Hiç önemi yok güne nasıl başladığının. Bir saat öncesinden uyandığı işe yetişebilmek için en son ne zaman kahvaltı yaptığını hatırlamadan çok  yol almıştı o. Belli bir maaş getirisi onu her defasında kahvaltı etmekten alıkoyuyordu. Sıkıntı değil memnundu halinden ya da memnun olmak zorundaydı. Yine ofisinde kahvaltı edebilmek için bir şeyler alırken bulmuştu kendini. Ofise geldiğinde hemen çayını koyup aldıklarını yemeğe başlamıştı. Kahvaltısını bölen çalan telefonunu cevapladığında ise o ses vardı yine diğer tarafta. Ve devamında düğümlenen bir boğaz, sessiz bir düşünce çığlığı. Her zaman ki ses tonuyla ‘’her şeyi bırak şuan da, sadece gel’’ diyen o tanıdık ses. Aklında bu sesin yankısı her yerini kaplarken kendi yaşam mücadelesini veren o yankıya karşı var gücüyle savaşan belirli kaygılar geçiyordu. Geçim kaygısı, mahalle baskısı, var gücüyle benliğini hissettiren hata yapma korkusu da bunlara eklendikçe   o yankılanan sesin peşinden gitmekten vazgeçiyordu. Kaçınılmaz sonun başlangıcına yaklaşıyordu. Tedirgin bir ses tonuyla nasıl olacak?

Yapamayız, anlamlarını taşıyan cümleler dökülüyordu. Hattın diğer ucundakini üzen ama bu cümleleri kurana huzur dolan bir anın sonunda telefon kapanır ve davet böylelikle kaygılara, korkulara yenik düşmüştür. O huzur bir kaç saniye sonrasında pişmanlığa, o kaygılar, korkular yerini yeşeren umuda dönüştüğünde ise artık geri dönülmeyecek bir noktaya gelinmişti. İşten olma kaygısıyla hata yapmaktan korkmanın yerini mutlu olacağın şeyin peşinden gitme düşüncesi egemen oluyordu düşüncelerinde.Ama çok geçti artık yapılacak sadece bir şey  kalmıştı.

120 saniye içinde uyuyup zamanı geri alması gerekiyordu. Bu onun belli yetiler sayesinde edindiği bir yetenekti. Zaman çizgisini sadece 120 dakika geriye götürebiliyordu her hatasından 120 saniye içerisinde uyuduğunda. Konuşmanın bitmesinden sonra ki yaşadığı pişmanlık çok süresini almamıştı ki yeteneğini kullanıp bu anları tekrar yaşadığında ki vereceği tepkileri düşünüp mutlu bir tebessüm belirmişti  yüzünde.

120 saniye içinde uyuyup zamanı geri alması gerekiyordu. Bu onun belli yetiler sayesinde edindiği bir yetenekti. Zaman çizgisini sadece 120 dakika geriye götürebiliyordu her hatasından 120 saniye içerisinde uyuduğunda.
120 saniye içinde uyuyup zamanı geri alması gerekiyordu. Bu onun belli yetiler sayesinde edindiği bir yetenekti. Zaman çizgisini sadece 120 dakika geriye götürebiliyordu her hatasından 120 saniye içerisinde uyuduğunda.

120 dakika öncesi. Kahvaltı edilecek yine zaman yoktu yine monotonluk hakim olan evinde telaşlı hazırlanış sonrası kahvaltı edebilmek için bir şeyler alırken bulmuştu kendini. ofise gelip aldıklarını koyduğu çayla birlikte yemeğe başlamıştı ki yine o telefon  çalıyordu.

Yemeğini bölen telefonun çalmasına sinirlenip sert bir ses tonuyla cevaplanan anın ardından yerini sessizliğe bırakıyordu odada. Çünkü o tanıdık ses cümleleri tekrarlıyordu.

Kararlarında hiç bir zaman mutluluğun peşinden gidicek gücü bulamayan birisi olarak yine kendini savunmasız bir okyanusa atmanın zorluğunu yaşıyordu. Kaygılarının isteklerini yerine getirmek onun için itaatkarlığının bir ispatı niteliğindeydi sorgusuz sualsiz boyun eğiyordu o istekler karşısında. O tanıdığı ses tonu aklına nüfus etmeye  çalıştıkça akarşısına engeller çıkarmak artık onun için hiçte zor değildi. Engel yaratmakta her zaman kendini geliştirmişti ya da geliştirilmesine katkı sağlanmasına izin vermişti. Ona dayatılanın esiri olmuştu  hep.

Hattın diğer tarafındakini üzecek kelimeler yine dökülmeye başlamıştı. Huzurla dolan göğüsüyle derin bir oh çekip telefon kapanmıştı. Tam doğru kararı verdim düşüncesi hakim olacakken pişmanlık belirivermişti. Ve saniye hesabı çoktan yapmaya başlamıştı bile.

HENÜZ YORUM YOK

Bir Cevap Yazarak Görüşlerinizi Belirtebilirsiniz.