Bir Tamamlanma Hikayesi: Ruh ve Beden

0

Macar yönetmen Ildikó Enyedi’nin 67. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı Ödülü’nü alan filmi Testről és Lélekről (Beden ve Ruh / On Body and Soul, 2017) fonksiyonlarını yerine getiremeyen bir beden ile özgürlüğünden yoksun bir ruh arasındaki çelişkinin üzerine kurulu.Film, özellikle günümüzün hegomanyası olan kapitalist modernitenin bireyler üzerinde yarattığı bölünmeyi dert ederek bu bölünmeyi bir aşk hikayesi üzerinden tamamlamaya çalışmaktadır.

Hastalıklı derecede asosyal olan Maria ile kendi gibi sessiz, içine kapanık ve bir kolu felçli olan mezbahane müdürü Endre,  geceleri aynı rüyaları gördüklerini fark etmeleriyle başlayan hikaye günümüz insanların bölünmüşlüğünü tamamlama peşine gidiyor. Bunu yaparken de felsefenin temel konusu olan beden ve ruh tartışması ve Carl Gustovo Jung’un rüya analistleri ışığında irdelediğini gözlemliyoruz..

Filmin hikayesine geçmeden modern insanın kendi içerisindeki bölünmüşlüğüne değinmek gerekiyor. Keza bu değinmeyi yapmadan filmi konuşmak bize bir şeyler sunmayacaktır. Çünkü film senaryo açısından oldukça başarılı olsa da sinematografik açıdan vermek istediği mesajı yeteri derecede yansıtamamaktır.

Kapitalist Modernite’de Düalizmden Kopmak

Yaşam düalist bir yapıya sahiptir. Tıpkı madde enerji, aydınlık karanlık,  iyilik kötülük, anlam ve hakikat gibi.Bu dualistlik kurulmadığı takdirde ne yaşam var olmakta ne de yaşamın hakikati… Ancak günümüz tüketim zihniyeti kendisindeki düalistliği adeta parçalamaktadır. Günümüz hegomanyası kapitalist modernitesinde birey adeta ruhunu yitirmiş bir beden gibidir.

Modern birey özündeki anlamı yıkarak, yitirerek rüzgarda savrulan bir virüs gibi yaşamını sürdürmektedir. Ne için yaşadığını bilmeyen sorgulamayan ruhunu yitirmiş bir beden gibi yaşıyoruz. Bir et parçası olmaktan öteye gitmeyerek kendi varlığımızı reddederek hiççiliğin boyunduruğunda sadece nefes alıp vererek yaşıyoruz. Ve böyle bir yaşam ne iyilik ne sevgi ne de hakikati ile yaşanıyor. Her şey nedensiz,  anlamsız ve ruhsuzca…

Ya her şeyi bir beden üzerinden ya da ruhsal,  sezgisel bir bakışla yorumluyor. Kapitalist modernitede yaşam adeta birbirini reddederek ve yok ederek örülüyor. Düalizmden kopuş nedensiz bir ruh,  ruhsuz bir beden insanlığı her daim telafisi olmayan felaketlere sürüklemiştir.

Boşlukta Sallanan Ruhlar…

Ruh ve beden filminde ise ruhu  Maria  bedeni ise Endre temsil ediyor. Maria,  bedenle buluşmamış bir ruh gibi boşlukta sallanırken Endre ise ruhuyla bütünleşmemiş ‘mış’ gibi yaşayan eksik bir insan. Ve bu iki insanda temsil edilen ruh ve beden rüyalarda bir araya geliyor. Bu da bize ünlü analitik psikolojinin temsilcisi Jung’un düşüncelerini hatırlatıyor.

Hakikat Bütündür Parçalanamaz

Bir tesadüf sonucu rüyalarının aynı olduğunun fark etmelerinin ardından Maria ve Endre,  bunu gerçeğe taşıma peşine düşüyorlar. Rüyalar,  bilinçalltının dışavurduğu parçalar ise her ikisi de kendi eksikliğinin farkındalığıyla bütünü tamamlama peşine düşer. Yani hakikatin peşine düşerler. Hakikat,  bir bütündür ve parçalanamaz. Tıpkı diyalektik gibi..

Ve filmde diyalektiği her sahne de görebiliyoruz. Rüya hakikat iken kendi yaşadıkları mekan olan mezbaha ise gerçekti. Hakikat olan rüyada yaşam kar beyazlığında eşsiz bir doğa iken gerçek mekan mezbahanede ise duygulardan kopuk bireylerin hikayeleriyle adeta bir beden doğranmakta. Gerçekte kimseyle bakışmayan temas kurmayan Maria,  hakikatte bakışır,  temasta bulunur.

Bedenin Ruha,  Ruhun Bedene Kavuşması

Ve her iki karakter de hakikatin bir bütün ve parçalanamaz olduğu düsturu ile hareket ederek bir tamamlanma arayışına düşüyor. Tıpkı hakikat ve gerçek gibi ruh ve bedenleri birleşmezse eksik kalacaklarının farkındadırlar.

Bu noktada Maria, bir ruh olarak bedene ulaşmak için hissetmenin, sanatla anlamın peşine düşerken bir beden olarak Endre ise ruha kavuşmak için bir sorgulamanın peşine düşer. Her ikisinin dünyasında da bir diyalektik görmek mümkün. Endre,  ruhsuz bir bedene uyan bir karanlıkta, kirli,  pasaklı ve anlamsızlık içerisinde iken; saf bir ruh olan Maria ise,  aydınlığın içerisinde temiz,  titiz bir anlamlılık içerisindedir.

Ruh ve Beden Birlikteliğinde Hakikatin Peşinde Olmak

Filmin finali ise bu tamamlanmışlığın mutluluğu ile biter. Bu mutluluğa ulaşmanın ardından rüyalar son bulur. Gerçek hakikatle, ruh bedenle tamamlanır… Bu tamamlanmışlık hikayesi bize belki hakikatin kapılarını açmayacaktır. Ancak hakikaten ışık tutacaktır. Yoksa bizler,  yaşamın zenginliği olan dualizmden koptuktan sonra ruhunu yitiren, cüzzamlı bir beden olmanın ötesine geçemeyeceğiz.

Ya ruhunu yitiren bir beden olarak boşlukta savrulan bireyler olacağız ya da düalizmi yakalayan ruh ve bedenin birlikteliğinde hakikatin peşinde olacağız.

DİPNOT

Ildikó Enyedi’nin yazıp yönettiği filmin başrollerinde Morcsányi Géza, Alexandra Borbély ve Zoltán Schneider yer alıyor. Film, 67. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı büyük ödülünü kazandı. Aynı zamanda bu yılki en iyi yabancı film dalında da Oscar’a aday

 

Paylaş

Yazar Hakkında

Selman Çicek

Anadolu Üniversitesi Felsefe mezunu. 2013 yılından bu yana çeşitli gazete ve ajanslarda muharbirlik yaptı. Şimdi ise yazdığı bir senaryo üzerinde çalışmakta.

Cevap bırakın