ARZUHAL’İM KALMADI

0

Yaşar Kemal’in İnce Memed romanında Hatçe ismindeki karakter Abdi Ağa’nın yeğenini öldürdüğü gerekçesiyle hapishaneye atılır. Tuzak sonucu mahpus damına düşen Hatçe’ye giden babası, “Ben arzuhalciye gidip her şeyi yazdırırım. Hükümet okursa onu, senin suçun olmadığını anlar. Hükümet de insan. Onun da merhameti var. Suçsuz yere ne diye seni yatırsın?” der ve kızı için iyi bir arzuhal yazdırma derdine düşer. Köşe başlarını tutan arzuhalcilerden aman diler. Hiç şüphesiz bu kesit, dilekçe yazan şahısların önemine işaret eder. Zira evlilikten boşanmaya, adli sicil kaydından mahkeme işlemlerine kadar evrakları pratik olarak hazırlayan ve her türlü dilekçe yazımını gerekleştiren arzuhalciler, nam-ı diğer dilekçeciler, günümüzde de varlığını sürdürüyor. Malum teknoloji gelişiyor, hantal daktilolar yerini avuçiçi bilgisayarlara bıraktı bile. Dilekçe yazılan aletler form değiştiriyor. Ancak resmî makamlara halimizi arz eden kişilere hala ihtiyaç duyuluyor. Metropol kentlerdeki arzuhalcilerin sayısı gün geçtikçe azalsa da dilekçeciler kırsal kesimde bir hayli rağbet görüyor. İnternet sayesinde sanal ortamda dilekçe örneklerine ulaşmak kolay olsa da, onların müşterisi kesilmiyor.

Biz de Adana Adalet Sarayı’nın karşısında sıralanan arzuhalcilerden Yaşar Bey’i ziyaret edip mesleğin geçmişi ve geleceği hakkında sohbet ediyoruz. O, 12 yıl bir avukatın yanında çalıştıktan sonra emeğinin karşılığını alamadığı gerekçesiyle işten ayrılmış. Adalet Sarayı’nın karşısında bir tezgâh açmış. Yazın sıcakta, kışın yağmurda sıkıntı çekse de mesleğini severek icra ediyor. Önünde 1990 model eski bir daktilo. “Küçük bir bilgisayar alıp iş yapmayı ben de bilirim. Fakat daktilo tıkırtısı olmadan olmuyor.” diyor. Halkın nostaljiyi sevdiğinden dem vuruyor. O esnada gelen müşterisini de geri çevirmiyor. Yaşar Bey’in tezgâhına yanaşan yaşlı amca, komşunun tavuğu maydanozunu yedi diye şikâyette bulunmak istiyor. İş başa düşüyor ve Yaşar Bey daktiloyu tıkırdatmaya başlıyor. “Bir maydanozun lafı mı olur amca?” diyecek oluyoruz, tavukların bahçeyi talan ettiğini anlatıp bize de söyleniyor. Dilekçesini alıp cebindeki bozuklukları bıraktıktan sonra yoluna devam ediyor. Önceki günlerde de bir teyze, bahçe sularken su sıçrattı diye komşusunu şikâyete gelmiş. Yaşar bey, büyük küçük her mesele için dilekçe yazdığını anlatıyor. Yaptığı iş kolay değil, en az bir avukat kadar meslekî jargon bilmek gerekiyor. Malumunuz dilekçelerde girift cümleler, uzun ifadeler yer alıyor. “Arz ederim, rica ederim” gibi ifadeleri anlamak kolay da ‘hilaf-ı hakikat, kaza-i rüşd, ivedi, muvazaa, istihsal, temyiz’ ve benzeri kelimelerden örülen dilekçeleri anlamak bir hayli zor. Hal böyle olunca halkın derdini resmî dile tercüme eden arzuhalcilerin geçmişini merak edip bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bu yazıyı bilgilerinize arz ederim!
Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde arzuhalcilerden söz eder. Esnaf-ı yazıcıyânın yani yazıcılar esnafının ordu ve pazarda, Sadrazam Kapısı’nda arzuhal ile mektup yazdığını bildirir. Nitekim her devirde olduğu gibi Osmanlı Devleti’nde de talep ve şikâyeti olan herkes resmî makamlara dilekçe sunar. Arzuhalciler yargılama sırasında hiçbir zaman taraflara hukuki yardımda bulunmaz. Sadece tarafların yargılama öncesi istemlerini içeren dilekçeleri yazar. Ancak bu meslek öyle mühimdir ki Osmanlı Devleti’nde yazıcılık, bir teşkilata bağlı olarak resmî müsaade ile yapılır.

  1. yüzyılda arzuhalcilerin bir başı ve ocağı bulunur. Arzuhalcibaşılar ocağa, onlar da çavuşbaşılığa bağlıdır. Çavuşbaşı ise Divan’daki çavuşların amiridir. 1660 yılında arzuhalcibaşının saraya dilekçe vermesi üzerine, sadrazamın emriyle arzuhalcilik ilk kez resmen düzenlenir. Nizamnamede arzuhalcilerin nitelikleri, mesleğe başlarken izin alma zorunluluğu, mesleğe girme koşulları, nerelerde çalışacağı gibi bilgiler yer alır. Yani yazıcılık, belli kurallara bağlanır ve her önüne gelen kişi arzuhalci olamaz.

O dönemde dilekçecilik izni alabilmek için ocaktan yetişmek gerekir. Bu işi icra etmek isteyen kimse, arzuhalcibaşı, divan-ı hümayun çavuşları ve ocak zabitlerinden oluşan bir kurul önünde imtihan verir; kazandığı takdirde mesleğe kabul edilir. Kanun ve usül bilmeyenlere arzuhalcilik yetkisi verilmez. Zira dilekçelerin ahkâm-ı şeriye’ye yani hukuk kurallarına uygun olması gerekir. Dolayısıyla imtihanda, kanun bilgisi sorulur. Hukuku bilen, halkın işini bozmayan, hakka riayet eden, adaletli kişilerden seçilmesi önem taşır. Tüm bu elemeler geride kaldıktan sonra kişi, yazıcılık dükkânı açmak için ruhsatnâme alır. Dükkân açtıktan sonra denetlemeler devam eder. Resmî evrakların incelenmesinde usule aykırı dilekçe yazan, edebi aşan lisan kullananlar cezaya çarptırılır. Hatta sürgüne gönderilir. Örneğin hicrî 1255’te arzuhalci Abdülkerim terbiyesiz ifadelerle arzuhal yazdığı için Bursa’ya sürgün edilir. Hicrî 1271’de Esirci Bayram’a sahte belge düzenleyerek satılması yasak olan zenci köleleri sattıran arzuhalci İsmail de Bursa’ya gönderilir. Daha basit hata yapanların ise ruhsatına el konulur, tüm yetkileri elinden alınır.

Arzuhal kurumu, zamanla padişahların haksızlıkları önlemek ve düzeltmek için yararlandıkları mekanizma haline gelir. Nitekim dilekçeleri veren kim olursa olsun  muhatabı tarafından ciddiyetle incelenir ve cevaplandırılır. Bu sürecin sonunda haksızlıkların giderilmesi, muhtaçlara yardım edilmesi, hataların düzeltilmesi yönünde birçok siyasî ve idarî karar alınır. O dönemde okuma-yazma oranı düşük olduğundan insanların sadece resmî dairelere yazacakları yazı için değil günlük mektuplaşmaları için de yazıcı esnafı yardımcı olur. Arzuhalciler, kişisel mektupları yazdıkları gibi gelenleri de okur. Mektubunu okuduğu kişilerin özel hayatı hakkında bilgi sahibi olduklarından arzuhalcilerin dedikodu yapmayan, elindeki bilgileri lehte ve aleyhte kullanmayan, sır tutan kişiler olması büyük önem taşır.

Halkın her çeşit ihtiyacına cevap veren yazıcılarda acelesi olanlar için önceden hazırlanmış dilekçeler bile bulunur. Arzuhalcinin yegâne sermayesi olan küçük bir masa, kamış kalemler, birkaç divit, kağıt ve zarflar yerini zamanla daktilolara bırakır. Bilgisayarların yaygınlaşmasıyla tıkırdayan daktiloların tahtı sallanır. Ancak aletler form değiştirse de halimizi arz eden dilekçelerin baki kalacağı aşikârdır.

Paylaş

Yazar Hakkında

Hemra Köse

Cevap bırakın