Fark Yaratan Bir Erkek Melek: Psikiyatr Doktor Basri Köylü

0

Bazı insanlar vardır. Hayatlarında odak notası kendileridir. Kendileri mutlu ise, diğerlerinin mutlu ve refahıyla o kadar da alakadar değildir. Mesela yolda, çarşıda, taşıtta hasta birini görsek kaçımız ilgilenir. Ya da psikolojik sorunu olan biriyle karşılaştığımızda ya görmezden gelip yok sayar veya içinden gülmeyen kaç kişi var aramızda?

Yok saymak, görmezden gelmek hayatımızın bir parçası gibi. Zaten atasözleri de bunu desteklemiyor mu?  “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın…” vs.

Ama biri var ki; alışılagelmiş insan davranışları gibi dönüp arkasını gitmedi. Tam tersi elini uzatıp onların elini tuttu. Onlara “sen de varsın” dedi, bu zihinsel anlamda hastalanıp ömrü ilaç-hastane- tedavi üçgeni içinde kimi zaman çizdikleri fasit daire içinde kayboluşlarını izleriz ve unuturuz. Böylesi daha kolaydır çünkü deli deriz geçer gider…ama o kayboldukları karanlıklardan onları tek tek hem de bireysel olarak ilgilenip çekip çıkardı.

Ama neden ki duyarlılık başka insanların hayatında bu kadar önemli mi? ilacını yazsın, reçeteyi uzatsın, onu geçip yüzüne bakmadan devam etsin rutinine. Ama o bunu yapmadı; elini uzatıp karanlıktan çıkartmaktan başka hayata da dahil etti, “ben de varım” tiyatrosunu kurup, her birine ayrı ayrı rol ve değer verip zaten kendisi de bir tiyatro olan hayatın sahnesine dahil etti. En önemlisi bu insanlar aileleri tarafından sokaklara terk edildiğinde artabilecek olan suç oranını da engellemiş durumda…Uğraştı bu güzel insan hala uğraşıyor; deniz yıldızlarını tek tek denize kavuşturmaya hiç yorulmadan gayret ediyor; yapamazsın diyenlerin inadına…

Psikiyatr Doktor Basri Köylü

Psikiyatr Doktor Basri Köylü

O meleğin adı; Psikiyatr Doktor Basri Köylü…mükemmel bir eğitimi, inançları, insanlara yardım için kendisine bahşedilmiş güzel bir yüreği, herkesi kucaklayan dev kolları var. Aslında çok bilinen birisi. Aksaray’da yaşıyor, Tedx konuşmacısı, değerini anlayan birçok TV kendisine programında yer vermiştir. Sıcak bir İstanbul günü bir kafede buluşup projelerini konuştuk;

S.Ö: Sizi uzun zamandır yaptığınız güzel çalışmalarla izlemekteyiz. Toplum adına yaptığınız fark yaratanlar başlığı altındaki çalışmalarınız sizin farkınızı ortaya koymaktadır. Dergimiz adına sizi okuyucularımızla buluşturmak istedik. Biz biliyoruz ama ilgi alanına girmemiş okuyucularımız için kendinizden, eğitiminizden bahseder misiniz?

B.K: Öncelikle uzun zamandır bizi ilgiyle takip ettiğiniz için duyarlılığınıza çok teşekkür ediyorum. Ben psikiyatrist doktorum. Adana da doğup büyüdüm. Yüksek öğrenimimi Hacettepe Üniversitesinde tamamladım. 3 yıldır Aksaray da görev yapıyorum. Sanata ve sosyal bilimlere de her ilgim vardı.  Ruhsal hastalıkların tedavisinde de çok etkili olduğuna inandığım için bu branşı seçtim. Sanatın çoğu dalında özellikle sahne sanatlarında tiyatro üzerine çok önemli kişilerden eğitimler aldım. Bu süreçte sanatın ne kadar iyileştirici olduğunu yaşayarak tecrübe ettim. Bu deneyimi hastalarımla paylaşmak istedim.

S.Ö: Çalışmalarınızı bize anlatır mısınız, tam olarak neyi hedefliyorsunuz?

B.K: Şizofreni ve diğer ağır ruhsal bozukluğu olan hastaları tiyatroyu insani değerler ile yoğurarak deneyimlediğim terapi ile topluma kazandırmak seslerini duyurmak tedavilerine katkıda bulunmak ön yargıları yıkmak hedefim. Kendime özgü sıra dışı bir terapi modeli olduğu için Sabancı Vakfı tarafından 2015’te fark yaratan seçildim. Tiyatroyu ve sanatı onların gereksinimine göre yeniden uyarladım. Enerji ve tempoyu yüksek tuttum. Sanattan öte olan bu çalışmada esas etkili olanın sevgi ilgi şefkat özveri doğallık samimiyet dokunmak gibi manevi değerler olduğuna inandım. Gerçek hayat gibi tüm çalışmaları doğaçlama yaptık. Rol karmaşası yaşayan bu insanlar rolden role girerek farkındalık kazandılar. Tüm etiketlerimi atarak hastaların arasına karışıp onlardan biri oldum ve her çalışmayı birlikte yaptık. Böylece onların güvenini kazanıp aramızdaki duvarları yıkmak anlamaya çalışmak bütünleşmek istedim. Şimdiye kadar yaptığımız yaklaşık 30 gösteride izleyicilerin önyargılarının kırıldığını ve bu insanlar ile toplumun yeniden barıştığını gözlemledim.

S.Ö: Eğitiminizden söz edecek olursak, okul yıllarınızda böyle bir çalışma yapmayı düşünmüş müydünüz, ya da size bu çalışmaları yapmaya iten ne oldu?

 B.K: Kendimi bildim bileli hap farklı bir şeyler yapmak insanlığa bir şeyler katmak iz bırakmak istiyor hep düşünüyordum. Sürekli zihnimde farklı fikirler uçuşuyordu. Hayatın koşturmacası içinde hep uygun zamanı bekledim. Çocukların dünyası beni çok büyülerdi onlarla vakit geçirmeyi çok severdim. Önceki yıllarda hep çocuklar üzerine sosyal sorumluluk yapmayı planlarken psikiyatrist olunca şizofreni hastalarının o masum çocuksu dünyası ile tanışınca işte çalışacağım grubu buldum dedim.

Çünkü bu insanlar toplum tarafından dışlanıyor hayatın dışında yaşıyordu. Önemli oranda engelleri vardı ve bu engelleri dışarıdan bakarak değil onlarla vakit geçirince anlaşılıyordu. Kendilerini çaresiz hissediyor insanlar tarafından tedavisi çaresiz görülüyor görmezden geliniyordu. İlaç tedavisi ancak bir noktaya kadar etkili olabiliyordu. Bu insanları daha fazla hayatın içine dahil edecek bir şeyler yapmak gerekiyordu. Sahne sanatları ve tiyatronun bu yönde çok işe yarayacağını düşünüyordum. Son yıllarda dünyada ve Türkiye’ de de toplum içinde tedavi edecek sosyal çalışmalar üzerine kafa yoruluyor ve politikalar üretilmeye çalışıyordu. Ben de çok inandığım için bu yönde kafa yormak istedim. Tüm tıbbi ve sanat birikimimi karşılıksız plansız hesapsız olarak paylaştım.

S.Ö: Siz dahil olduğunuz projede şizofreni hastalarınızı toplum dışına itmek yerine hayata dahil ediyor, sanatsal faaliyetlerde bulunmalarını, tiyatro da görev almalarını sağlıyorsunuz. Bunda da çok başarılı olduğunuzu düşünüyoruz. İlaç yazıp hastanede yıllarca tutmak yerine zor ve meşakkatli olanı seçme sebebiniz nedir?

B.K: Öncelikle zor bir hayattan geliyorum. Zorluğa mücadeleye çok alışığım. Hayatımı daha anlamlı kılıyor bunlar. Çünkü hayat serüveni o kadar basit olmamalı. İlaçların etkisinin belli blokta takıldığını bu hastaları hayata dahil edecek bir şeyler yapmam gerektiğine inandım. Bu insanlar da zor bir hayattan geliyor. Mücadele etmeyi öğrenmeliydiler ki güçlü kalabilmeyi başarsınlar. Bu mücadeleyi omuz omuza verdik ve çok güçlendiler. Önemli oranda iyileşme gösterdiler.

S.Ö: Ailenizde şizofreni hastası var mı, eğer yoksa duyarlılığınızı artıran unsurları öğrenebilir miyiz?

B.K: Ailemde şizofreni hastası olan kimse yok. Çok zor bir hayattan geliyorum. Yoksulluk ve yoklukla geçen çocukluk gençlik ve okul yıllarımda sesimi duyurmakta çok zorlandım. Çok çaresiz ve ötekileşmiş hissederdim. Ama mücadeleyi de hiç bırakmadım. Bugünler geçecek ve benim gibi çaresizlik ve ötekilik hissini yaşayan insanların elini tutacağım derdim. Sevgi ile yendiğimiz o travma tik geçmişim ile sevginin en güçlü ilaç olduğunu anladım.

S.Ö: Şizofreniden bize söz eder misiniz, genetiksek mi, çevre faktörlerinin önemi var mı? Daha önemlisi kalıcı mı?

B.K: Şizofreni psikiyatrinin en ağır hastalığı. Beyinde oluşan kalıcı hasar nedeniyle önemli oranda engellilik yaratır. Genetik yönü vardır ancak doğuştan değildir ve dünyanın her yerinde %1 oranında görülür. Bunun anlamı Türkiye de yaklaşık 1 milyona yakın hasta demektir. Öncesinde stresli yaşam… Olaylarının yarattığı ciddi ruhsal travmalar ile ortaya çıkması tetiklenir. Kalıcıdır çoğu zihinsel işlev kalıcı olarak bozulur ve bir ömür boyu tedavi gerektirir. Başlangıcı yavaş ve sinsidir. Hasta gerçeklikten ve çevreden kopmaya yeni bir gerçeklik yaratmaya gerçeği değerlendirme yetisi bozulmaya kendisinin ve insanların kimliğini farklı hissetmeye kendisini tehdit eden hakaret eden sesler duymaya insanların kendisini takip ettiğine zarar vereceğine inanmaya ve korkmaya içe kapanmaya konuşmamaya iletişim kurmamaya duygularını ifade edememeye beden dili jest ve mimiklerini kullanamamaya göz teması kuramamaya çevreye ve dünyaya olan bitene ilgisini kaybetmeye enerjisi ve motivasyonu azalmaya yaşamaktan zevk alamamaya kendine ve insanlara güvenini kaybetmeye başlar. Sosyal akademik mesleki yaşam kalitesi çok bozulur. Kendi bakımını yapmakta kendi başına iş yapmakta çok zorlanır. Bakıma muhtaç ve iş güç yapamaz hale gelebilir. Toplumdan dışlanabilen bu insanların tehlikeli ve saldırgan oldukları doğru değildir. Etkili ilaç tedavileri bulunmaktadır. Hayatın dışında yaşayan bu insanları tekrar hayata dahil edecek terapi yöntemlerine gereksinim vardır. Son yıllarda dünyada bu insanların toplumun içinde tedavi edilmesine ve sosyal etkinliklerin daha fazla kullanılmasına yönelik politikalar yürütülmektedir.

S.Ö: Fark yaratanlar yolunda olmak hayatınızda hep yer aldı mı, kendinizi farklı hissettiniz mi zaman zaman?

B.K: Evet. Genellikle yer aldı.  Kendimi hep bu yolda hissettim. Hayata hep farklı bakıyor farklı düşünüyordum. Bir gün bu farkın görüleceğini biliyordum. Klasik bir hayat sürmeyi hiç istemedim. Yaşam felsefem hayat boyu eğitim. Bitmek bilmeyen bir öğrenme arzusu var. Sadece eğitim ile değil doğrudan hayatın içine girerek keşfediyorum. Bu yaratıcılığımı çok geliştiriyor ve beni yeni bir şeyler üretmeye itiyor. Benim serüvenim hep devam edecek.

 S.Ö: Sizinle bir sohbetimizde Türkiye’nin en iyi okullarınızdan Hacettepe üniversitesinde aldığınız eğitimin yanında bu proje dahilinde tiyatro eğitimi aldığınızı da biliyoruz. Hem de çok doğru kişilerden sayın Ayla Algan ve sayın şahika Tekand gibi isimlerden bize biraz bu eğitimden söz eder misiniz?

B.K: Öncelikle sanat benim için bir tutku. Çünkü beni çok iyi hissettiriyor. Bu yüzden tedavi edici etkisinin çok güçlü olduğuna ancak tıpta yeterince kullanılmadığına inandım. Üstelik yan etkisi yok maliyeti düşük. Çok sevdiğim bir şeyin peşinden koşmaya en iyi şekilde en doğru adreslerde öğrenmeye uğraşırım. Araştırmalarım sonucu Ayla Algan, Şahika Tekand gibi hocalarımızın çok doğru adresler olduğunu gördüm. Bu hocalarımızın çalışmaları dünyaya hayata bakışları çok farklı ve etkileyici. Dünyayı takip ediyorlar kendilerini yeniliyorlar. Deneysel çalışmalar yapıyorlar. En çok bu çalışmalardan etkilendim çünkü çok terapistlikti. Çok fazla psikolojik ögeler vardı. İnsan psikolojisinin derinlerine giriliyordu çözümlemeler yolculuklar keşifler yapılıyordu. Bu çalışmalarda müthiş bir katarsız (rahatlama) hissediliyordu. Kendimizi ve dünyayı daha iyi tanımaya başlıyorduk. Tiyatro zaten hayatın kendisi. Sahnede hayat izlersiniz. Her şey gerçek doğal samimi olmalı. Yaşarsınız hissedersiniz. O kişi o karakter o hayat “olursunuz. Bu insanlarımızın da gereksinimi bu hayata yeniden dahil olmak ise onlarla “hayatı yanı Tiyatro’yu çalışmanın önemli olacağına inandım.

S.Ö: Duygusal mısınız?

B.K: Duygusal olmasam bu kadar duygu dolu ve bolca duygunun kullanıldığı bir çalışma yapamazdım. Empati kurabilmem bu insanları anlayabilmem onlara dokunabilmem hissettirebilmem bütünleşebilmem de çok zor olurdu. Ama duygularımı gerekince kontrol edebilmeyi bilirim. Hayatımı duygu odaklı yaşamam. Benim için mantık öndedir. Bu arada aslan burcuyum.

S.Ö: Kendinizle baş başa kaldığınızda neler düşünürsünüz?

B.K: Kalabalıklar beni beslediği için çok sevsem de zaman zaman yalnızlığı da severim. Çünkü bana hayal kurmak ve düşünmek fırsatı veriyor. Birçok yaratıcı fikir aklıma o sırada geliyor. O sırada hayata dair güzellikler çirkinlikler her şey aklımdan geçer ve sorgularım. Ve ne yapılabilir? ne yapabilirim? diye sonsuz hayallere dalarım. Bu fantastik yolculukta bir şeyleri kurar bazen de yıkarım. Hayal kurmayı her zaman çok sevdim. Çünkü orada çok özgürüm. Yaratıcı olmak kalıpları yıkmak için bu çok önemli.

S: Ö: Bundan sonra farklı projeleriniz var mı?

B.K: Bu çalışmaya Türkiye olarak insanlık olarak yeterince sahip çıkılmasını dünyaya duyurulması yayılması konusunda hep birlikte yol haritası çizilmesini ümit ediyorum. Bu süreçte yoruldum ve yıprandım. Ama ben enerjiyi seven bir insanım. Bundan sonrası için de kişisel ya da toplumsal farklı projeler aklımdan geçiyor. Çünkü sürekli fikir üretmeye devam ediyorum.

Ben De Varım Tiyatrosu Niğde'de

Ben De Varım Tiyatrosu Niğde’de

S.Ö: Fark yaratanlar projenizde birlikte çalıştığınız hastalarınızla sahnelediğiniz tiyatro turnelerde yer alacak mı?

B.K: Şimdiye kadar çeşitli üniversitelerde tıp kongrelerinde uluslararası sanat festivallerinde kültür merkezlerinde yaklaşık 30 gösteri seminer, panel gibi etkinlikler yaptık. Halen etkinlik davetleri devam ediyor. 16-19 Kasım tarihlerinde Kocaeli Ünversitesi’nde yapılacak olan sosyal psikiyatri kongresi ve ruhsal iyileştirim kongresinde hastalarımla birlikte gösteri yapacağız ve ayrıca olasılıkla ben bir panel sunacağım.

S.Ö:  Sizi hayatınızda en heyecanlandıran olay nedir?

B.K: Hastalarıma kısa bir sürede verdiğim eğitim sonrası onlarla halka açık yaptığımız ilk gösterimiz. İnsanların beklentisi yüksek değildi. Bir yandan merak ediliyordu. Hastalarım çok iyi bir performans gösterdiler ve çok çok iyi tepkiler aldık.

S.Ö: Bu dünyaya bir daha gelirseniz kim ya da nerede olmak isterdiniz? ben bu dünyanın güvensiz acımasız bir yer olduğunu erken yaşlarda fark ettim. Bu insanı çok güçlendiren bir şey olsa da çok da acı veren bir şey. Bu acıya tekrar katlanmak istemeyeceğim için bu dünyaya tekrar gelmek istemezdim. Ancak biz küçükken bazen çizgi filmlerde bazen masallarda anlattıkları o dünya gerçekten var ise fikrim değişebilir ve güzellik varsa mutluluk varsa kim olarak ya da nerede doğduğum da çok önemli değil.

S.Ö: Okuyucularımızdan bu hastalıkla yolları kesişmiş olan yakınları için önerileriniz neler olacaktır?

Ben De Varım Tiyatrosu

Ben De Varım Tiyatrosu

B.K: Hem hastalar hem de aileleri için gerçekten zor bir hastalık. İmkânsız diye bir şey yok. Umudunuzu kaybetmeyin pes etmeyin kendinizi bırakmayın siz de çok engel aşabilir çok şey başarabilirsiniz diyorum. Benim çalıştığım hastalar nasıl o engelleri bir bir aştılar ve başardılar ise! bizi sosyal medyada da benim kişisel sayfalarımdan ve “ben de varım tiyatrosu” sayfasından izleyebilirler.

S.Ö: Yelpaze dergisi adına bir rutinimiz var. Tek kelime söyleyeceğim sizde hiç düşünmeden tek kelimeyle cevap vereceksiniz…

 B.K:

HAYAT…. ÖZGÜRLÜK

ÖLÜM… BAŞLANGIÇ

VAROLUŞ… HİÇLİK

FARKLILIK… YARATICILIK

AŞK… SANAT

YALAN… DÜNYA

TİYATRO… HAYAT

SANAT… TUTKU

KADIN… GÜÇ

AİLE… HAYAT

Hayatın farkındalıklarını tüm insanların fark etmeleri dileklerimizle bu harika doktorumuza çalışmalarından bize zaman ayırdığı için teşekkür ederek veda ediyoruz…Ve yol boyunca düşünüyorum bu hastalığın sadece seçilmiş kişilerin sorunu değil hepimizin başına gelebilecek olduğunu…

 

 

 

 

 

Paylaş

Yazar Hakkında

Selda Önder

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil ve Moda Tasarımı lisans eğitimi alan Selda Önder, yine aynı üniversitede pedagojik formasyon eğitimi aldıktan sonra İsatanbul Arel Üniversitesi Moda ve Tekstil Tasarımı ana bilim dalında yüksek lisans yaptı. Çeşitli kolejlerde, resim, el işleri, ebru, tezhip, hat, seramik, görsel sanatlar ve moda tasarım öğretmenliği yaptı. Halen Bahçeşehir Yelpaze Dergisi’nde sanat editörlüğü yapmaktadır.

Cevap bırakın