Asılan Marsyas heykeli, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunan, yapıldığı dönemin sanatsal bakış açısını ve mitolojisini yansıtan en güzel ve dikkat çekici eserlerinden biridir. Bu yazıda kısaca eserin özelliklerinden ve mitolojisinden bahsedilecektir.

Asılan Marsyas Heykeli: Ne derler bilirsiniz; “tanrıyla yarışılmaz”. İşte Marsyas’ın hikayesi tam da böyledir. Mitolojik bir karakter olan Marsyas, Yunan müziğinin doğuşu için önemli söylencelerin başkahramanı olarak karşımıza çıkmaktadır.

İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen heykel, Helenistik döneme tarihlenir ve Tarsus ilçesinde bulunmuştur. Heykel kolları arkadan birleştirilerek, bir ağaca asılmış olarak tasvir edilmiştir. Ağaç bu heykelde görünmese de değişik bölgelerde bulunan aynı temalı heykellerden ağacın varlığını bilmekteyiz. Heykelin kolları tahrip olmuş ve dizlerden aşağısı yoktur.

Mitolojik konuya uygun olarak; Bu eserin bir heykel grubu olduğu bilinmektedir. Kuvvetle muhtemel, solunda oturan Apollon ve sağında derisini yüzmek için bıçak bileyen bir İskitli kölenin tam merkezine yerleştirilmiş olmalıdır Marsyas.

Manisa Müzesi’ndeki Marsyas heykeli
Manisa Müzesi’ndeki Marsyas heykeli

Vücut anatomisi başarılı bir şekilde işlenmiş, asılma sırasında adalelerin gerginliği başarılı bir şekilde verilmiştir.  Helenistik heykel özelliklerinden olan saç ve sakalın işlenişi barok özellik göstermektedir. Helenistik dönem ile birlikte ideal güzellik kavramından uzaklaşıp, daha günlük konular sanata yansıtılmaya başlanmıştır. İnsani duygulara yer verilmiştir.  Yüzünde sükût içinde öfke ve acı yansıtılmıştır.

Marsyas neden asıldı peki?  Mitolojik kaynaklara göre; “Tanrıça (Athena), tanrılar katında bir şölen sırasında geyik kemiğinden yapmıştı ilk flütü. Fakat Hera ve Aphrodite, ona flütü üflerken bakıp, yüzünün aldığı şekille alay etmişlerdi. Bunun üzerine, Athena hemen Phrigia’ya giderek, bir ırmakta kendi yüzüne bakmıştı. Phrygia’ya giderek duru bir suda yüzünün gerçekten çirkin olduğunu görmüş, sinirlenip, fırlatmış. Flütü atarken, onu yerden toplayacak olanı en büyük cezalara çarpacağına ant içmiş, Marsyas bunu nerden bilsin, yerde bulduğu flütü almış ve çalmaya koyulmuş. Marsyas bayılmış sesine, o kadar sevmiş ki dünyada bundan güzel ses veren saz olmadığını ileri sürmüş ve Apollon tanrının lyra’sıyla yarışmayı bile göze almış. Tanrı bu, yarışma için bir şart koşmuş: Kim yenerse yenilene istediğini yapacak. Yargıç olarak Tmolos (Bozdag) tanrısını almışlar. Birinci yarışma sonuç vermemiş, ikincisinde Apollon Marsyas’a meydan okuyarak flütünü tersine tutup çalmasını buyurmuş, kendisi lyra’yı ters tutunca aynı sesleri çıkardığı halde, Marsyas flütünü öttürememiş, bu yüzden de yenik düşmüş.

Yarışmayı gözleyen Phrygia kralı Midas genede flütün lyra’dan üstün olduğunu söyleyince tanrı onun kulaklarını eşek kulakları haline getirmiş. Ama bununla kalmamış, Marsyas’ı tutmuş, bir ağaca bağlamış ve derisini yüzmüş. Marsyas bu korkunç işkence içinde can vermiş. Apollon sonradan yaptığına pişman olmuş derler, lyra’sını yere atarak kırmış, Marsyas’ı da bir ırmak haline getirmiş. Gökbel’de akan Çine çayı işte bu ırmakmış.

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazarak Görüşlerinizi Belirtebilirsiniz.