Asıl Hastalık : NORMALİTE

0

İnsanlığın en büyük laneti ve en büyük armağanı; beyin. Çoğu zaman dinlemediğimiz, çoğu zaman sözünden çıkmadığımız, anlamlandırmakta zorlandığımız parçaları, getirileri olan ah o farklı dili. Bilincin ve bilinçaltının gizli yarışı. Ve benim en çok arafta kaldığım o soru ve karar veremediğim cevapları: psikolojik hastalık dediğimiz o detaylar insanın bilmeden beynine hükmü mü? Peki ya bu olguları yönetmeye başlasak ne olur?
Birinci detay, şizofreni: Doktor tanılarına göre bir psikolojik hastalık, insanın var olmayan şeyleri görmesi, duyması, hissetmesi… En çok çeliştiren nokta, felsefe ilkelerinin birine göre bir şeyin varlığını kabul ediyorsak o şeyin ürününün varlığını da kabul etmek zorundayız. O zaman sorulması gereken en önemli soru beyinin varlığı kabul edilir ama ürünleri neden yok sayılır?
İnsanın yaşadıklarıyla orantılı ya da çok fazla ve farklı nedenlerden dolayı doğan içerikler var olmadığı iddia edilen şeyleri görebilmek. Bilmeden kafamızın içinde açtığımız kapılar mı aslında?
Peki ya insanlar beyinlerine hükmedebilse ve istediklerini görüp duyabilse nasıl olurdu acaba? Örneğin; ABD` de kendi isteği ile göz rengini maviye dönüştüren bir şizofreni hastası geçer kayıtlarımıza. Peki! Bu bilinmeden yapılan bir biyokinezi tekniği miydi? Ve burada akla gelen bir sürü sorudan biri: Genler de mi insanın kontrolü altında?
Mesela kişilik bozuklukları  bir kişilikten diğerine geçebilmek ve hiçbir şey hatırlamamak. Farkında olduğumuz ama yönetmek de zorlandığımız bu dünyayı hastalık olarak sınıflandırmak  ne kadar doğru ki. Bipolar diye tanımladığımız insanlar; manik-depresif ani değişen duygu durumları, intihar eğilimleri ve daha verebileceğimiz birçok hastalık ve örnek bulunmaktadır.
Tek ruhsal hastalıklarla sınırlı kalmıyor bu, bedensel rahatsızlıklarında yapılan araştırmalara göre birçok duygusal nedenlerin etki olduğuna dair iddialar var. Aile içindeki problemlerin lenf bezlerinin büyümesine yol açabilmesi, regl olamamanın kadınlığı kabullenememeyle orantılı olması hatta ve hatta ağrı ve sızıların sevgiye, dokunulmaya hasret çekmeyle alakalı olduğu konusunda bilimsel bulgular bulunmaktadır. Daha birçok örnek verilebilir bu konuda. Alzheimer hastalığının içsel nedenlerinden biridir mesela hayatı terk etme arzusu. Beynin tabi ki de problem ve redler dışında kendi bedenine yardım etme biçimleri de vardır. Neşeyle dolmalı, anı yaşamalı, hayata teslim olmaya
yönelmek ve en önemlisi kendinden kaçmamak.
Peki, o zaman birinci aşama: Yaşadığımız “hastalık” denilen bu durumları, hastalık olmadığına kabul etmekle mi kontrolümüz altına almaya başlayacağız? Bedensel ve ruhsal alanda olan bütün getirileri benimsemeli, kabullenmeli ve aşabileceğini bilmeli mi insan? Evet.
Beyninize hükmedin, sizin bedeniniz sizin ruhunuz! Ne olursa olsun hiç bir durumu reddetmeyin aksine kabullenip insanın başına her şeyin gelebileceğini bilin. Yaşadığımız duygulardan öfke de olsa korku da kaçmayın. Unutmayın her duygu yaşanmayı hak eder. Ve hiçbir duygu sonsuza dek sürmez. Doğru kapıları açabilmeniz ve ipleri artık elinize alabilmeniz dileklerimle.

Kalın sağlıcakla…

 

Paylaş

Yazar Hakkında

İlayda Erleblebici

Dokuz Eylül Üniversitesi Felsefe Bölümü öğrencisiyim. 20 yaşındayım. Yazdıklarımla ve fikirlerim ile Bilim Felsefesi alanında ilerlemeye çalışmaktayım. Yazmak da ki en büyük amacım ise insanlara doğru bir üslupla yaklaşarak dünyaya farklı bir pencereden bakmalarını sağlayabilmek. Küçükken dinlediğim Deniz Yıldızı hikâyesini hayat felsefesi edinmiş olup bir insan da olsa dünyaya yardım edebilmeyi amaçlamaktayım.

Cevap bırakın