Sahibine Ulaşmayacak Mektuplar / “Mazi, Kalbimde Bir Yaradır…”

0

“ARTIK, YEŞERECEK BİR DALIM YOK”

“İnsan belleği, unutma özürlüdür” diye çok bilinen bir söz vardır, aslı böyle değildir elbette, ben Türkçesini yazdım. Neyi , ne zaman hatırlayacağımız hiç belli olmuyor. Sizi de  ansızın hatırladım işte. Etine dolgun yarı çıplak bedeniniz  dizlerinizin üzerinde, kahkülleriniz alnınıza düşmüş, büyük olasılıkla boyalı, belinize dek uzun saçlarınız, kollarınız başınızın arkasında, yüzünüzde zoraki bir gülümseme ile, o resimdeki sizsiniz Seher Hanım. Türk sinemasının, zengin kız-fakir delikanlının, iyi niyetli yoksul aşçı- dadı destekli naif aşklarından, bol yanlış anlaşılmalı, entrikalara yenik düşen sevdalılardan kör olanın, yanı başında başka kimlikle yaşayan sevdiğini, gözleri mucizevi bir operasyonla açıldığı ana değin, bırakın kokusundan, sesinden bile tanıyamadığı, o zamanlar için bize saçma gelen, ama şimdi yaşadığımız köşelerden bakıldığında, yüzlerimizde gülümseme yaratan filmlerinden sonra gelen, tiyatro ve komedi oyuncularının, gencecik kadın oyuncuların bolca açık-saçık görüntü verdiği, adları bile tuhaf, sözde erotik film furyasının yaşandığı dönemlerdi. Hep, ikincisi ya da üçüncüsü olduğunuz, ama bir türlü birinci seçilemediğiniz güzellİk yarışmalarından sonra, çeşitli filmlerde , özellikle “baştan çıkaran, kötü ve entrikacı kadın” rollerinde göründünüz bir dönem. Tarkan serisi filmlerinden birindeki,” yılanlı ve kamçılı büyücü kadını” hatırlıyorum. Sonra, sanırım 1970 ‘li yılların başında, “oryantal yıldızlar” arasına yazdırmıştınız adınızı. Daha da sonra, Amerika’da ünlü Playboy dergisine poz veren ilk Türk yıldız olduğunuzu, hatta gece kulüplerinde “giysilerden arınma gösterilerinizle” tanındığınızı okuduğumu da hatırlıyorum, hayal meyal.
Çöküşünüz, seksenli yılların ilk yarısında, çok sevdiğiniz ama bitmeye mahkum bir sevda ile tetiklenmiş ve bol ilaç alarak ilk kez ölme girişiminde bulunmuşsunuz, ama kurtulmuşsunuz.1992 yılında bir gün, lüks semtlerden birinde yaşarken, kapı komşunuza, “Yurt dışına, uzun bir yolculuğa çıkacağınızı, ağabeyinize verilmesini “ bildirerek dairenizin anahtarını bırakmışsınız. Yüzlerce hap ve iki şişe içki ile, ölmeye yatmışsınız kırk dört yaşınızda Seher Hanım. Bu kez başarmışsınız ne yazık ki. Günler sonra, çürümeye yüz tutmuşken bulmuş ağabeyiniz bedeninizi. Ardınızda, ağabeyinize hitaben yazdığınız bir mektup bırakmışsınız:

“……………………..daha 15 yaşındayken anlamıştım bu dünyadaki insanların ne mal olduğunu.Nihayet bu iğrenç dünyadan gitmeyi başardım. Ölmenin, ölmeye çalışmanın bu kadar zor olduğunu söyleselerdi, alay ederdim.. Ben fahişe olmak için yaratılmamışım, hassas ve duygusalım. Öldüğümü kimse bilmesin. Peruklarımı yakıp, küllerini savurun. Müslüman geleneklerine göre gömülmek istemiyorum. Beni beyaz bir bornoza sarıp her yerimi kapatın o kadar”.

Seher Şeniz

Seher Şeniz

Son dileğiniz yerine getirilmemiş ama. Yıllarca, bedeninizi  gözleri ile didikleyen, ancak ruhunuza bakmayarak sizi görmeyen bakışlardan kurtulmak içindi belki de beyaz bornozla örtünmek isteğiniz.
Kalsaydınız, nasıl bir yaşlı olurdunuz acaba Seher Hanım? Aynı dönemde, benzer yollarda olduğunuz bazı dönem arkadaşlarınız gibi, “tövbekar” olacaktınız belki. Belki de, sandığınız gibi yalnız yaşlanmayacaktınız, kim bilebilir ki? Sonuçta, hep kırk dört yaşınızda kalmayı ve hiçliği seçtiniz.

Mektubumun başında da belirttiğim gibi, sizi bana hatırlatan ne oldu, inanın bilmiyorum. Nedeni her ne ise, birdenbire düştünüz aklıma. Yıllar önce, hiç yüz yüze gelmediğim, ama iyi bir amaç için sanal alemde yollarımızın kesiştiği bir dost, “siz sanki bir şeyleri, unutulmasın diye bize hatırlatmak için varsınız” demişti. İşin doğrusu, bazı insanları ya da anları unutmamayı seviyorum ben. Sizi de unutmadığıma sevindim. Gitmeyi seçtiğiniz için pişmanlık duymadığınızı ve beyaz ışıklı bir yolda yürüdüğünüzü hayal ediyorum.
Mektubumu sonlandırıyorum ve bu şiiri size sunuyorum.Işıklar içinde, dilediğinizce huzur içinde uyuyun, Seher Hanım…

İNTİHAR
Kimse duymadan ölmeliyim
ağzımın kenarında
bir parça kan bulunmalı.
Beni tanımayanlar
“Mutlak birini seviyordu” demeliler.
Tanıyanlarsa, “Zavallı, demeli,
Çok sefalet çekti…”
Fakat hakiki sebep

Bunlardan hiçbiri olmamalı.
(Orhan Veli)

Paylaş

Yazar Hakkında

Öznur Kanarya

İstanbul’da doğdu, fakat çocukluk ve ilk gençlik yılları Anadolu’nun güzel şehirlerinde geçti. En çok İzmit’i sevdi. Nitekim İzmit Lisesi mezunu olmakla övünür. İzmit’ten sonra sevdiği ikinci şehir Ankara’da, Mekteb-i Mülkiye’de okudu. Emekli Bankacıdır, hala benzer bir konuda çalışmaktadır. Bugüne değin okumayı, yazmayı, müziği hep çok sevdi. Gündelik yaşamın sıradan mutsuzluklarından bunaldıkça, sahibine ulaşmayacak ve ulaşabilecek mektupların yanı sıra, günü güzelleştiren büyük ve küçük şeyleri yazar amatörce. İstanbul’da yaşıyor ama bu şehre çocukluğundaki gibi aşkla bağlı değil. Bu nedenle, yakın bir gelecekte sevdiceği ile birlikte Ege’de, tercihan Datça’da yaşamayı düşlüyor.

Cevap bırakın