Düşünüyorum… Peki Niçin Düşünüyorum?

0

Benim, varım, düşünüyorum öyleyse varım, varım çünkü düşünüyorum, peki niçin düşünüyorum? Düşünmek istemiyorum artık; var olmak istemediğimi düşündüğüm için varım, düşünüyorum…Çünkü…

“Bulantı” içindeyiz… Düşünüyoruz çünkü; varlığımızı ispatlamaya çalışıyoruz. Sıkılmadan, vazgeçmeden kabullenerek, kabul ettirerek… En çokta kendimize. En derinde ispat istiyoruz…

Varoluşçuluk, insan varoluşunu felsefi bir sorun olarak gören çok sayıda filozofun çalışmalarını nitelemek için kullanılır. Varoluşçuluk terimini ilk kullanan J.P.Sartre’ dir. Bu akım insan özgürlüğüne inanır ve insanların davranışlarından sorumlu olduğunu öne sürer. Varoluşçuluk, her şeyden önce varoluşun hep tikel ve bireysel, yani benim ya da senin veya onun varoluşu olduğunu öne sürer. Bundan dolayı, o insanı mutlak ya da sonsuz bir tözün tezahürü olarak gören her tür öğretiye, gerçekliğin Tin, Akıl, Zeka, Bilinç, İde olarak var olduğunu öne süren idealizme karşı çıkar. İnsanın önceden belirlenmemiş bir özü olmasa da, o, Sartre’a göre bir taş ya da sopa gibi basit ve bilinçsiz bir varlık değildir. O, bir taş parçasının her ne ise o olduğunu söyler; taşın varlığı, kendi içine kapanık, kendisinden başka bir şey olamayan varlıktır.

Varoluşsal olan şimdi ve burada olandır. Bulantılar içinde…

Bulantı; hayat karşısında duyacağın tek şey bu olmalı… Kendini, çevreni, inandığın, takdir ettiğin, onayladığın her şeyi düşün. Yaşamını gözden geçir. Yaşadığın dünya sana yabancı ve düşmandır. Bilinçsizdir, saçmadır. Sen, yaşadığın dünyanın bu özelliklerini gördüğün zaman duyacağın tek şey, bulantı olacak, bir iç sıkıntısı duyacaksın. Ama bazıları, bulantıdan kaçar. “Tanrı”, “Töre”, “Ahlak” gibi kavramların arkasına sığınır. Sen, bulantıyı duyduğun zaman uyanmalısın. Ahlaklı olarak bildiğin bütün kişi ve kurumların seni tükettiğini fark edeceksin . Her türlü özgürlüğün yasak olduğu bir ahlaki sistemde, ahlaksız yaşamanın bir erdem olduğu gerçeğini göremedin. Evrenin büyüsünü çözdün, Tanrıyı yitirmenle evrenin eksenine kendin oturdun. Tanrıyı kaybetmen güzel. Ama bir tanrıyı reddedip yeni Tanrılar, efendiler yarattın. Yaşadığın toprağa taptın. Unutma ki; toprak, uğrunda ölen varsa utanmalıdır! Sen, sadece onlarla çatışmamak için insanları sevdin. Yarattığın dev teknolojin sayesinde pek çok şey kazandın. Ama şimdi her şeyi kaybetme tehlikesi içindesin! Gerçi atom sırlarını çözdün, ama kendi kendine yabancı oldun. Senin çok şeyini elinden aldılar. Ancak bir tanesinin elinden alınmasına izin verme: kendi varoluşun! Sen, bir devlet hastanesinin doğum kliniğinde dünyaya geldin, sonra okula oradan da fabrika ya da büroya gönderdiler seni. Seçim hakkı bırakmadılar. Ölümün bile kendinin değil çoğu kez. Bir yığınsın. Bulantıyı duy. Yürüyen şeridin üzerine bir paket gibi bırakılmayı reddet.

 Kendi yaşamına, kendin şekil ver. Sen, özgürlüğe mahkumsun çünkü !

Çünkü; var olmak istemediğimi düşündüğüm için varım, düşünüyorum…

Paylaş

Yazar Hakkında

Figen Güntürk

1988 İstanbul doğumlu. Kamu yönetimi bölümü mezunudur. Ama felsefeye olan merakı sebebiyle İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne başladı ve halen 2. sınıf öğrencisidir.

Cevap bırakın