Karanlıklar Serisi – Koltuk – 2

0
33
Karanlıklar Serisi - Koltuk

Taksici içinden “lanet serseri” dedi.
“Anlıyorum efendim”
Brian biraz gülümsedi.
“Biliyorum, peki şimdi neredeyiz.”
“Burası bir arkadaşımın oteli efendim, burada istediğiniz kadar kalabilirsiniz güvenli bir yerdir. Şehre 6 mil kadar uzak kimse sizi burada bulamaz küçük bir yer olsa bile konforludur.”
Brian işlerin yolunda olduğuna karar verdi ve taksiciye bir sıkıştırma daha yaptı. İyice keyfi yerine gelmişti.
“Dostum biliyor musun bir daha ki soygunu birlikte yapmalıyız”
Taksici bir an durakladı. Kalbinin daha hızlı attığını hissetti.
“Sadece şakaydı..” taksici zorla da olsa onunla birlikte güldü.

Taksici şehre doğru geri dönerken ne olursa olsun o kaçıktan kurtulduğu için ilk olarak kiliseye gidip dua etmeyi düşündü. Bu arada Brian resepsiyon da kendine verilen anahtarı aldı ve bu gün herkese yaptığı gibi resepsiyondaki adamada gülümseyip odasına çıktı. Otel çok küçük değildi ama büyük iş adamlarının geleceği türden bir yerde sayılmazdı. En fazla 200 oda var diye düşündü Brian her birinin neredeyse balkonu olmalıydı ki binanın dört yanı da balkonlarla kaplıydı. Odaya girdiğinde valizini taşımasına izin vermese de sadece odayı gösterdiği için hizmetliye 20 dolar bahşiş verdi. “Teşekkürler efendim” demişti genç adam. Beklide bunu diyen kafasındaki o sesti. Tam karar veremedi. Kapıyı açtı. Artık batmaya yönelmiş güneş ışığı odayı sönük sarı rengiyle doldurmuştu. Kapı direkt salona açılıyordu. Bir deri koltuk takımı, televizyon, masa ve şifonyerden oluşuyordu buradaki eşyalar. İki büyük koltuk televizyona çevrilmişken birde tekli bir koltuk köşede durmaktaydı. Diğerlerinden farklı bir şekli vardı. Daha çok bir taht gibiydi. Diğer takımla aynı renkte deriden yapılmıştı hemen bitişiğinde küçük bir sehpa ve onun üzerinde bir kumanda vardı kablolu bir kumanda. “Bu bir masaj koltuğu” diye düşündü Brian. “Her neyse” dedi sonra sol taraftaki yatak odasına gitti. Valizini kenara itip çokta gösterişli olmasa da temiz olan yatağa kendini attı. Uyumadan son kez gülümsedi. Bu işi sevmeye başlamıştı…

Green fire otelinin kapısı yavaşça açıldı. İçeri 40-50 yaşlarında orta boylu, beyaz saçlı, siyah gözlüklü bir adam kendinden emin adımlarıyla girdi. Resepsiyondaki görevli onu görünce hemen tezgâha yaklaştı ve konuşmasını bekledi.
“Koltuk odasında mı?”
“Evet, efendim her şey istediğiniz gibi koltuk odasında ve büyük bir ihtimalle onu kullanacak”
“Pekâlâ, onu kullanmaya başladığında bende orada olacağım bunu görmek istiyorum”
“Tabi ki efendim”
Adam resepsiyonun arka bölümüne geçti, personellerin kaldığı odaya gitti.
35 numaralı odanın kapısı sertçe üç kez vuruldu. Brian birden yakalandığını sandı. Hemen kalkıp kapının arkasına geçti. Genç hizmetçi onun kim o demesine izin vermeden bu soruyu almış gibi “oda servisi efendim” dedi. Kapıyı açtığında karşısında güzel bir hizmetçi kız vardı. Elindeki küçük jetonları işaret etti. “Bayım affedersiniz aşardaki görevliler size bu jetonlardan vermeyi unutmuşlar.”
“Bunlar ne için?”
“Masaj koltuğu efendim. Onu kullanmanız için bunlara ihtiyacınız var”
“Bozuk parayla çalışıyor sanıyordum”
“Evet, aslında öyle olmalı ama bazı müşteriler bozuk paralara ilgi duyuyor olmalılar ki birçok defa koltuklar soyuldu.”

“Anlıyorum, pekâlâ onlara ihtiyacım olduğunu sanmıyorum”
“Siz yine de bir tane alın efendim, çok rahattır yılın bu zamanında yapacak daha iyi bir işiniz yoksa tabi”
“Peki, güzel bayan senin için bir tane alabilirim belki masajdan sonra tekrar görüşürüz ha ne dersin rahatlamış olacağım”
Hizmetçi kız hiç bozulmadan cevap verdi. Gülümsüyordu.
“Polislere bana tacizde bulanan kişinin odasını gösterirken elbette”
“Ooo jetonlar ne kadardı bayan?”
“Birincisi ücretsiz efendim”
“Her neyse sanırım biraz masaja ihtiyacım var bir tane alıyım”
Hizmetçi jetonu uzattı. Brian cebinden çıkardığı 20 doları kıza bahşiş olarak verdi. Kapıyı kapattı ve arkasını döndüğünde koltukla göz göze geldi. Bir an onu bir canavar olarak düşündü. Büyük bir canavar. Başında hissettiği ağrının hafiflediğini duyumsamasıyla masaj yaptırmak fikri bir an için hoşuna gitti. Koltuğa oturacak mıydı? İçindeki o ses birden tekrar saklandığı yerden çıkarak Brian’ı korkuttu. “Hayır, Brian bunu yapma” “Neden?” “Bunu söyleyemem ama sadece yapmanı istemiyorum” “Bu seni ilgilendirmez neyi yapıp yapmayacağıma sen karar veremesin” “Brian seninle oynamıyorum sen bir serserisin bunu yapma”
Brian koltuğa doğru yöneldi. Ön kısmındaki metal kare levhanın ortasındaki deliğe elindeki jetonu attı. Jetonun düşme sesini duydu ve deriden koltuğa gömülürcesine oturdu. Yan sehpadaki kumandayı eline aldı. Birçok tuş vardı ve tuşların üstünde vücudun masaj yapılacak bölümleri yazıyordu. Ve birde tümüne yapılacak masaj uygulaması. Kumandaya basmadan önce kendini rahat hissettiğini fark etti. Bütünüyle süngerden yapılmış koltuk gerçekten de oturulduğunda insanı rahat hissettiren vücudun başta omurga kemiği olmak üzere tüm bölgelerini doldurarak destekleyen bir yapıya sahipti. Vücudun tümü bölümünü seçti. Düğmenin üzerindeki ışık yanmıştı. Şimdi tek yapması gereken şey açma düğmesine basmaktı. Ondan önce koltuğa iyice yerleştiğinden emin oldu. Başını geriye yasladı. Sağ ve sol kolunu koltuğun kolları koymak için yan tarafındaki aralık bölümüne yerleştirdi. Burası kollara uygulanacak masajın sağlı sollu olması için iki taraflı bir aralıktı. Kolunu aralığın içine koyduktan sonra dışarıda bileğinden itibaren eli kalıyordu. Şimdi iki kolu da duvarda sıkışmış gibi duruyordu. Ayaklarını da kolları gibi koltuğun alt tarafındaki iki bölmeye yerleştirdi. Birden aklına tekerlekli sandalye geldi. Bu bir masaj koltuğundan çok bir tekerlekli sandalyeyi andırıyordu çünkü. Bunu düşüncesini çok komik buldu. İyice rahat hissettikten sonra tekrar başını geriye doğru yasladı ve artık hazırdı. Açma düğmesine az sonra bunu yaptığı için pişman olacağını bilmeden dokundu. Önce mekanik bir çalışma sesi duyuldu. Bu elektriğin koltuğa gelmesiyle koltuğun aksamının harekete geçtiğini gösteren bir sesti. Koltuk geriye doğru yavaşça yaslanmaya başladı. Yaslandıkça aslında bu canavar büyük dişleri olan ağzını açıyor ve kanlı ağzıyla insanı yutuyor gibiydi.
Bu arada resepsiyon görevlisi ve otele gelen siyah gözlüklü adam yavaşça Brian’nın odasına doğru ilerliyordu. Resepsiyon görevlisi endişe içindeydi, siyah gözlüklü adam ise bir maç kazanmış gibi mutluydu.
Koltuk yavaşça masajına başladı. Ardı ardına titreşimlerle Brian’ı sarsıyordu. Ve Brian bunu her hissedişinde gerçekten kan dolaşımının hızlanmasıyla rahatladığının farkına varıyordu. Titreşimler biraz daha sertleşmeye ve sıklaşmaya başladı. Bu arada Brian’nın kıpırdayacak mesafesi yoktu adeta, çünkü kollarını ve bacaklarını koyduğu aralıklar bir mengene gibi yavaşça sıkılmış vücudunu kavramıştı. Koltuk normalden farklı olarak biraz daha geriye doğru yatmaya başladı. Brian bu anda 2 dakikadır kapalı olan gözlerini açtı ve nasıl bir mekanizmanın üzerine oturduğunun farkına varmaya başladı koltuk onu kontrol ediyordu.
Şimdi resepsiyon görevlisi ve yanındaki adam 35 nolu odanın önündeydiler.<< Bitiyor bitiyor>> diyordu içinden siyah gözlüklü adam. Görevliden anahtarı aldı. Kapıyı yavaşça açmaya başladı.
Kapının sesini duyan Brian koltuktan kalkmak istedi tam olarak doğrulamadığı için kimin geldiğini göremiyordu. Kalkmaya çalışıyordu ama koltuktan kurtulamıyordu. Koltuk şimdi daha hızlı çalışmaya başladı. Kontrolden çıkmış gibiydi. Şimdi delirmiş gibi bir sağa sola doğru hızlıca dönüyor Brian’ı sarsıyordu.
“Heey neler oluyor lanet olsun durdurun şunu kimsiniz gelen kim”
“Oda servisi bayım” görevli oteli terk ederken adam gözlüğünü çıkarıp Brian’ın üzerine fırlattı. Brian hala adamın kim olduğunu göremiyordu. Adam gülerek onu seyrederken şimdi koltuk Brian’nın ellerini ve ayaklarını sıkmaya başladı.
“İmdaat yardım edin biri şu koltuğu durdursun lanet olsun hizmetli ne bakıyorsun şunu durdursana gülmekten vazgeç aşağılık herif kimsin sen”
Koltuk hala sıkıyordu. Elleri ve ayakları süngrin neredeyse tamamen içine girmişti şimdi ama hala koltuk sıkıyordu. Bir yandan da sağa sola doğru uçarcasına dönüyordu. Brian’nın midesi bulanmaya başlamıştı. Başı da ağrıyordu. Yatar gibi bir pozisyonda olduğundan tam olarak doğrulamıyordu da. Şimdi koltuk iyice yattı Brian’nın çığlıklarıyla birlikte ayaklarını havaya getirecek bir biçimde kafasını duvara vuruyordu. Koltuğun önü kalkıyor. Arkası yatıyordu. Duvara yakın olduğundan Brian’nın kafası duvara sürtüyordu. Koltuk duvara dayandığı için tam olarak yatamadı. Ama buna sinirlenmiş gibiydi şimdi. Öne doğru yavaşça düzeliyormuş gibi eğildi. Brian adamı görüyor gibi oldu. Ama birden koltuk geriye doğru öyle bir hamle yaptı ki Brian kafasını duvara vurdu ve kafasından kanlar fışkırdı. Duvar onun kanıyla boyandı. Zedelenen etinden kopan küçük bir parçada duvarda yapışıp kaldı. Kafatası neredeyse delinmişti. Genç adam çığlıklar atıyor. Acıdan inliyordu. Kafasından akan kan boynunda, saçlarına sırtını akıp, sıcaklığını hissettirken beynindeki eksikliği soğuk bir rüzgâr kapatıyordu. Koltuk biraz yavaşladı. Eskisi gibi bir ileri bir geri gidiyordu yine ama daha yavaştı. Şimdi canavar üzerindeki kurbanını bir ileri bir geri sallıyor ve kafasındaki kanları yere boşaltıyor silkeliyordu adeta. “Dur lütfen dur artık Lanet olsun!!!” Brian kendinden geçer gibi oldu fakat hala koltukta olduğunu hissediyordu. Önüne baktı bir an gövdesindeki kanları gördü midesi iyice bulandı. Ve kusmaya başladı. Biraz kan kustu daha sonrada yediklerini. Zorlukla nefes alıyordu. Canavar yavaşladı. Ve kollarıyla bacaklarını sıkıştıran aralıklar açılmaya başladı. Brian hala koltuğun pozisyonundan dolayı adamı göremiyordu. Bir an kalkmak istedi Brian ama buna koltuk izin vermedi. Açılan aralıklar birden sıkıca kurşun hızıyla kapandı. Acı bağırışları böğürmeye dönüşen adam şimdi kollarından fışkıran kanların kustuklarıyla karışmasını böğürerek yuvalarından fırlayacakmış gibi duran sonuna kadar açılmış gözleriyle izliyordu. Canavar ölümün tadını çıkarmak istiyordu belli ki. Duvardaki kanlar henüz kurumamışken bir kez daha aniden devrilen bir su bardağı gibi kanlar koltuğun adamı sarsmasıyla birlikte duvara döküldü. Biri duvara bir kadeh kırmızı şarabı atıvermiş gibiydi. Sağ kolundan bir parça et yere düştü ve kemiği gözüktü. Kanlarının arasında hala beyaz bir parçası görünüyordu. Canavar şimdi onu üzerinden yere yavaşça attı. Yüz üstü düştü tüm vücudu kendi kanlarından oluşan havuzda yüzüyordu sanki. Başını son gücüyle yana çevirip gözlerini adama doğrulttu. Gördüğü kişi karşısında şok oldu. Karşısında duran takım elbiseli beyaz saçlı gülümseyen adam müdür Tommy’di. O anda deri ayakkabılarıyla Müdür Tommy kafasının sağlam tarafına sert bir tekme attı. Genç adam acı içinde inledi. Sağ tarafa doğru savruldu.
“Biliyor musun Brian bu kez sana cidden güvenmiş gibi hissettim öldürdüğüm birçok bankacıdan birisin ama cidden senin ki çok keyifliydi.”

Ezilen vücudunu topladı nefes alamıyordu. Buna rağmen konuştu.
“Canın cehenneme”
“Ben iki milyon dolar çalmadım bayım sen çaldın. Seni bu şekilde cezalandırmak sadece bir oyun ve bilirsin ben oyunlara bayılırım”
Brian konuşamadığını fark etti ölmek için birkaç dakikası vardı. Dinliyordu sadece.
“Neyse her zaman ki gibi yapacağım ben dürüst bir katilim. Tıpkı Hannibal gibi. Ah o adama bayılıyorum, bankacılara güvenirim ama onları sınarım her istediklerini verir ve sonra birden daha fazlasını istediklerinde verdiklerimi geri alırım. Ama daha fazlasını isterlerse bende verdiklerimden fazlasını alırım. Anlıyor musun Brian?”. Tıslar gibi güldü. Brian vücudunun bazı bölgelerini hissetmemeye başlamıştı. Gözleri karardı. Derin bir acı hissetti ve kendinden geçti.
“Aman tanrım Brian bu kadar acemi olamasın henüz sözlerimi bitirmemiştim ahmak neden öldün?’’
Adam sinirlenmişti. Ama yine de gülüyordu. Gözlerindeki ışıltı bir sapığın iç dünyasında bıraktığı tek aydınlık gecenin ay ışığıydı beklide. Kahkahalarla gülmeye başladı. Güldükçe Brian’a bakıyordu. Daha sonra yavaşça yanına geldi. Karnına sert bir tekme attı. Ceset yüz üstü dönmüştü. Kafasını tekmelemeye başladı. Delindiği yeri tekmeledikçe deri ayakkabılarının burun kısmı bir streç folyonun rulosundan çıkması gibi ses çıkarıyor Brian’nın beynine ulaşıyordu. Her ileri geri hareketinde daha da koyu kırmızı oluyordu. Daha sonra gözlerini tekmeledi. Çıldırmış gibiydi. Güldükçe daha şiddetli gülüyor ve tekmeleriyle cesedi parçalıyordu. Ölmesi için vahşi bir hayvana vuruyor gibiydi sanki. Daha fazla devam etmedi. Cesedin kafası kandan neredeyse görünmez bir hal almıştı. Islak bir temizlik bezinin su damlatması gibi damla damla kanlar akıyordu yere. Parkede bu yüzden küçük kan havuzcukları oluşmuştu. Adam daha fazla orada kalmadı. Brian’nın valizinin ön yüzündeki dolarları aldı ve odadan çıktı.

Aslında hiç Brian’ı yalnız bırakmamıştı. Taksici Brian’nın müdüründen başkası değildi. Arabada bulunan kimyasal gazın etkisiyle Brian bayılmış ve onun olduğunu fark etmemişti bile. Zaten arabaya girer girmez de gazın etkisinde kalmıştı. Bu yüzden reflekslerinde ki yavaşlamayla birlikte algısı da yok olmuş derecede küçülmüştü. Taksicinin ani duruşuna yol açan bağırışıysa sadece bir ara beyninin onu uyuşturan ve psikolojisini sıfır noktasına getiren kimyasala karşı verdiği savaşın göstergesiydi. Bütün plan banka müdürünün paranın çalınacağını anlamasıyla başlamıştı. Çalışanlarıyla oyun oynayan sapık bir ruh hastası olan Tommy Gloser 1996 yılında bir akıl hastanesinden kaçmış ve hala bulunamamış bir ruh hastasından başka biri değildi. Daha sonra bankanın müdürü olmayı işlediği ilk cinayetinden sonra başarmıştı. Sahte evrak ve kimliklerle yıllarca finansman sektöründe çalışıyormuş gibi bir portföy oluşturmuştu. Akıl hastanesine giriş sebebi karısını öldürdükten sonra derisini yüzüp içine girmesi ve bir süre caddelerinde komşuları tarafından bu şekilde üzerinde karısının çıplak derisiyle görünmüş olmasıydı. Birkaç kişinin oturdukları semtten taşınmasına neden olmuştu.
1 yıl sonra…
Tommy Gloser banka müdürü olmaktan emekli olacağı sırada polisin şüphelendiği bazı durumlardan dolayı kimlik bilgileri ve geçmişinde sapık bir katil olduğu akıl hastanesinden kaçtığı anlaşıldı. Tommy Gloser’un anlaşması üzerine Brian Soup’un yerine geçen kişi de eyalet polisinin işi üzerine alması sonucu yakalandı. Freedom bankasındaki tüm çalışanların araştırması yapıldığında Edward Come’un da başka bir çalışanın ölmesi sonucu onun yerine geçtiği anlaşıldı. Sekreter Elizabeth ise dövülerek tecavüz edilen bir kadın olarak gündeme geldi. Bunların sorumluları Tommy Gloser ve Edward olarak görülüyor. Otel çalışanlarının hiç birinin izi bulunamıyor. Otelin aslında terk edilmiş bir yer olduğu ve yıllardır kullanılmadığı Brian cinayeti için özel olarak bir günlüğüne yeniden dekore edildiği anlaşıldı…

Birçok araştırmaya rağmen koltuğun nasıl ve ne şekilde yapıldığı işkence için özel olarak mı yaptırıldığı anlaşılamıyor. Polis koltukta farklı şekillerde maddelerin kullanıldığını elektrik olmasa bile koltuğun çalışabileceğini yapılan araştırmalarla laboratuvarlardan öğrendi. Yapıldığı yere yâda yapılış tarihine dair bir iz bulunamadı. Koltuğun otele nasıl geldiği ise hala merak konusu. Koltuk şu an adli araştırma merkezinde bir depoda duruyor. Orada çalışan gece bekçisi Michael Smith’in iddialarına göre koltuk geceleri hala çalışıyormuş gibi sesler çıkarıyor. Tabi bütün bunları fişi takılı olmadan yapıyor. Bütün bunları yalanlamak isteyen bu tür şeylere inanmayan adli tıp görevlilerinden Doktor Mary Glase koltuğa fişi takılı olmadığı halde gece bekçisinin iddialarını yalanlamak üzere oturduğu sırada durdurulamaz bir şekilde koltuğun hızla saat yönünde dönmesi ve sırt kısmının kapanması sonucu beli kırılarak can veriyor…

SON

Önceki İçerikRehber
Sonraki İçerikEdebiyatımızın Çınarı Vedat Türkali’yi Kaybettik!
1991, Balıkesir - Edremit doğumludur. Burhaniye Meslek Yüksek Okulu mezunu olduktan sonra açık öğretim felsefe bölümünde eğitimini devam ettirmektedir. Yazarlık anlamında liseden bu yana deneme, öykü ve senaryo yazarlığı yapmaktadır. Aynı zamanda güfte yazmaya devam etmektedir. İnternet üzerinden yayınladığı bir korku gerilim türünde öykü kitabı, iki tane şiir kitabı bulunmaktadır. Müzik, gitar, edebiyat, bilim, en çok ilgi duyduğu uğraşlardır.

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazarak Görüşlerinizi Belirtebilirsiniz.