Beyin Siz Misiniz?
Bizce değil.
Sizce?

Çünkü bizce beyin sizsiniz… Üzgünüm. Beyinsizsiniz.!

Düşük ve katmer algılarınız size ne söylüyor?
Ya da ne düşünüyorsunuz, size beyin siz siniz dediğimiz zaman?
İlkin ne duyuyorsunuz sözcüklerden? Sözcüklerin ritminden..?
Bir daha okuyun…

Beyin Siz siniz..!

Çok hızlı değil mi?  Dalgalar arasında iki ve üç ve daha fazla ton anlam hareket ediyor.
Ne algıladığınızı fark edebiliyor musunuz? Notaların vuruşundan?

Ama bırakın bunu da keşke, yargısal duruşunuzun daha az yönelimi olsaydı; sizin için söylenmiş olmadığını duyduran yargı algılarınız..!  Ve keşke yargınız da kulağınızın sol anahtarı olmasaydı, tüm duyma ve okumalarınıza karşı beyniniz de..! Siz, başkası için siz dediğimiz yazıyı okuyan sizler olduğunuzu düşündüren beyninizdesiniz..! Tüm bakma ve anlamalarınızın başına, -başınıza-  bu yargı sol anahtarı koyularak; görüyor ve anlaşılır kılınıyor devamında gelen sahne görüntüsü ve anlamışlıklarınız. Ancak öyle oluyor size yani.
Yargınız, beyninizin sol anahtarı; tüm anlama ve anlamamalarınızın geçtiği zekâ ve aklınızda çalan ‘anlama’  ve ‘anlamama’ bestelerinin başına koyulan…

Ama eminim beyin siz olduğunu zaten biliyorsundur.
Peki, beynin siz olduğunuzu da biliyor musunuz?
Örneğin, beyin sizsiniz başlığını görünce içeriğinde  ‘bilimlerce’  bir şey ya da bilimsel bir yazı olduğunu düşündünüz mü?
Niye beyin sadece bilimde olan bir şey mi?  Beyin sanki insana oradan geliyor gibi.
Beyin sadece bilimde kullanılan bir kavram ya da yaşamda da sadece bilimlerce bilinen, söylenen ve duyulan bir sözcük mü?
Beyin deyince bilim geliyor akla, oysa akıl deyince gelmiyor bilim akla.
Beyin deyince ‘bilim’ geliyor hep akla, hiç ‘insan’ gelmiyor akla.
Beyin deyince hiç insan gelmiyor akla, daha çok bilim geliyor akla, neden acaba?
İnsan beyin siz mi?
Ah, insana beyin deyince bilim geliyor hep insanın aklına, insan gelmiyor hiç insanın aklına…

Sanatta da beyin yok mu?
Ya da insana ait tüm ‘her şeylikler’ de beyin yok mu?
Daha kötüsü siz de beyin yok mu? –Yaşantınız da yok mu?-

Eğer beyin sizsiniz, yazısını okuyunca size sadece ve doğrudan bilimlerce bir çağrım uyandırdıysa ilkin, o halde siz gerçekten beyin siz siniz..!
Şimdi ne duydunuz?
Yine size beyin siz dediğimizi mi zannettiniz yoksa?
Biz size hiçbir zaman beyinsizsiniz demedik, sadece beynin siz olduğunuzu söyledik.
Tekrar, tekrar  okumalısınız..!

Sizce biz size ne söyledik?

Size bir şey söyledik mi? Biz beyninizle konuşuyoruz zaten, en başından beri, size ne söyleyeceğiz? Siz, bizim size bir şey söyleyeceğimiz bir şey misiniz? Çünkü beyin siz siniz..!

Şimdi daha iyi duydunuz mu?

Bir ressamın tuvaline vurduğu fırça darbeleri ya da bir müzisyenin notalarla dans eden ahengi gibi, ya da bir heykeltıraşın elleriyle hissederek bir biçim vermesi gibi, bir tiyatro oyuncusunun sahnede yürürken adımlarından çıkan sesle önce kendi ruhunu titretmesi gibi, bir yazar da sözcüklerle eşsizliğini ortaya koyar
ama sizlerle.

Eşsiz mi olur o zaman?
Eşi sizlersiniz ama, siz okuyanlar…
Çünkü beyin siz siniz.!

Beyin Siz siniz!
Beyin Siz siniz!

Ceviz beyinli adama aldanmayın.!

İnsan bekliyor ki yazımdaki gramer ruhunu da titretsin, pardon ‘beynini..! ‘
Böylece bilsin ‘ne’  okuyacağını..! Daha kötüsü ‘ne’ okuduğunu.
Bazen küçük işaretlemelerle yalnız hayatını değil hayatındaki bütün bir ‘bilgi sistemini’, anlamasını da denge de tutar…

Eğer böyle yazarsa ‘ Beyin Siz siniz.! O zaman beyinsiz olduğunuzu anlamazsınız. Ama böyle yazarsak, ‘beyinsizsiniz’ o zaman kendisine beyinsiz dediğini düşünür.
Ah insanın şu çılgın algısı, insana da güzel bir çılgınlık yapsa bari. Algısı gerçek söylemi nasıl duyacaktı peki? DUYUYOR DA..!
Neyse.
Eğer biz size beyinsiz diyecek olsak, bunu defalarca yapardık ve farkında da olmazdınız aslında. Bir taneyi bağırarak yaptık bile, örnek olsun diye. Hemen yukarıda, “Eğer böyle yazarsa” Beyin Siz siniz..! “O zaman beyinsiz olduğunuzu anlamazsınız.” Anladınız mı?
Yine mi yok?
Eğer böyle yazarsa Beyin Siz siniz..! “O zaman beyinsiz olduğunuzu anlamazsınız.!”

İkinci cümlede zaten beyinsiz yaptık sizi. Hem de ‘Beyin Siz siniz’  dememizle bile..!

Çalıyor yine notalar,
yalnız iyi algılayan gözü değil sanatsal bir kulağı da olmalı,
okumalarda yükselen zekâ müziğinin sesini işitmesi için insanın da değil,
ruhunun..!

Ama bunlar zaten sizin hep bildiğiniz şeyler.. Hep.
Hep..!
Ne gerek var o zaman konuşmaya? Ne gerek var yazmaya?
Ne gerek var sizin de okumanıza?
Ne gerek var sanata da, sanatçıya da?

Al, dünya sanat, insan sanatçı, bitti..!

Aynaya bak gör, dışarıya bak anla, gökyüzüne bak hisset..! Bitti..!

Ne gerek var, başka bir şeye artık?

Öyle mi?

Öyle, öyle… Size öyle..! Size çoğu zaman öyle..!
Çünkü,
Beyinsizsiniz..!

Yazar: Sedat Hasoğlu

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazarak Görüşlerinizi Belirtebilirsiniz.