Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / Bizim Oyuncaklarımız Vardı

0

“BİZİM OYUNCAKLARIMIZ VARDI…”
“DÜŞ DÜKKANI SAKİNİ…”

Bir sürü çocuktuk, elimize geçen her cisim oyuncağımız olabilirdi.Küçük bir sopayı kırar, artı şekline getirip iple sabitler, sonra beyaz bir kumaşı pamukla doldurarak oluşturduğumuz küçük yuvarlağa kalemle kaş,göz,burun ve dudak çizerek baş yapar, tam tepeye bir avuç mısır püskülü veya pamuk yapıştırarak saçları oluştururduk.Ve kumaş parçalarından dikilen elbiselerle bebeğimize kavuşurduk. Oyuncak bebekler plastiktendi çoğunlukla. Yumuşak bebekler hem az bulunurdu,hem de diğerlerine görece pahalıydı.Sıkıştırılmış samanlardan yapılma, gözleri ve kirpikleri oynayan saçları siyah bir bebeğim vardı, o benim en kıymetlimdi, ama artık o kadar yıpranmıştı ki, dökülen samanlarından usanan annem tarafından ortadan kaldırıldı bir gün. Ardından çok ağladım.ve bir daha hiç o kadar güzel bir bebeğim olmadı.Tahta ve plastik legolarım vardı, severdim evler inşa etmeyi. Plastik oyun hamurlarımla, bir sürü nesne yapardım kendimce. Minyatür tencere -tavalarım, annemin çocukluk arkadaşı rahmetli Aysel teyzenin Almanya’dan getirdiği sarı üzerine kırmızı benekli cay takımım vardı.Sonra, eğimli bir tahtanın üzerinden yokuş aşağı giden Hasbi Tembeler ve üzerine bastırdığınızda yumurtlayan tavuğumuz, pompaladıgımızda  plastik borunun ucunda zıpzıp zıplayan kurbağalarımız, timsahlarımız, irili ufaklı toplarımız vardı. Şifon eşarpları bin bir türlü şekilde bağlayarak sözde gece elbiseleri, hatta sahte saçlar yapar, bahçede gazoz kapaklarına doldurduğumuz toprağı, tavukların yemleri ile süslediğimiz çamur pastaları, düzgün taşlardan çattığımız masalara yerleştirerek birbirimize sunardık. Erkek çocukların ise, çoğu plastikten mamul kamyonları, türlü çeşitli arabaları, çelik çemberleri ve özendiğim cam bilyeleri olurdu.Bir biçimde uzlaşır, mevcut oyuncakları paylaşarak ,bazen değişerek, senaryoları anında yazarak oyunlar oynardık birlikte. Masallardan tanıdığımız,kurşun askerler, üzeri balerinli müzik kutuları vardı hayatlarımızda .Bolca hayal gücüne,çokça yaratmaya ve paylaşmaya dayalı mutlu zamanların,az paralı ama hemen mutlu olmaya hazır, şahane düş gücüne sahip çocuklarıydık.Belki de bizim kuşak, tam da bu nedenle çocuk kalmayı seçti, hiç büyümek istemedi.

Sizin “Kanaryam Japon Oyuncak” adlı dükkanınızı, 1970’li yılların ikinci yarısından beri biliyorum sanırım. O yıllardaki sizi hatırlamıyorum ama.Size dair fotoğraf, 90’lı yıllara ait. Üst caddede, köşedeki dükkanda, az ilerideki şimdiki yerinize taşınmıştınız. Hiç girmediğim ilk dükkanın dış cephesindeki duvarda, kocaman Speedy gonzales, kırpık Joe ve şimdi hatırlayamadığım çizgi roman kahramanları çizilmişti.Bu çizgilerin size ait olduğunu ve sizin bir ressam olduğunuzu bugün öğrendim.

Değişen zamanla, Kanaryam Oyuncak, oyuncakların yanı sıra bolca hediyelik biblo, fener, küçük heykelcikler de satar oldu.Sık alışveriş yaptığım söylenemezdi ama, ne zaman küçük bir çocuğu sevindirmem gerekse ya da acilen sevimli bir obje almak istesem, orada olduğunuzu bilirdim.Bazı akşamlar, istem dışı olarak sadece vitrininize göz atmak için duraklardım orada. Dükkanınızın alt katında yaşadığınızı duymuştum. Az konuşan,saygılı biriydiniz.Ve tüm yalnızlar gibi suskundunuz.

Bugün öğrendim sonsuzluğa gidişinizi.Mahallemizin başka bir sevilen esnafı paylaşmış sayfasında kaybınızı: “Daha gecen hafta konuşmuştuk..Nereden bilirdim son olduğunu Erdem ağabey?”

Duyurunun altına bizim semtin eski çocukları bir çok yorum yazmış. Ne çok çocuğun hayatına değmişsiniz meğer. Hepsi de ani gidişinize inanamamış.Hemen hepsi, size ve çocukluğuna ait anılar aktarmış. Hatta, çocuk kalmakla yetinmeyerek o güzel oyuncak müzesini kuran Sunay Akın da sizi yazmış.Meğer o da çocukken bir süre bizim semtte yaşamış. Sizin dükkanda görüp sevdiği, ama almaya o an için parasının yetmediği oyuncak kamyonu, parasını biriktirinceye dek kimseye satmamanızı istemiş sizden. Siz,” kamyonu alıp götürebileceğini, parası olunca ödemesini” önermişsiniz. O bedelsiz almak istemeyince, vitrinden çekmeceye kaldırıp o satın alıncaya dek onun için saklamışsınız. “Az önce bir haber aldım,Erdem Savaş ağabey ölmüş.Kim inanır bu yalana?!” diye yazmış.Gittiğiniz yerde, burada yıllar boyu çocukluk hayallerinin resmi olduğunuz,düşlerine dokunduğunuz küçük ve büyük çocuklar karşılamıştır sizi. Hiç yabancılık çekmediğinize inanıyorum Erdem Bey.Bize gelince, semtimizin en eski ve en özel dükkanının ışıklı vitrininden yoksun kalacağız.Artık bir düş satanımız olmayacak. Sizinle, bu semtin çocukları ve şimdiki zamanın çocuklarının değişen oyuncak tercihleri üzerine bir sohbeti hiç yapamayacağız. Tüm çocuk kalanlar adına teşekkür ederim size. Huzur içinde, nur içinde uyuyun.

 

Paylaş

Yazar Hakkında

Öznur Kanarya

İstanbul’da doğdu, fakat çocukluk ve ilk gençlik yılları Anadolu’nun güzel şehirlerinde geçti. En çok İzmit’i sevdi. Nitekim İzmit Lisesi mezunu olmakla övünür. İzmit’ten sonra sevdiği ikinci şehir Ankara’da, Mekteb-i Mülkiye’de okudu. Emekli Bankacıdır, hala benzer bir konuda çalışmaktadır. Bugüne değin okumayı, yazmayı, müziği hep çok sevdi. Gündelik yaşamın sıradan mutsuzluklarından bunaldıkça, sahibine ulaşmayacak ve ulaşabilecek mektupların yanı sıra, günü güzelleştiren büyük ve küçük şeyleri yazar amatörce. İstanbul’da yaşıyor ama bu şehre çocukluğundaki gibi aşkla bağlı değil. Bu nedenle, yakın bir gelecekte sevdiceği ile birlikte Ege’de, tercihan Datça’da yaşamayı düşlüyor.

Cevap bırakın