Mary Shelley’nin Frankenstein ve John Milton’un Kayıp Cennet adlı eserlerindeki iki ana karakterin karşılaştırılması niteliğindeki bu çalışmanın amacı eserlerdeki iki ana karakterin ortak yönlerini ortaya çıkararak, karakter analizi yapmaktır. Eserlerdeki karakterlerin kendi tanrıları tarafından hor görülmeleri, tanrılarının cennetlerinden kovulmaları gibi konular makalemizde başlıca ele alınacak konulardır. İki ana karakterin analizini yapacağımız bu çalışmada okur odaklı eleştiri yöntemi (alımlama estetiği) kullanılacaktır.

Edebi eserlerde yazarın kurgusu kadar karakterler de önemli yer tutar. Okur, eserdeki karakterlerin özellikleriyle eserin kurgusunu anlamaya çalışırken diğer yandan da kendini karakterlerle özdeşleştirir. Bu bağlamda okur merkezli eleştiri yönteminde okur ve eser bir arada düşünülür ve eserin anlaşılmasında en çok payın okura düştüğü göz önünde bulundurulur.

Modernist edebiyat okuru edilgen durumdan çıkararak, karakter, olay, zaman ya da mekan ile ilgili karanlık bırakılmış birçok noktayı çözmeye davet eder. James Joyes, Franz Kafka, Alain Robbe-Grillet, W.Faulkner, S.Beckett ve daha birçok romancı, şair, oyun yazarı, kimisi az kimisi daha fazla oranda eseri yorumlama ve anlama işine okurun da katılmasını gerektiren eserler vermişlerdir. İkinci bir neden daha çok dil ile ilgili, Saussure’den kaynaklanan yapısalcılık, eserdeki anlamı bir cümlenin anlamı gibi kendi yapısında arıyordu. Oysa Derrida bu bilimsel çözümü sorguladı ve metnin nasıl okunacağı konusunda okura ağırlık tanıdı. Ayrıca gösterge bilim anlam üreten kodların, konvansiyonların iş göreceği bir yer olarak okura döndü. Bu okur, bir kişi değil, kodların toplandığı anlam kazandığı bir işlevdi. Aynı nedenden ötürü Barthes, metnin birliğinin, metnin çıkış noktasında (yazarda) değil, varış noktasında yani okurda oluştuğunu söylüyordu (Moran, 2008, s. 240-241).

Alıntıda da görüldüğü gibi okurun esere dahil edilmesi eserin çıkış noktasından değil varış noktasından eleştirilebileceğinin anlaşılmasına neden olmuştur. Eser yazarından tamamen koparak, eseri okuyan, alımlayan okurun ürünü haline gelmiştir.

Yani anlamın oluşmasında kültürel ve tarihsel bağlamın payı büyüktür. Buradan da anlaşılacağı üzere Alımlama Estetiği’ne dayanan yaklaşıma göre, yazınsal metni alımlama/anlama süreci, okuru etkin kılan öte yandan da bağlama dayanan bir üretme sürecidir (Polat, 1995: 109).

Mary Shelly’nin Frankenstein adlı eserinde yazar Dr. Frankenstein adlı karakterin ölümsüzlüğe ulaşmak için yaptığı çalışmaların neticesinde bir yaratık yaratmasını konu almıştır. Bilim adamının kendi yarattığı yaratığın çirkinliğine tahammül edememesi, onu kendinden uzaklaştırması yaratığın kendi tanrısına yani bilim adamına öfke duymasına neden olmuştur. Bu öfkeyle bilim adamına karşı bir savaş açan yaratık ondan intikam almak için elinden geleni yapmıştır. Tanrısının tüm sevdiklerini teker teker öldüren yaratık sonunda bilim adamının da ölmesiyle amaçsız kalmış ve eser bu şekilde sona ermiştir.

John Milton’un Kayıp Cennet adlı eserinde ise yazar Adem ile Havva’nın cennetten kovuluşunu anlatmaktadır. Eser tanrının cennetten kovduğu ve cehennemin yedi kat altına hapsettiği meleklerin Tanrıdan intikam almak için insan soyunu kendileri gibi itaatsizleştirmeye çalışmasıyla başlar. Şeytan cehennemin yedi kat altından yola çıkarak Adem ile Havva’nın yanına gider ve onların yasak elmayı yemelerine sebep olur. Eser Tanrı’nın Adem ile Havva’yı cennetten kovması ve Mikail’in onları bir tepeye götürmesiyle son bulur.

İki eserde de ortak olan nokta yaratıcıları tarafından istenmeyen karakterlerin tanrılarına karşı olan intikam duygusu ile haraket etmeleridir. Okur eserleri okurken kendini eserlerdeki karakterlerin yerine koyar, Frankenstein‘daki yaratık ile Kayıp Cennet’teki şeytanın kendilerince haklı olduğu tarafları görebilir. Eserlerde isyankar olan bu karakterler zaman zaman acımasız, zaman zaman ise yaptıklarından pişmanlık duyan varlıklara dönüşür.

Burada bu Cehennem çukurunda, mutluluktan uzak, lanetli Yaşamaktansa her şeye razı olalım, bundan kötüsü olabilir mi? Burada acının söndürülmeyen ateşi Onun öfkesine köle Olmaktan kurtulma umudunu öldürecek, yalvarışlarımız Duyulmayacak, işkence görerek pişmanlığımızı mı haykıracağız? Bu kadar mahvolduktan sonra yok olmamız daha uygun olmaz mı? O halde neden korkuyoruz? Onun öfkesini dindirme umudumuz var mı? O öfkelendiğinde bizi tamamen bitiricektir, Ama biz kutsalsak, Bizi bitiremeyecekse burada kalarak hiçbir şey olamayız; gücümüz Onun cennetini rahatsız etmeye yeter, bunu hissediyorum, Onun erişilemez ve ölümcül olan tahtına sürekli saldırıyla Zafer kazanmasak bile intikamımızı almış sayılırız (Milton, 2012, syf. 35).

Bu alıntıda cennetten kovulmuş şeytanın Tanrısına karşı intikam duygusunu görmekteyiz. Bu intikam duygusuyla harekete geçen şeytan karakteri Frankenstein adlı eserde yaratık karakteriyle örtüşmektedir.

Bu iç karartıcı gökyüzüyle konuşuyorum, çünkü orası bana senin dostlarından daha nazik. Eğer çok sayıda insan varlığımdan haberdar olsaydı onlar da senin yaptığını yaparlardı; beni yok etmek için silahlara sarılırlardı. O zaman benden nefret edenlerden iğrenmem normal değil mi? Düşmanlarıma hak tanımayacağım. Sefil durumdayım, benimle birlikte perişanlığımı onlar da tadacaklar. Mükafatımı bana vermek onları bu şeytandan kurtarıp onu iyi birine çevirmek senin elinde. Yoksa sen ve ailen değil, binlercesi daha öfkemin yaratacağı kasırgada yok olup gidecekler (Shelley, 2013, syf.108-109).

Bu alıntıyla yaratığın yaratıcısına karşı olan isyanı ve intikamı okur tarafından alımlanır. Okurda tanrısı tarafından sevilmeyen yaratığa karşı acıma hissi oluşur. Okur her ne kadar şeytanın ve yaratığın insanlara zarar vermesini hoş karşılamasa da bu iki karakterin yaptıklarının nedenlerini gördüğü için onlara hak vermektedir.

İki eserdeki şeytan ve yaratık karakterleri bilinmeyen dünyada yaşamanın zorluklarını çekmişlerdir. Öfke, intikam ve hırsla dolu olan bu karakterler bütün zorluklara rağmen o dünyaya ayak uydurmayı başarmışlardır. Bu başarıya ulaşmakta onların intikam amacı karakterlere güç vermiştir.

Buradan çıkanı, eğer çıkarsa elbet derin bir gecenin Boşluğu bekler, büyük boşluk bu ve onu kaybetmekle Tehdit eder, sonu başarısızlık olacak bir dalış olur bu. Eğer o kişi oradan da kurtulur, bilinmeyen herhangi bir Dünyaya ya da bölgeye geçebilirse onu bilinmeyen tehlikeler Bekleyecek ve kaçılması zor sorunlarla karşılaşacaktır (Milton, 2012, syf. 43).

Bu alıntı Kayıp Cennet adlı eserdeki şeytanın yaşayacağı zorlukları okuyucuya anlatmaktadır. Aynı şekilde Shelley’nin Frankenstein adlı eserinde yaratık karakteri de birçok zorluk yaşamış, insanlar tarafından kabul görmek için çok mücadele etmiştir. İki eserde de karakterlerin bu anlamda güçlü karakterler oldukları ve istediklerini elde edebilmek için tüm zorluklara katlanabilmeleri okur tarafından anlaşılır.

Dünyaya geldiğim ilk zamanları güçlükle hatırlayabiliyorum, bu döneme ait bütün olaylar karmakarışık ve belirsiz. Bir sürü tuhaf duygu ele geçirmişti beni. Aynı anda görüyor, hissediyor, duyuyor ve koku alıyordum. Esasında duygularımın arasındaki farkı anlamam oldukça uzun bir süre aldı. Zavallı, yardıma muhtaç, mutsuz bir yaratıktım. Hiçbir şey bilmiyor, anlamıyordum. Her tarafım acıyordu, oturup ağladım (Shelley. 2013, syf. 111-112).

Bu alıntıda ise tek başına kalan yaratığın dünyaya ayak uydurmasındaki yaşadığı sıkıntılar görülmektedir. Eserde bu karakter yaratıcısını bulabilmek ve ondan intikamını alabilmek uğruna bütün insani özellikleri edinmiştir.

Eser karakterlerini iyi tahlil etmek, onların eylemlerinin arkasındaki sebepleri görebilmek o eserin kurgusunu çözmek için okura yardımcı olur. Okurun karakterleri iyi analiz edebilmesi eserin alımlanmasını farklılaştıracaktır. Yaratığın yaptıkları sadece Dr. Frankenstein’ın bakış açısına göre yazılsaydı okurun yaratık karakterine karşı olan alımlaması daha farklı olacaktı. Eserlerde her karakterin açısından durumun açıklanması okuru objektifliğe de itmektedir.

Alımlama estetiğinde okur önemli yer tutmasına rağmen okur yorumlama sırasında belli sınırlar içerisindedir. Okur eseri yorumlarken çoğu zaman özgür olsa da eser kendi koyduğu sınırların dışına çıkılmasına izin vermez.

Iser, okura epey özgürlük tanır; ama kafamıza estiği gibi yorum yapabilecek kadar özgür değilizdir. Zira bir yorumun başka bir metnin değil de bu metnin yorumu olması için bir anlamda metnin kendisi tarafından mantıksal olarak sınırlandırılması gerekir. Başka bir deyişle eser, okurların ona verdiği tepkileri belli bir ölçüde belirler, aksi takdirde eleştiri tam bir anarşiye düşer (Türkyılmaz, 2010, syf. 160).

Aynı şekilde okur odaklı eleştiri yöntemi her ne kadar okuru özgür bıraksa da okurun yine de belli kurallar içinde eleştiri yapabileceğini söyleyebiliriz.

Okur, yazarın bıraktığı boşlukları doldurmada bütünüyle özgür bırakılmış değildir. O, yazarın eserine koyduğu temel anlamdan sapamaz. Örneğin kan davasının anlatıldığı bir romanda iki taraftan onlarca ölü vermiş insanların kaymakamın bir daveti üzerine birdenbire her şeyi unutarak sarmaş dolaş olmalarını beklemek doğru olmaz. Dış gerçekliğe uymaz. Okur esere katkıda bulunurken ana temadan ve hayata egemen gerçeklerden uzaklaşmamalıdır (Kolcu, 2008, s. 140).

Shelly’nin Frankenstein ve Milton’un Kayıp Cennet adlı eserlerindeki yaratık ve şeytan karakterlerine de okur belli bir sınırda bakabilir. Her ne kadar onlara bir taraftan hak verse de intikam duygusuyla yaptıklarını onaylamaz. Yaratık ve şeytan karakterlerinin pişmanlığını görür, yapılanın aslında doğru olmadığını anlar.

Zavallı ben! Böyle umutsuzluk ve gazap içinde Nereye uçacağım? Uçacağım yön cehennem olacak, ben kendim Cehennemim; en derinlerdeyim ve daha da derinler beni, Yutmak için bekliyor, önceki cehennem o zaman Bana cennet gibi gelecek. O zaman yumuşayacağım, Pişman olacağım bir yer olmayacak mı?…. Sevinecek bir şeyim kalmadı! Ama de ki pişman olabilirim, lütfederlerse Eski halime dönebilirim; Yücede olanlar ne zaman yüksek düşünür, ne Zaman affederler beni; acıyla edilen yeminlerden kolay mı vazgeçilir? (Milton, 2012, syf. 84)

Bu alıntı şeytanın Adem ve Havva’nın yasak meyveyi yemesine sebep olmadan önce yaşadığı pişmanlığını gösteren cümlelerdir. Karakter ne kadar pişman olsa da bir kere günaha girmiştir ve amacından vazgeçmez.

”Öyle mi sanıyorsun?” dedi şeytan. ”Acıya ve pişmanlığa vurdumduymaz olduğumu mu düşünüyorsun?” Cesedi işaret ederek devam etti: ” O kahramanlıklarının yüzünden acı çekmedi. Ah! Ağır ağır çektiğim acıların binde birini bile yaşamadı. Kalbim pişmanlıkla zehirlenmişken, korkutucu bir bencillik beni acele ettiriyordu. Clerval’in inlemelerini bir müzik gibi dinlediğimi mi sanıyorsun? Kalbim sevgi ve anlayışla dolu idi ama perişan olup kötülük ve nefretle dolunca, bu değişiklikle birlikte, hayal edemeyeceğin ölçüde ızdıraba maruz kaldı (Shelly, 2013, syf. 250).

Bu alıntıyla da Shelly’nin eserindeki yaratığın pişmanlığına rağmen, yaratıcısının ölümüne neden olduğu anlaşılır. İki eserdeki bu iki karakter yaşadıklarıyla ve eylemleriyle aslında kötüyü yaparken okurun onlara hak vermesi karakterlerin açıkça anlatılması sayesinde olmuştur.

Sonuç olarak bu çalışmada okura dönük eleştiri yöntemini kullanarak Mary Shelly’nin Frankenstein ve John Milton’un Kayıp Cennet adlı eserlerindeki ana karakterleri karşılaştırmaya çalıştık.  Yaptığımız karakter incelemesiyle Kayıp Cennet’teki şeytan ve Frankenstein’daki yaratık karakterlerinin yaşamlarını ve eylemlerini okur gözünden incelemeye çalıştık. İki karakterin özelliklerini, haklılıklarını, pişmanlıklarını okur gözünden anlattık. Bu bağlamda karakter analizini karşılaştırarak yaparak karşılaştırmalı edebiyat bilimine katkı sağlamayı hedefledik. Bu hedef doğrultusunda her iki esere eleştirel bir bakış açısı getirmeye çalıştık.

KAYNAKÇA

KOLCU, A., İ. Edebiyat Kuramları. Erzurum: Salkım Söğüt Yayınları. 2008.

MİLTON, J., Kayıp Cennet, Pegasus Yayınları, İstanbul, 2012.

MORAN, B., Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, İletişim Yayınları, İstanbul, 2008.

POLAT, T. “Yazın Metni Okur İlişkisi Üzerine Düşünceler”, İÜ Alman Dili Edebiyatı Dergisi,

Sayı 9, s. 109-121. ,1995.

SHELLY, M. , Frankenstein, Timaş Yayınları,İstanbul, 2013.

TÜRKYILMAZ, M ., CAN, R. , KARADENİZ,A. , ”Alımlama Estetiği ve Okur Merkezli

Yaklaşımın Eski Edebiyat Eğitimine Uygulanması ”, Selçuk Üniversitesi

Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Dergisi, Sayı 29, s. 160. , 2010.

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazarak Görüşlerinizi Belirtebilirsiniz.