine istediği yöne, istediği amaca doğru çaba sarf edecek. Not defterindeki her sayfa bir günümüz ve yazdıklarımız da günün bize getirdiği.

3 YORUMLAR

Bir Cevap Yazarak Görüşlerinizi Belirtebilirsiniz.