Melek koydular adını. Âdem kızıydı oysaki. O da etten kemikten bir varlıktı. Bilmiyordu geldiği dünyayı, bu büyük deryanın içindeki katı kaideleri. Belki de hiçbir zaman hayallerini pembe kaplı defterine yazamamıştı. Çünkü onun nüfus cüzdanı pembe, ruhu ise bakireydi. Acaba vücuduna söz geçiremez diye mi korkmuşlardı? Heyhat, yoksa neden 16 yaşında evlendirilirdi ki?

‘Melek koyduk adını, melekler gibi duru ol ve namusumuzu kirletme’ demişler midir?

Ama çığlıklarının tuvalet fayanslarındaki yankılarını duyamadılar. Mahkûm kaldığı tuvalette ona sadece 4 yaşındaki oğlunun baktığını bilemediler. Ve ruhunun hiçlik selinde boğulduğunu göremediler. En kötüsü bu değil miydi? Kendi ailesi tarafından terk edilmek…

Oysaki daha liseye gidecek, arkadaşları olacak, kitaplar okuyacak ve kendi kimliğini bulacaktı. Ama renkleri görme imkânı sunmadılar ona. Kararttılar tüm renklerini. Dili lal oldu gitgide. Sonra gözlerinin feri söndü.  Ve ruhunun ışığı usulca soldu…

“Benim hikâyem gözlerimdedir ki

Ruhum yansır elalarıma, çünkü ben

Çürüyen insanlığın son meleğiyim.”

***

Her geçen gün kadına şiddet artarak devam ediyor.
Her geçen gün kadına şiddet artarak devam ediyor.

Fatmanur koydular adını. Bastığı yerleri nuruyla doldursun, gözlerinin ışığı hiç solmasın diye. Bir deniz aşmış, ailesini bırakmış ve hayallerinin peşinden koşmuştu. Bilmediği bir şehirde yeni bir hayat kurmak istemişti.  Belki de karanlığın ışığı bastıramadığı bir yeri hayal etmişti.

Ama zihninin susmak bilmeyen dehlizleri hasret türküleri çalmaya başlamıştı kulağına. Annesinin kokusunu, babasının saçlarını okşayan nasırlaşmış ellerini özlemişti belki de. Bu duyguları yaşayamasa bile, uzaktan da olsa yüzlerini görmek istemişti. İnternet bağlatmayı düşündü evine. Ailesini uzaktan da olsa görecekti nihayetinde.

Evin her köşesine boyanın kesif kokusuyla karışık bahar havası sinmişti. Fakat kapıyı açtığı kişinin tamirci değil de Azrail’i olacağı hiç aklına gelmiş miydi?  Bir âdemoğlu içindeki ışığı söndürmüştü. O evi ailesinin sesi değil, çığlıkları doldurmuştu. Her bir köşeye kendi kanının kokusu yayılmıştı. Işık ise bir daha asla süzülmeyecekti. Çünkü pencereler sonsuza kadar insanlığa perdesini indirmişti…

“Işıklar içinden geldim, giderim

Ama sen cellât, kapattın yüzünü

Nur’un son yükselişine…”

***

Kadın cinayetleri, tecavüzleri mutlaka durdurulmalıdır.
Kadın cinayetleri, tecavüzleri mutlaka durdurulmalıdır.

Özgecan koydular adını. Neşeler saçsın, yürekli olsun ve canlarının canı olsun diye. O annesinin canı, babasının neşesiydi. Ve her gün annesinin kollarından ayrılıp okuluna gidiyordu. Temiz yüreğiyle gittiği yolların kirliliğini bilmiyordu. Nereden bilecekti ki? İnsanların ruhunun katran karasına dönüştüğünü henüz görmemişti.

Okuldan çıktıktan sonra yemek yemiş, evinin yolunu tutmuştu. Minibüsün camından dışarıya bakarken hangi hayalleri kurmuştu acaba? Direksiyonu tutan adamın gözlerinde sakladığı karanlığı fark etmiş miydi? Çünkü adam kötülüğün ete kemiğe bürünmüş bir siluetiydi.

Temiz hayalleri, pembe umutları ve ailesinin yanına gitme arzusuyla bindiği minibüsün, kendisini sonsuza kadar arş’a yükselteceğini bilmiyordu. Adam kirli elleriyle üstüne uzandığında, çığlıklar geceye karıştı. Gözleri sonsuza kadar kapanırken her yer kırmızıydı. Kan kırmızı…

***

  • Melek Karaaslan (24) 25.07.2012’de kocası ve kocasının ailesi tarafından 8 yıl süren işkence sonunda öldürüldü.
  • Fatmanur Çelik (20) 13.10.2012’de evine gelen internet tamircisinin tecavüzüne uğradı ve öldürüldü.
  • Özgecan Aslan (19) 11.02.2015’de bindiği minibüsün şoförü tarafından vahşice öldürüldü.

“Güzeldi tüm kadınlar

Daha dün soldular.

Bir cellâdın ellerinden

Arş’a yükseldiler.”

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazarak Görüşlerinizi Belirtebilirsiniz.