Sabaha karşı dört civarı uykumu bölen mide ağrısı. Yataktan kalkmak için bedenimi taşımak istemeyen ayaklarım..

Zamansız ağrım mı, kalkmanın mecburiyeti mi hangisi daha çok iç sıkıntısı yarattı?, bilmiyorum ama; uykusuzlukla birlikte bu gidişle delireceğim cümlesini dilime düşürdüler.

Geceme uğramayacağını bile bile, bir umut göz kapaklarımı okşamasını beklediğim inatçı uyku.
Biliyorum bunun ardından bir huzursuzluk daha gelecek, bir an önce sızabilsem keşke dedirtecek uzun bir muhabbete gireceğim kendimle .

Öyle de oldu.
Tavana boş boş bakarken dile gelen keskin düşüncelerim..

İçten içe öz eleştirilerim, kafamdaki kendime meydan okumalar ve bir türlü noktalayamayıp, cevaplarını es geçtiğim dağınık soru cümleleri. Bir de cevapların acımasızlığını ve gerçekliğini kabullenme çabası ekleniyor tüm bunların üstüne.

Gece gece katlanılmıyor bu sorgulara ama; hiç kaçışım yok biliyorum.

Merak ettiklerimden biri de olur olmaz şeylere delireceğim, çıldıracağım sözcüklerini dudağından eksik etmeyen bizler gerçekten de nasıl delirmedik ya da deliremedik bu karmaşa ortamında? Bunca zaman nasıl direndik?

Bizi tutan kimdi, neydi sebebimiz, uygun zaman hangisiydi, ne kadar bekleyecektik? Oysa onlarca nedenimiz yok mu? Belki onlarca demek bile hafif kalır, sebeplerin ağırlığına haksızlık etmek olur.

Mesela kendilerine verilen rütbeler ve sıfatlar sebebiyle mecburiyetten yaşantımıza dahil ettiğimiz, varlığımızdan bi haber kadınlar ve adamlar mevkilerine ulaşmak için hayatlarımızda tepinirken, tozu dumana kattıkları zihinlerimizde bizleri köşeye sıkıştırırken nereye gömmüştük çıldırmak isteyen irademizi?

Ya da kendi yanlışlarını, bizim doğrularımız yapabilmek için namluyu her fırsatta suratımıza çevirip, tetiği çekmekten korkmayanlar yetirince ağır bir sebep değil mi?

Peki gücü elinde tutanların değerlerini kabullenmiyor diye yıllarca duvarlar arasına sıkışmaya dayanamayıp fikrine, zikrine, özüne kıyanlar,esamesi unutulanlar.

Himaye etmeleri için emanet ettiklerimiz tarafından istismara uğrayan çocuklar ve bu affedilmez suçu meşrulaştıranlar vicdanıma da akıl sağlığıma da tesir etmez diyorsanız zaten siz başka bir dünyanın yaratıklarısınız ve tesadüfen aramızdasınız.

Birileri akıl sağlığını kaybetmek pahasına kral olabilmek için Bir Delinin Hatıra Defterini yeniden yazıp, oynamakta ve bizlerde çıldırmaktan daha kolay olduğu için oyunda figuran olmayı kabul edip susmaktayız.

Bir gün delirmek gerçekten bir lüks, bir nimet olacak.

Susacak yerimiz kalmadığında akıl sağlığını kaybedilmek uğruna ilaçların üretilip, ellerinde reçetelerle ilaç kuyruğuna girmiş insanları göreceğimiz günler pek yakın gibi.

Önceki İçerikZeus’un Günlüğü – 6
Sonraki İçerikTenor Johan Botha Hayata Veda Etti
İkizler kadını, iletişim insanı, doğu akdenizin güneylisi… Yazmak bir hastalıksa şifası da parmak ucunuzdaki kelimelerde saklıdır. Bulaşık yıkarken, bisiklete binerken,Uykusuz kaldığım suratsız sabahlarda bir kelime sürekler beni peşinden.Sonra bir bakmışım cümleler sürüsünün ortasında sağa sola koşuyorum.

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazarak Görüşlerinizi Belirtebilirsiniz.