Gülümseyerek uzattığı ellerindeki kelepçeleri çözüverdiler. Kızarmış görünen bileklerini ovuşturdu. Üstüne kapanan demir kapıya sırtını dönerek yürümeye başladı. Soğuktu. Hâlbuki ilk defa gelmiyordu bu eskimiş zindana. Belki de daha bir soğuktu ya da öyle geliyordu bu sefer. Bir daha çıkamayacağını bildiği içinde olabilirdi. Boyundan biraz uzun olan yatağa uzanıverdi. Çıkardığı gıcırtılardan da anladığı gibi rahat etmeyecekti bunun üzerinde. Zaten rahat etmek içinde gelmemişti ya buraya. Duvara baktı gözünü hiç kırpmadan. O kadar çok kişiyi öldürmüştü ki gözünü kırpmadan. Aynı o şekilde bakıyordu duvara. Belki bir düşmandı onun için bu çatlamış duvar. Gökyüzü ile arasına giren bir düşman.  Gözlerinin önüne sahneler geliyordu bu sırada. Acımadan öldürdüğü kişilerin yüzleri. Bazılarını çoktan unutmuştu bile. Silik tiplerin yüzleri hatırlanmazdı bu hayatta. Ayak seslerini duyar duymaz irkildi. Yataktan kalkarak toparlandı. Anlaşılan biri geliyordu. İçeri giren güneş ışığının içinden biri yaklaştı. Elini uzattı boşluğa. Bir süre bekledikten sonra yorulan elini geri çekmek zorunda kaldı. Gardiyanın peşinden getirdiği sandalyeye oturarak:

  • Yaptığın hizmetler için sana minnettarız.

–  Minnettar olduğunuz hizmetleriniz yüzünden yarın idam edileceğim.

–  Böyle olacağını biliyordun.

–  Bilmez miyim hiç?

–  Bir isteğin varsa yerine getirmeye çalışırım.

–  En azından kurşuna dizilerek idam edilmek benim hakkım. İp ile asılma ihtimalim ağrıma gidiyor.

Kafasını sallayarak ayağa kalktı. Yavaş adımlar ile çıktı zindandan. Bu kadar saygı gösterdiği kişinin kurşuna dizileceği anı izlemek için birkaç saati vardı. Usulünce uzandı yine yatağına. Yıllardır dilinde dolaşan kelimeler yine dökülüyordu sessizce. Biraz zaman sonra tekrar güneş aydınlattı zindanı. Bu sefer hızlı olamadığı için uzanırken yakalandı gardiyanlara. Üstündeki üniformanın renginden üst rütbeli olduğu anlaşılan gardiyan, yanaşarak:

  • Efendim, vakit geldi. Gitmemiz gerekiyor.

Doğrulması ile kalkması bir oldu. Ellerini uzattı. Kelepçeli bir şekilde dışarı çıkarılması daha uygundu belli ki. Hapishanenin kapılarından geçerek yine dilinden döküldü o sözler. Kapıda bulunan araçlardan birine bindi askerler ile birlikte. Uzun yıllar görev yaptığı askeri karargâha gidildi. Kapısını açan askerin alnını öptükten sonra atış alanına doğru ilerledi. Kendi ölümüne bu kadar rahat giden bir kişiyi daha önce görmeyen askerler ise daha ağırdı. Ayakları geriye gidiyordu. Komutan yaklaşarak:

  • Efendim, bunu yapmak zorunda değilsiniz. İsterseniz…

Lafını bitirmesine izin vermeden araya girdi:

  • Sana emredilen görevi yerine getir komutanım.

Devam etti yürümeye. Adımlarını hızlandırdı. Hemen olup bitsin istiyordu belki de. İşlerini çok uzatmayı sevmezdi zaten. Nişan almış durumda olan askerlerin karşısına geçti. Artık tek bir emir ile hayatı son bulacaktı. Dilinden yine aynı sözler döküldü. Bu sefer bir cümle olarak hem de yüksek bir ses ile:

  • Kendi hayatlarında devrim yapamayanlar asla gerçek bir devrimci olamayacaktır.

Komutanın verdiği emir ile atış başladı ve bir devrim daha gerçekleştirilmiş oldu.

Önceki İçerikSavaş, Yıllar ve Çocuklar
Sonraki İçerikŞifa Niyetine
Muhammed Murat. 1992 Erzincan Doğumludur. 2016 Türk Dili ve Edebiyatı Mezunudur. İstanbul’da yaşamaktadır. Birçok farklı yerde yazılar yazmaktadır. Öykü yazarlığı ve içerik yazarlığının yanında editör olarak da görev yapmaktadır.

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazarak Görüşlerinizi Belirtebilirsiniz.