SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE Kalanlara Birkaç Söz

0

Kendi yazdıklarım üzerine söz söylemeyi istiyor değilim. Yazılanlar okundu-bitti, ancak öykülere konu olan kişiler bihaberler bu öykülere ve yaşamaya devam ediyorlar bir yerlerde. Oysa ben teşekkür borçluyum onlara… Teşekkür ediyorum sizlerin huzurunda…

SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNE Geçenler!

Sözlerimi duyacak mısınız bilmiyorum? Yazmaktan başka çarem yok! Sizlere ulaşmak için, yine yazmaya vurmalıyım kendimi…

‘SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE KALMAK’ öyle sıradan bir olay, günlük hayatın akışında sıkça rastladığımız bir durum değil, olamaz da zaten yapısı gereği. Çepeçevre saran çizgilerin dışına çıkmak, hiç istemediğimiz bir anda gelir bulur bizi… Deli dalgalar nasıl kıyıya vurursa içindekileri, sular çekildiğinde ıssız bir kumsalda öyle yapayalnız buluveririz kendimizi. Bir anda patlayan fırtınadan can havliyle dışarıya atladığımız zaman, SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNE geçtiğimizi fark edemeden daha ‘öteki’leşmiş oluveririz ne olduğunu anlamadan… Yüreğimizin sesini dinlemek, doğru bildiğimizin peşinden gitmek ayrık otu kılar bizi… Saman yığının içinde unutulmuş tek bir darı tanesi gibi kalakalırız ortada, yola koyulmak düşer heybemize, bulmak için meşrebimizi…

Bir teşekkür yazısı bu aslında, bütün darı tanelerine… Yazılamazdı bu öyküler sizler olmasanız. İyi ki varsınız. Sayınız her geçen gün azalsa da hep var kalınız…

Birbirini görmeden yaşayıp giden bir güruhsunuz, tanımasanız da yüzlerinizi, aynı gök kubbe altında nefes alıp veriyorsunuz. Bazen sokakta, alış verişte, sinemada, vapurda, orda burda karşılaşıyorsunuz. O zaman gülümsüyorsunuz birbirinize, iki laf edip seviniyorsunuz. Nasıl mı tanıyorsunuz birbirinizi? Hiç zor değil bunu  anlamak.

Sizler, hayata tebessümlerinizle bakan, gülen gözlerinizi kimseden esirgemeyenlerdensiniz.  Selam verirsiniz asansörde, yer verirsiniz minibüste. Elinden tutarsınız yaşlının karşıdan karşıya geçerken caddede, torbasını taşırsınız pazarda. Sıraya girersiniz edeplice, yol verirsiniz önceliklilere. Kimsenin hakkında değildir gözünüz, fazlanız mı var hemen veririz ihtiyaç sahibine. Aç kedi, köpek, kuş olmaz sizin çevrenizde. Kırık bir ağaç dalı görseniz sararsınız yarasını, çiçekleri kopartmadan koklarsınız yerli yerince. Görülmez öyle çöp attığınız olur olmadık yere. Her canlının yaşamına özen gösterirsiniz, önce başkalarının hakkını gözetir sonra kendinize dönersiniz. Adalet terazisini taşırsınız yüreklerinizde, vicdan mahkemesinin verdiği kararlara uyarsınız, kaybeden siz olsanız bile. İşte bu yüzden gözleriniz parlar görünce sizden birini, hemencecik tanırsınız onu nezaketinden, iffetinden, saygısından, sunarsınız hiç karşılık beklemeden sevginizi…

Canınızı yakarlar çoğu zaman, siz göz kırparsınız yine de onlara inceden. Af ederseniz hemen, nefret yasaktır çünkü size. Buğzetmezsiniz bile arkalarından, güler geçersiniz olan bitene. Kapanan her kapının ardından açılır yenileri bilirsiniz, bu yüzden yürüyüp gidersiniz doğru bildiğiniz yöne…

Çocukluğunuzdan bellidir kim olacağınız daha. Hani aşı olmaya giderken, kolunuza saplanacak iğnenin acısını düşünmeden, hasta olmayacağız diye seve seve gidenler var ya, işte onlar sizsiniz. Aşı kuyruklarında ilk sıraya girenlerden, sınıfça sıra dayanağına dizileceklerin en önde gelenlerindensiniz… Sizi döven arkadaşınızı öğretmene söyleyemeyenlerden, silgileri boyunlarında asılı duranlara gülüp, silginizi ikiye bölüp, kurşun kaleminizi ikiye kırıp, olmayanlara verenlerdensiniz. Defterini evde unutan arkadaşına, öğretmen kızmasın diye, kâğıt kopartıp ortasından defterinizin derse yetişenlerdensiniz. Sınavlara birlikte çalışanlardan, eksik konusu olanlara bilgi aktaranlardan, sınıfta kalmasın diye yanındakine kopya verenlerdensiniz. Arkadaşlığı, dostluğu, sır tutmayı, vefalı olmayı, hiç kimseyi kıskanmamayı daha küçüçük bir çocukken okul sıralarında öğrenenlerdensiniz…

Başınıza gelecekleri önceden bilip, haleti ruh-iyenizi kontrol edebilendeniz. Asla öfkelenmezsiniz. Öyle çok bağıran, mızmızlanan, sürekli şikâyet edip çevresindekileri bunaltanlardan değilsiniz asla. Uzak durursunuz böyle tiplerden. Kimseyi eleştirmezsiniz, bencil insanları sevmezsiniz. Hele hasis ve cimrileri kapınızdan bile geçirmezsiniz. Her işinizi kendiniz yaparsınız. İnsanları herhangi bir şey için kullanmaktan çok korkarsınız. Bu yüzden hep bir mendil gibi köşeye atılan olsanız da, vazgeçemezsiniz bu huyunuzdan. Diğergamlığı çokça abartıp dertlenirsiniz kutup ayılarının yok olmasından, öldürülen fok balıklarının ardından ağlarsınız. Kâinatın dengesi size bağlıdır, dinazorlar gibi nesliniz bir kurumaya başladı mı, maazAllah artar savaşlar, kıtlık olur, su biter, söner volkanlar…

Sevmezsiniz kendinizden bahsetmeyi, övülmeyi, şımartılmayı, kollanmayı, haset etmeyi, gammazlamayı. Kovuculuk yapmazsınız kimsenin arkasından, bir tek yüzünüz vardır herkesin gördüğü… Adamına, çıkarına göre yön değiştirmezsiniz, bildiğinizi düpedüz söylersiniz. Bilmediğiniz konuda ahkâm kesmezsiniz. Dostunuzun dostu sizin de dostunuzdur, dostunuzun düşmanı düşmanınız. Savaşmazsınız dünya nimetleri için hiç kimseyle. Hırs, rekabet, arkadan iş çevirme, insanları hor görme sözcüklerinin yeri yoktur sizin alfabenizde… Kibirden, riyakârlıktan, kendini üstün görmekten ölesiye kaçarsınız. Hatalarınızı hemen kabul eder, özür dilersiniz vakit kaybetmeden, teşekkür bir borçtur sizin hanenizde… Yanlışların peşinden asla gitmezsiniz. Doğrucu Davutsunuz siz. Bu yüzden iş hayatında çok kaybedersiniz, kariyer edinmek zordur kurtlar sofrasında, oturmazsınız zaten siz o sofraya. Adam kayırmak, torpil yapmak, helal olmayan lokmayı tatmak yerine aç kalmayı yeğlersiniz. İtibar görmezsiniz bu huylarınız yüzünden. Enayi olursunuz, gülerler size, sevilmezsiniz iki yüzlülerin indinde… Nezaketinizle alay ederler arkanızdan, inceliklerinizi anlamazlar, sözlerinizden hoşlanmazlar, giyim tarzınız bile sadedir. Gösterişi hiç sevmezsiniz, ön planda görünmezsiniz fotoğraflarda… Kibirle yürümezsiniz yollarda, itip kakmazsınız kimseyi kalabalıklarda. Güzelliklere hayransınız, sanatın bir yerinden mutlaka tutarsınız, doğanın şevkinde kaldıysanız eğer en mutlu olansınız….

SARI ÇİZGİNİN ÖTESİNDE’ kalanlar, gündelik hay huyun içinde, Metro istasyonlarında gördüğümüz SARI ÇİZGİ’yi geçenlere hiç benzemezler. Hayatın kurallarına en çok onlar uyarlar. Kırmızı ışıkta asla geçmezler, beklerler taşıt gelmese bile. Bir haksızlığı gördüklerinde, kendilerine yapılmış gibi aslan kesilirler. Yalan nedir bilmezler, adam kayırmaktan hiç anlamazlar, kul hakkı yemezler, kaybedeceklerini bilseler dahi doğrudan vazgeçmezler, kendi çıkarlarını hiçe sayıp SARI ÇİZGİ’nin ÖTESİ’ne atılmayı göze alırlar.

Önemli değildir çoğunluğun ne düşündüğü ettiği, yalnız kalmaktan hiç korkmadan kendi bildiği yolda dimdik yürür SARI ÇİZGİ’yi geçen kişi…

Bizim öykülerimiz şimdilik burada bitti. Devam ediyor ama hala, SARI ÇİZGİ’nin Ötesinde kalanların hikâyeleri…

Teşekkür ederim okuyanlara da okumayanlara da… Ama en çok ONLARA…

Paylaş

Yazar Hakkında

Betül Çetinay

İstanbul’da yaşıyor, çocukluğunu Yedikule’de geçirdi. Yedikule Lisesi’ni bitirdikten sonra M.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünde Lisans ve İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Ortaokul yıllarında yazmaya başladı ve yazmaktan hiç vazgeçmedi. Üniversite yıllarında başladığı tiyatro çalışmalarını uzun yıllar amatör olarak devam ettirdi. Edebiyat ve sanat yaşamında hep var oldu. Müzik onun elinden tuttuğundan beri artık müzikle yazar, müzikle yaşar… Mızrabı vurup, kalemi tutar...

Cevap bırakın